Osman’la Fritz

kubanDoğan Kuban

Sevgili Okurlar, Türkiye’deki kargaşaya paralel bir uyku, rüya ve uykusuzluk gecesinin sabahı 05.00 da tarih ile Şair Eşref-Neyzen Tevfik-Aziz Nesin karmaşası bu Pot-purri’yi yazdım.

Üslubun dağınıklığı ile ülkenin dağınıklığı örtüşüyor. Osman’ya 

Neden Avrupa’da 1780’de başladığı kabul edilen Sanayi Devrimi Türkiye’de 2015’de hâlâ gerçekleşmedi? Biz saray yapıyoruz, ama otomobil ve uçak yapamıyoruz? Bu bağlamda Osmanlı’dan geriyiz.


Çünkü onlar daha güzel ve daha küçük saray yapabiliyorlardı. Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları Ankara’da saray denilen azman büro binasından çok daha güzel. Mimar dostlar alınmasın!

Gökdelen yapıyoruz, ama onu 19. yüzyıl malzemesi olan betonarmeyle inşa ediyoruz. Çelik strüktürü daha benimseyemedik. Karayolu yapıyoruz, ama sualtı metrosu ya da asma köprü yapmak için yabancılara muhtacız. 1780’den 2015’e 235 yıl.

Avrupa’nın ilk üniversitesi 13. yüzyıl, Osmanlı’da 19 yüzyıl. Avrupa’da matbaa 15. yüzyıl, İstanbul’da 18. yüzyıl; gazete ilk kez Venedik’te 16. yüzyıl da başlamış, İstanbul’da 19. yüzyılda.

“UYGARLIK, BATI VE GERİ- Sİ”

Niall Ferguson ünlü bir İngiliz tarihçisi, şimdi Birleşik Amerika Harvard’da hocalık yapıyor. 2010’da uygarlık ve daha doğrusu (Civilization, the West and the Rest) diye bir kitap yazdı. (Uygarlık, Batı ve gerisi) adlı bu kitabında 18. yüzyıl Osmanlı hükümdarı 3. Osman’la (1699- 1757) Prusya kralı Büyük Frederik’i (1712-1787) karşılaştırmış.

Büyük Frederik çocukluğunda felsefe, musiki, edebiyata ilgi duyan, iktidar hırsı olmayan ve ülkeden kaçmaya kalkıştığı için babasının iki yıl bir şatoda hapsettiği bir Prusya prensi. Fakat kral olunca kuzeydoğu Avrupa’da küçük Prusya devleti ordusunu Avrupa’nın en güçlü ordusu yapmış.

Sayısını 80.000’den 195.000’e çıkarmış. Savaş taktiklerinde yaratıcı yenilikler getiren bu derviş kral Avusturya İmpararatorluğu’ndan Silezya’yı alarak Prusya’yı iki kat büyütmüş. Kendisine yaptırdığı Potsdam’daki Sans Souci Sarayı bizim Topkapı Sarayındaki Mecidiye Köşkü’nden biraz büyük, fakat çok güzel bir saraycık.

Burada derviş gibi 20 kadar adamıyla yaşayan bir kral.

Frederik bir besteci. Makyavel’e karşı bir Anti-Makyavel kitabını yazmış. Berlin’de devlet operasını kurmuş. Onun zamanında halkın okuma-yazma oranı çok yükselmiş. Kant onun çağının filozofu. Sarayı bilim adamı ve filozofla dolu. Bir süre Voltaire de orada.

  1. Osman’ın en bilinen marifeti ise haremde kadınlara demir topuklu ayakkabı ya da takunya giydirmek. 57 yıl haremde hapis olan Osmanlı sultanı kadınlardan nefret ediyor, yakınına gelmelerini istemiyormuş.

OSMANLI EĞİTİMSİZLİĞİ BUGÜNE YANSIYOR

Eğitimin felaket boyutu üniversite giriş sınavlarında matematik sorularının ancak yüzde 5’inin yanıtlanmasıyla belli. 18. ve 19. yüzyıllarda dünyanın bilim ve teknoloji üreten ülkelerinin bilim adamları, düşünürleri ve yazarları içinde bir tane Osmanlı yok. Kaldı ki bugünkü listelerde de yok.

Başka bir deyişle, bu günün 180 üniversiteli Türkiye’sinin dünya kültürüne katkı bağlamında, 18-19 yüzyıllar Osmanlısından pek farkı yok!

Soruna kendi sınırlarımız içinden bakarsak, Cumhuriyetin yaptıkları Osmanlının 400 yılda yapamadığından fazla. Edirne ile Kars arasında çok ileri gitmişiz. Çünkü Osmanlı hep sıfırda. Fakat dünya ile karşılaştırınca işler değişiyor. Üniversite ile medrese karışımı bir eğitime yönelmişiz.

Kimileri için güven verici bir sarhoşluk. Aklı başında olanlar için kaos. Bu ülkenin gerçek bilim adamları var. Bilimi amaç edinmiş yüz binlerce genç öğretmen ve akademisyen var. Fakat devletin çağdaş bir öğretim politikası yok.

Türkiye’nin uygar dostları Almanya, İngiltere, Fransa değil; Suudi Arabistan, Katar, Rusya ve başkaları. Ne olduğunu söylemesi zor olan bir Amerikan dostluğu da var.

Dolar ve otomobil bağlamında eşit bir duygusallık. Fakat bizim ulusun anlamadığı bir olgu var: onlar sanayi üretiminin hâlâ başını çekiyorlar, biz de kuyruğunu çekiyoruz. Onlar dünyanın bilimsel araştırmalarının birincisi, biz de kuyrukta olanlardan.

RÖNESANS’I DIŞLARSAN…

Sevgili okurlar,

Her şey 15. yüzyıldan sonra Rönesans’ı dışlamakla başladı. Fritz ve Osman’la devam etti. Şimdi de imam hatip ve ilahiyat fakülteleri ile sürüyor. Bunlar, benim söylediklerim değil. Bütün suç Batılıların yazdıkları kitaplarda, yayınladıkları gazetelerde ve kör olası istatistiklerde, kullandıkları çelikte, sattıkları uçakta, bastıkları dolarlarda, korudukları tarihi kentlerde.

Büyük Frederick’in yaptırdığı Sans Souci Sarayı ile Dolmabahçeyi yahut Ankara sarayını karşılaştırınca Prusya ile Osmanlı farkı anlaşılır. O da bugüne Almanya-Türkiye farkı olarak yansıyor. Tabii bunu bizimle Batı ülkeler arasındaki kadın cinayetleri oranıyla da karşılaştırabilir paraleller kurabilirsiniz.

Böyle konularda karşılaştırma yapmak istiyorsanız Le Monde, Guardian, La Republica, New York Times gibi gazeteleri karıştırın. Adı İngilizce Star olan bir gazete bulmazsınız. Çünkü okuyanları Türkçeden başka dil bilmiyorlar. Bu gavurlar başka bir dünyadan söz ediyorlar, biz başka bir dünyadan.

Biz Batılı mıyız, Müslüman mıyız? Yeniçeri miyiz, gazlı polis miyiz? Testere ile kafa kesen miyiz, sırıtan politikacı mıyız, altı kredi kartlı fakir miyiz, yarı kentli miyiz? Çağdaş mıyız, yoksa şiirden başka hiçbir düşünce yaratamayan bir ortaçağ toplumu muyuz? Japonların 250’de biri kadar kitap okuyan mıyız? Bir çağdaş Türk kültürü var mı?

Yoksa bu çağımıza kadar uzanan Karagöz oyunu mu?

BUGÜN, 500 YILIN MİRASI

Sevgili okurlar,

Osmanlı tarihini doğru okursanız bizim toplumu okuldan (pardon mektepten) kaçan öğrencilere ya da imzasını parmağı ile basan insanlara benzetebilirsiniz. Bugünkü kargaşa, bilimsiz, felsefesiz, edebiyatsız, müziksiz, sınırlı sanatlı Osmanlı 500 yılının mirasıdır.

Gerçi görünüşte bütün dünya bize hizmet ediyor. Yemeği, elbiseyi, silahı, makineyi bize satıyorlar. Onun için dünyanın en borçlu ülkelerinden biri Türkiye. Belki de bu iyilikleri bu gavurcuklar hâlâ Osmanlıdan korktukları için yapıyorlardır.

Biz de onları korkutmamak için ne Viyana’ya hücum ediyoruz ne de korsanlarımızı İtalyan sahillerine gönderiyoruz. Batıyla satıcı- müşteri ilişkileri içinde, barış içinde yaşıyoruz. Gazeteler böyle yazıyor.

Türkiye’yi kadınlar ve erkekler için ortadan bölmeli diyenler var. Boğaza 10-15 tane daha köprü yapıp Anadolu yakasına kadınları Rumeli yakasına erkekleri yerleştirsek acaba bu bir çözüm olur mu?

Böyle rüyalar görmeye başlayınca sonunda Şair Eşref, Neyzen Tevfik, Aziz Nesin gibi düşünmeye başladım, aklım dengesini yitirdi. Uykusuz geceler, kültür tarihi yazmaya bazen elverişli olmuyor.

Biz Osmanlının çocukları olarak Frederik’e elbette benzemeyeceğiz. Örneğin, Alman Cumhurbaşkanı 150 m2 lik evinde oturmaya devam ediyormuş.

Vay kendini bilmez. Yine de bunlara inanmayın! Bunlar emperyalist ve kapitalist gazetelerin yalanlarıdır.

cumhurhttp://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bilim-teknik/237737/Osman_la_Fritz.html

Bir Yanıt

  1. Çünkü biz, merak etmiyoruz!
    Çünkü biz, okumuyor, okumaktan nefret ediyoruz!
    Çünkü biz, ölümüne tembel, önümüze konanla yetiniyoruz!
    Cahiliz toplum olarak ve bunun farkında bile değiliz!
    Cehaletimizi asla kabullenmiyor her moku bildiğimiz iddiasını papağan gibi terkrarlıyoruz!

    Hiçbir moktan haberimiz yok, hiçbir şey bilmiyor, ama tümünü en iyi bildiğimiz iddiasındayız!
    Biz toplum olarak sadece gösteriş meraklısıyız!
    Beynimiz saman dolu ama dış görünümümüzü cafcaflı renklerle donatıyoruz!

    Bilmem hangi sayfalarda iki günde bir fotoğrafımızı değiştiriyoruz!
    Birgün sağdan, ertesi gün soldan daha öteki gün profilden çekilen!
    Bununla ne anlatmak istiyoruz diye kendimize asla sormadan!
    Hiçbir konuda hiçbir şekilde kafa yormuyor asla düşünmüyoruz!
    Düşünmesini dahi beceremiyoruz!
    İşimiz gücümüz sadece gösteriş etrafımıza hava atmak!
    Biz 3. Dünya ülkesi bile değiliz!

    Sadece gelişiyoruz diye böbürleniyoruz ve nerede olduğumuzu bile bilemeden göremeden!
    En baba yazarımızın kitabı 100 bin sattığında başarı diyoruz!
    Yabancı yazarların 50-60-70 milyon baskı yapan kitaplarından haberimiz bile olmuyor!

    Hiçliklerle cebelleşip duruyoruz:
    … bir adım daha ileriye gitsek gitmeye çalışsak diye kafa yormadan!
    Çünkü cahiliz, çünkü bilincimiz yok!
    Düşünmeyi bile beceremiyoruz!
    Eleştiriden ölümüne nefret ediyoruz!
    Bu ise cehaletin tapusudur haberimiz bile yok!

    ***
    Admin notu:
    Yazıda birkaç yerde geçen “okuyucu” sözcüğünü düzeltmeye çalıştık!
    Çünkü ben bir OKUR’um, okuyucu değil!
    Okuyucu; sanki bir mesleği belirtmiyor MU?!
    Şarkıcı, türkücü gibi…
    Ama ne yazıktır ki birçok üstad sürekli olarak OKUR yerine okuyucu yazmaktadır ve bu kanımızca yanlıştır!
    Belki de yanılıyoruz, kim bilir?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: