Söylemesem çatlarım

yasliLevent Kırca

Ev taşıdım Kadıköy’e, tiyatronun yanına. İnsanlar kiracıyken ev alır çıkarlar, ben ev sahibiyken evimi oğullarıma bırakıp kiraya çıktım.

Kötü mü oldu? En azından kafam rahat. Malda mülkte gözüm olmadığını herkes bilir. Taşınma konusu önemli. İnsanın maddi ma-nevi zararı oluyor.


İki katlı, bahçeli, havuzlu evimden apartman katına çıktım. İşin önemli tarafı; kedilerimi ve köpeklerimi evde bırakmak zorunda kaldım. Onlardan ayrılmak zor oldu. Bir de kötü olay yaşadım. Kâbus, Aşık Veysel’i yedi. Aşık Veysel kuşumun adı. Kâbus ise kedim.

Benim taşınma telaşımdan yararlanıp, planlar kurup Aşık’ın hakkından geldi. Önce size biraz “Aşık”tan bahsedeyim. Bence o bir kuş değildi. O, benimle konuşur, dertleşir, bakışarak anlaşırdı. Onu yattığım odaya almıştım. “Kâbus”un şerrinden korumak için. Sabahları kaçta kalkacaksam “Aşık”a tembih ederdim.

Dediğim saate kaldırırdı beni. İnanır mısınız o serçe parmağım kadar şey, son zamanlarda tek arkadaşımdı. Aşağılık “Kâbus”, arkadaşımı yedi.

KİTAPLARIM

“Kitapların” çektiği nedir bu memlekette. Çocukken ilkokulda öğretmenim ailemdi. Daha sonra başka eğitmenlerim de oldu. Hepsi bize okumanın önemini anlattılar. Rahmetli annem bana “okulda  ne okursan oku” derdi. “Yeter ki oku. Beynin geliştir. Okuduklarını karşılaştır.

Eğriyi doğruyu öğren.” Ben de okudum da okudum. Daha ilk mektepten bu okuduğum kitaplardan büyük bir kütüphane oluşturdum. Sonradan öğrenim ki; kitap tehlikeli ve yasakmış ülkemizde. Keşke sigara paketlerinin üzerine yazdıkları gibi kitaplara da “Zararlıdır, aydınlatır” diye yazsalar.

Ankara’da yaşayan bir devrimci olarak sık sık evim basılırdı. Polis, kitaplarımı çuvallara doldurur; götürürdü. Önceleri sadece kitaplarımı götürürlerdi. Ben de yeniden satın alır, kütüphaneme yerleştirirdim. Kitap olan, daha doğrusu kütüphane olan ev sayısı az olduğundan bizim evlerimiz mimliydi.

İhtilalden ihtilale basılırdı evimiz ve kitaplarımız giderdi. Daha sonra alışkanlık haline getirip iki ayda bir evimi basmayı adet edinmişlerdi. Bir zaman sonra karşılıklı yalama olduk. Evi basılanlar, “Ben basıldım sana geliyorlar” diye birbirimize haber verirdik.

“Sıradaki basılacak olan” bensem eğer; kütüphanedeki kitapları rahmetli annemle birlikte konuya komşuya taşırdık. Polis evi bastığında “Ne bu şimdi” diye sorardı. Ben de “İstemiyorsunuz, ben de artık okumuyorum” derdim. Karakolda polisten ilk dayağımı yediğimde sebep neydi biliyor musunuz? “Kitaplar”.

Gene polis beni döverken “Niye bu kadar çok kitabın var” diye bağırdı. Kaç kitaptan sonrası dayağa giriyor henüz anlayabilmiş değilim. Rahmaninof’un hayatını anlatan bir kitap yüzünden beni “Filistin askısına” almışlardı. İşkencenin adı buydu.

Efendim şöyle oluyor; ellerini arkadan birbirine bağlıyorlar. Bağlı ellerinden seni havaya kaldırıyorlar. Bir gün, belki daha uzun bir süre. Bir zaman sonra bayıldığınız için, bu süreyi kaydedemezdiniz. Sonra bir şey tutturamadıkları için, sizinle pazarlık eder, bırakırlardı.

“Burada olanları dışarıda anlatırsan, yeniden alırız”. En azından sabıkam olmadı. Bu arada belirtelim Rahmaninof ünlü bir Rus klasik müzik bestecisi. Onlar bunu hiç öğrenemediler. Rahmaninof hâlâ benim kütüphanemde. Kitabı elime aldığımda bileklerim sızlar.

Bayılacak gibi olurum. Sağ bilek kesimlerimden biri kırık. Bilek kırıkları, hiçbir zaman kaynamaz. O kırıkla birlikte yaşamayı öğrendim. Yazı yazdığım zaman, bir de kışın şişer ve sızlar. Ben de o kitap düşmanlarını, kitaptan korkanları anımsarım. 80-81’de Kenan Evren darbe yaptığında -ki bu Sol’a yapılmış bir darbedir- ben İstanbul Kasımpaşa’da askerliğimi yapıyordum.

Bir hafta boyunca damperli kamyonlar, kitap yüklü gelip kitapları avluya boşaltırdı. Kitaplardan dağlar tepeler oluşmuştu. Yedi tepeli İstanbul’da daha çok tepeli bir kışla avlusu. Belki bir gün bir film yaparım. Bu kitaptan tepelerin üzerine çıkar, tetkik ederdim.

Komutanlar da bakar ses çıkarmazdı. Envai çeşit kitap. Yemek kitapları, müzik kitapları, romanlar. Avluda birbirinin üzerinde yatarlar. “Kitapların bu ülkede çektiği nedir” diye düşünmekten kendimi alamazdım. Sonra onların hepsi yakıldı.

Seyrederken “ben de yanıyordum” adeta. Bir süre hapis yattım kitaplarım yüzünden. Sonra “pardon” deyip saldılar. Pardon, “pardon” demeden saldılar. Padişah efendimiz kitap konusuna bir boyut daha kazandırdı. Yazarlar, onun döneminde kitaptan değil de henüz basılmamış taslaktan yattılar. Bu bir ilkti.

TAŞINIRKEN

Evinizi taşırken sizi taşıyacak şirket birkaç gün önceden eşyalarınıza bakıp ne büyüklükte bir kamyon gerekiyor ona bakıyor. Ayrıca nakliye için fiyat veriyor. Benim kütüphanemi görünce “Biz bunu taşıyamayız” diye tutturdu. Kitap taşımak için ayrı bir ücret istiyorlar. Kitaplar ağır olurlarmış.

Ne gerek varmış bu kadar kitaba. “Götürme, burada bırak” dedi. Kitaplarıma “kese kağıdı” muamelesi yapıyor. Dedim “En önemli eşyam bu kitaplarım. Ben onların yüzünden neler yaşadım. Onlan bana yaşattıklarının dışında, Türkiye tarihine tanıklar. Onlar için yaşadıklarıma değerler.

Ölünceye kadar benimle olacaklar. Öldükten sonra Türkan Saylan’ın vakfına bağışlıyorum onları. Velhasıl taşınma sırasında kitaplarım öncelikliydi. Söylemeyi unuttum; 8 bin tane kitabım var. Yani bir hayli suçluyum ve giderek de suçum artıyor.

BAŞIMIN ÜZERİNDE NE VAR

Taşınırken bir general daha doğrusu amiral şapkası arabamda kalmış. Arabamı park ettikten sonra şapkamı da alıp çarşının içinden tiyatroya yürüdüm. Oraya buraya uğrarım genelde. Dükkanlara girer çıkarım. Bir yerde unutmayayım diye başıma taktım şapkayı.

Kimi kaptan sandı beni, kimi de film çeviriyorum zannetti. Şapkayı merak ettiyseniz açıklayayım. “İçeridekiler” oyunu oynarken Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Semih Çetin’i de oynuyordum. Bunu biliyordu, bana Silivri Cezaevi’nden gerçek şapkasını göndermişti. İşte başımdaki şapka bu şapka idi. “Kutsal emanet”.

Semih Çetin Paşam; okuyorsan bu yazıyı, emanetini başımın üzerinde taşıyorum. Yani “Başımın üzerinde yeri var” bilesin.

Ayrıca “İçeridekiler”i istek üzerine yeniden oynamaya başlıyoruz.

Tüm dışarıdaki paşalarımızın dikkatine…

http://www.aydinlikgazete.com/soylemesem-catlarim-makale,58425.html

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dağ Medya

Hayvan Medyası

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

Yıldız Teknik Üniversitesi

Sürdürülebilir Kampüs Komisyonu

artidergi897604762.wordpress.com/

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü Artı Dergi

SUSMA

Araştır, Soruştur, Konuş. SUSMA

%d blogcu bunu beğendi: