Bana Sevgiyi Anlat…

SAMSUNG DIGITAL CAMERATürkCelil

Dokunuş mudur sevgi, bir bakış mıdır sadece, yoksa yüreklerde bir kıpırtı mı?

Anlat bana sevgiyi, demiştim, dolu dolu.

Uzaklara, çok uzaklara doğru uzanırken bakışları, buğulanırdı birden gözleri.

cizi

Ne kadar kaçırmak istese de benden, küçücük, buruşmuş çenesinin titremesini önleyemezdi.
Neler görmüş neler yaşamıştı kim bilir…
**

Anlatması için günlerce yatağının kenarında oturmuş, beklemiştim.
Artık iyice belirgin, iri mavi damarların çepeçevre sarmaladığı küçücük kemikli ellerini günlerce öpmüş, bakışlarımla adeta yalvarmıştım.
O ise susuyordu, günlerdir hep uzaklara, belki de yılların ötesine geçmek istercesine bakıyordu sabit bir noktaya kitlenmişçesine.

**

Günlerdir süren ‘ahmak ıslatan’ yağmurlar bitmiş, kara, kapkara bulutlar dağılmıştı.
Güneş bütün ihtişamıyla evimin etrafında uzanan servilerin arasından gönderiyordu ışıklarını, yatağımın üzerine doğru sessizce.
Islak toprağın o doyumsuz kokusu, cırcır böceklerinin ara vermeden süren çığlıklarına karışıyordu sanki.

Yüreğimde oluşmaya başlayan bir umuttu bu.

Bir sevginin habercisi sanki…

**

Onu, aylar önce bir sokağın köşesinde bulmuştum.
Öylece oturuyor, sanki birisini bekliyor gibiydi.

Sessizce yaklaşmıştım yanına, eğilmiş yüzüne bakmıştım, akşam alacakaranlığının zifiri karanlık geceye dönüştüğü o unutamadığım saatlerde.
Yüreğimde oluşan, beni günlerdir uykusuz bırakan, sebebini bir türlü çözemediğim bir sıkıntı dolaşıyordu bedenimde.
Sokağa çıkmış, o hafif, ‘ahmak ıslatan’ yağmura aldırmadan, hedefi olmayan bir yöne doğru yürüyordum.

**
Üzerimde hâki renkli eskimiş pardösüm, yakalarını yukarıya kaldırmış, ellerim ceplerinde.
Dudaklarımda bir şarkının unutamadığım sözleri ‘karakoldaa aynaaa var, ayna vaaar’.
Ne kadar yürüdüm farkında bile değildim, yürüyordum işte öylesine.
Yüreğim boş, bakışlarım boş, benliğim bomboş.

**

Birden takılmıştı gözüme o alacakaranlıkta.
Önce küçük bir karaltıydı gördüğüm, dudaklarımda mırıldandığım şarkı, sessizce karaltıya doğru yöneldim.

Öylece oturuyordu karşımda, küçücük bir çocuktu belki de.
Bir sürü soru sormuş ama hiçbirine yanıt alamamıştım.
Öylece bakıyordu, uzaklara çok uzaklara.
Bakışları beni delip geçiyor, sonsuz uzaklara gidiyordu sanki.
Alacakaranlıkta tam olarak seçemediğim yüz hatları, sabit bir noktaya kitlenmiş bakışları.

**
Önce elini tutmak istedim, ısrarla çekti önce.
Bir süre alacakaranlıkta baktı yüzüme, saniyeler süren.
Sonra, kendi uzattı küçücük elini bana doğru, aldım o minicik eli ellerimin arasına.

Titriyordu, sarsılırcasına.
Yavaşça kalkarken ayağa, onu da kaldırmak istedim, kıpırdamadı.
Birden yüreğimde bir korku, bir panik oluştu.
Sanki onu yıllardır tanıyor gibi bir duygu sardı bedenimi, ağlamak, haykırmak istedim sebebini bilemeden.

Kendimi tutmalı, alacakaranlıkta, bir sokak köşesinde, küçücük bir bedenin karşısında ağlamamalıydım.

**

Eğildim yavaşça, kucağıma aldım bu küçücük bedeni.
Öylesine hafifti ki, sanki 8-1o yaşlarında bir çocuktu kollarımda.
İşte o zaman iyice baktım yüzüne, minicik kalmış yüzü, hafif çukura kaçmış ıslak gözleriyle, yaşlı, çok yaşlı bir kadındı bu.
O, kucağımda doğrulduğumda, minik başını yasladı göğsüme, bıraktı narin bedenini kollarıma.
Önce derin bir nefes aldı, sonra yavaşça kapadı ıslak gözlerini.

**

Koşar adımlarla ama, onu sarsmadan kollarımda, evime doğru yöneldim.
Kapıyı nasıl açtım, içeriye nasıl girdim, ışığı yaktım mı, ya da nasıl yaktım hiç hatırlamıyorum bile.
Kollarımda ki bu minicik narin bedeni, büyük bir dikkatle yatağımın üzerine bıraktım.
Hâlâ gözleri kapalı, düzenli bir rahatlıkla nefes alıyor.
Üzerinde ki eski yırtık parkanın, arta kalan iki düğmesini açtım, üzerinde vişne çürüğü bir ipek pijama vardı.
Önce anlam veremedim, pijamasının üzerinde parka?
Nasıl olurdu bu, kısacık kesilmiş saçları hafif kızıla boyanmıştı.
Varlıklı bir ailenin yaşlı bir ninesiydi belki de.
O köşe başında, yapayalnız ne arıyordu?

**

Öylesine sakin uyuyordu ki, daha fazla rahatsız etmek istemedim.
Üzerine ince yorganı yavaşça örterek çıktım odadan.
Mutfağa doğru yöneldim, bir şeyler yemeliydim ama sonra, vazgeçtim.
Hava iyice kararmış, uzakta şehrin ışıkları titreşiyor..
Oturma odama geçtim, günümün hemen her saatini geçirdiğim çalışma masama oturdum ve düşünmeye başladım.
Bu minicik yaşlı kadın kimdi?
Yüreğimde durmadan büyüyen bir sevgi seli vardı ona karşı, onu sanki yıllar öncesinden tanıyor gibiydim.

**

Aradan kaç saat geçti farkında bile değildim, olduğum yerde uyuyakalmıştım zaten.
Aslında bu, asla olanaklı değildi.
Ben ki, yıllardır uyumakta zorlanır, yatağımda saatlerce döner dururdum.
Şimdi, koltukta ve kaç saat sürdüğünü bilemediğim deliksiz bir uykuya dalmıştım.
Birden aklıma geldi ve koltuktan uçarcasına fırladım, yatak odamın kapısını sessizce açmaya, göz ucuyla içeriye bakmaya çalışıyordum.
Birden, yüreğime sıcacık sevgi damlacıkları akıtan tatlı bir sesle olduğum yerde çakıldım kaldım.

**

‘Gir içeriye genç adam, ben uyandım artık’, diyen bir sesti bu.
Gördüklerime inanamadım önce, yaşlı kadın minicik bedeniyle yatakta oturuyordu gülümseyerek.
Öylesine güzel, öylesine tatlı bir yüzü vardı ki.
Onu köşe başında ilk gördüğümden çok, ama çok farklıydı.
Yüzündeki o sayısız kırışıklıklar bile sanki azalmış tatlı pembe bir renk oturmuştu yanaklarına. Ve gülümsüyordu, minicik zeytin karası gözleriyle.

**

‘Neden öyle şaşkın tavuk gibi bakıyorsun, gel yanıma, otur şuraya da anlat bana, ben burada ne arıyorum ve sen kimsin?’ dedi.
Sesindeki yumuşacık, sevgi dolu sıcaklık yüreğime işledi sanki.
Dün akşam onu bulduğum anda yüreğimde oluşan, ağlama, haykırma isteğim birden yok olmuş, tüm benliğimi tarifsiz bir mutluluk sarmıştı.
O an anlamıştım işte, ben artık yalnız değildim.

**

Yataktan kalkmasına yardım etmek istediğimde; ‘hadi oradan, çek ellerini bakayım, sen beni ne sanıyorsun?’ diyerek bana öyle bir çıkıştı ki, dayanamadım ve küçücük bedeni önünde eğildim, kollarımı açtım, ona doğru uzattım.
Bana, o zeytin karası gözleriyle nasıl baktığını, o bakışlarda nasıl bir sevgi pırıltısının oluştuğunu, imkânı yok anlatamam. İnce narin kollarını sardı boynuma, yasladı minik başını omuzlarıma, sessizce gözyaşı döktü belki sonsuzluk süresince.

**

Aslında sadece o değildi gözyaşı döken, bende boşalıvermiştim farkında olmadan.
Kollarımın arasında ki minicik yaşlı bedene ortak olurcasına, katıla katıla ağladık.. ağladık…
Ne kadar öylece kaldık? Bilemiyorum…

**

Aylar, belki yıllardır yüreğimi bir mengene gibi sıkan, hayatımı karanlıklara sürükleyen o, karamsarlıklar kaybolmuş, tarifi olanaksız bir sevgi seli sarmıştı tüm bedenimi.
Sonra mutfağa geçtik beraberce, dolapta karşımıza çıkan her şeyden bir parça yedik, sanki günlerdir aç kalmışcasına.
Maharetli minicik elleriyle neler neler hazırladı bir bilseniz.
Ki ben, yıllardır hasrettim böylesine bir sofraya.
Bir yandan ona yardım etmeye çalıştım, bir yandan onu izledim.
Asil bir görünüşü vardı, her hareketi, ağzından çıkan her sözcük, sanki sevgiyi de birlikte veriyordu bana.
Ve ben, bunları alıyordum tek tek ve yutarcasına.

**

Sonraki günlerde saatlerce dertleştik.
O, bana sorular sordu, ben de ona.
Ama, bunları kendimize saklamaya, başkalarıyla asla paylaşmamaya da söz verdik karşılıklı olarak.
Bana neler anlatmadı ki.
En önemlisi bana sevgiyi anlattı, hayır sadece anlatmadı.
Bana sevgisini verdi, daha önce hiç tanımadığım sevgiyi.
Onunla aramızda ki büyük yaş farkına rağmen, gerçek iki dost olduk.
Artık ben, eski ben değildim, evimde öyle.
Evimdeki düzen alabildiğine değişmiş, çiçeklerim bile coşmuştu sanki.

**

Her akşam alacakaranlıkta, balkona oturuyoruz artık.
Uzaklara, çok uzaklara bakıyoruz birlikte.
Ben, hafif bir sesle ona şarkımı söylüyorum.
‘Karakolda aynaa var aynaa vaar’ O, bana sevgiyi anlatıyor.
Benden önceleri kaçırmak istediği hafif ıslak gözleri, hafifçe titreyen minicik çenesiyle.
Ama bu, fazla uzun sürmedi, O, artık zeytin karası ıslak gözlerini benden kaçırmıyor.
Minik çenesi bile titremiyor artık.
Karşılıklı kahkahalar atıyoruz durmadan.

**

Ve bana, bıkmadan usanmadan “sevgiyi” anlatıyor artık.
O, hiç tanımadığım, tatmadığım “insan” sevgisini…
Hem O, hem de ben şimdi,
gülümsüyoruz…

**

TurkCelil

8.7.2003

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: