Dünya barışı tehdit altında

tülay1.jpgProf. Dr. Tülay ÖZÜERMAN

“Açılım” ve/veya “çözüm” politikası adı altında yürütülen milli birliğimizi çözücü politikalarla toplumsal barışımızı tehdit etmenin ötesine geçildiği kritik sürece girmiş bulunuyoruz.

“Barış” diye yola çıkanların çatışmaları tırmandırdıkları bu günlerde, Türkiye’nin iyice içine çekildiği Ortadoğu bataklığına saplanmasının yalnız Türkiye’nin iç barışı değil, dünya barışı için de tehdit olduğunu görmemek için kör olmayı seçmek gerek.

yatay..

Nitekim, Suriye üzerinden “insani” başlığı ile Türkiye’ye göç hareketinin de çözülüş sürecinin bir parçası olduğu fazla uzak olmayan bir süreçte anlaşılacaktır.

Kendi ulusunun yoksulluk ve işsizlik sorununu çözemeyen iktidarın giderek kabaran kaç-göç dalgası ile ülkeye sığınan (ve sızanları) sahipleniyor olması, “biz Esad’a karşıyız, Suriye halkına değil” mesajını içeriyor; ancak bu gelecek süreçlerde Suriye’de yaşanacaklardan Türkiye’nin sorumlu tutulmaması için bir garanti olmadığı gibi, Türkiye’ye sığınmış olanların  bir süre sonra yaşayacakları olumsuzluklara tepkilerini hangi yöntemlerle koyacakları konusu da kocaman bir soru işaretidir.

Yalnız iç barış değil, güvenliğimiz ve geleceğimiz de tehdit altındadır.

Türkiye, 20. Yüzyıl içinde biriktirdiklerini, 21. Yüzyılın ilk on yılı içinde boşaltmaya talip bir iktidar dönüşümü yaşamış, ikinci on yılı içinde de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülke, bölge ve dünya barışı için güvence oluşturan politikalarını terk ederek, bölgeyi yeniden dizayn eden güçlerin kolaylaştırıcısı rolünü üstlenmiştir.

Türkiye artık, bölgede çıkarı olan tüm aktörlerce sıkıştırılan ve giderek yalnızlaşan bir ülke.

Devlet ne için var? Sosyal barış, düzen, güvenlik ve adaleti sağlamak için değil mi? Türkiye artık bu kavramlardan giderek uzaklaştıkça, toplumda gelecek kaygısı artıyor.  20. Yüzyılın son yarısına sığdırdığımız tartışmalar, daha çok özgürlük, parti içi demokrasinin işletileceği anayasal düzenlemeler üzerineydi.

Sistem partilerinin içinde yaşanan tartışmalar, konjonktürle ortaya çıkan AKP ile, bu partilerin kendi içlerinden çözülüşünü kolaylaştıran politikalarla tarihe gömüldü.

Yeni tartışma başlıkları; yine tıpkı sistem partileri gibi kendi içinden tasfiye edilen medyanın, iktidar yandaşı haline getirilmesi ve daha ileri olarak iktidarla özdeşleşmesi ile açılım, çözüm, barış gibi isimlerle sürdürülen süreç etrafında toplanmaya başlandı.

Tüm alanlarda yeniden yapılanmanın başlatıldığı süreç, önceki birlikteliğimizi çözücü söylemlerle desteklendi. Her birisini sahipleniyor gibi ayrıştıran bir söylemle kimlikler bizzat iktidar partisince kazındı ve karşıtlaştırıldı.

Terör örgütleri içinde faaliyet gösterenleri Meclis’e taşıyarak terörü bitireceklerdi…  Olmadı, bu vekiller sadece dilleri ile değil, ellerinde taşları ile de konuştular. Demem o ki; bugünlere gelişimiz bir tesadüf değil.

Türkiye terörle mücadeleyi bırakıp, teröristle müzakere adı altında kucaklaşmayı seçerek sorunu çözemedi, kucakladıklarınca kucaklanmadığı gibi, bugün artık yalnız kendi toplumsal barışımızı değil, bölgemizin barışını da tehdit eden sürecin yöneticisi oldu.

Dünya’nın mevzi savaşlarının hiç bitmediği bitmeyeceği hepimizin malumu. Barış, savaştan daha muğlak bir kavram. Bazılarının kendi savaşlarına verdikleri isim olarak da çıkıyor karşımıza.

Savaşa her zaman mesafeli durmak bu yüzden önemli. Türkiye, Davutoğlu ile aktif dış politika adı altında bu mesafeyi yakınlaştırdı. Şimdi buradan artık dönülemez propagandası yapılarak muhalefet de bu eksene çekilmekte.

Bir atasözümüzü anımsatmakta yarar var: “Zararın neresinden dönülse kardır.” Türkiye bir şekilde Ortadoğu bataklığına iyice saplanmadan çıkış için tüm güçlerini seferber etmeli. Çok önce yaptığımız bir saptamayı anımsatmakta yarar var: Sırada kim var? diye sorarak, “Asıl hedef Türkiye; dolanarak geliyorlar” diyorduk.

CNN’de yayımlanan Kürdistan haritasına bir bakınız…

Savunmaları da ilginç: Kürt nüfusun yaşadığı coğrafyayı çizmişler(!)…

Plan başından bu yana bu değil miydi?

Türkiye’nin bölünmesi değil mi asıl hedeflenen?

Bir süre sonra, yeter ki bu çatışmalar bitsin, yönetimleri ayıralım aşamasına gelmemiz isteniyor. Meclis’in içine çektiğimiz ve siyasallaştırarak çözüm üreteceğimizi düşündüğümüz yapı ile geldiğimiz noktaya bakarak, böyle bir politikanın da sonu olmadığını, yeni bazı taleplerin geleceğini, içinde bulunduğumuz zayıflıktan yararlanarak, Kıbrıs müzakerelerini durduran Rum kesimi üzerinden okuyabilirsiniz.

Türkiye; şu hali ile bile bölgedeki ülkelerden çok daha fazla zarar görmüş durumda iken, savaşın içine çekilmesinin bedelinin iyi hesaplanması gerekiyor. İkinci Dünya Savaşı esnasında üzerindeki tüm baskılara karşın savaş dışı kalabilmiş bir ülkenin, bugünün konjonktürüne teslim olması çok vahim sonuçlar doğuracaktır.

Coğrafyamızda Müslüman kırımının Müslümana yaptırılıyor oluşuna tepkiyi örgütleyecek bir ülkenin kendi içinde çatışmalara çekiliyor olması kaygı verici.

Türkiye’de sivil, askeri, siyasal tüm güçler konjonktüre direnecek bir iradeyi daha fazla gecikmeden örgütlemezse,  savaş bölgenin kaderi olmakla kalmayıp, dünyayı da içine çekecektir.

Kazanın her geçen gün biraz daha kaynatıldığı coğrafyanın içine düşürüldüğü çıkmaz, alt ya da üst kimlik demeden tüm Müslümanları tehdit ediyor. Tehdit edenlerin dışında kalamayacağı tehlikeli bir tırmanışın eşiğinde, “aklı öne çıkaracak politikalar için hala geç değil” diye düşünmek çok daha akılcı olacak…

Sıfır sorun diyerek, sorunların sıfırlanmadığını yaşayarak öğrenmenin bedeli şimdiki hali ile bile çok ağır.

Daha ötesi, kime kimlere yarar?!…

Kritik soru bu!…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: