YANLIŞ YURTTAŞ

altanAltan ARISOY

Türkiye cumhuriyetine kastedenler hep aynı yönteme başvururlar:

Cumhuriyet tarihimizin övünç duyduğumuz bütün olaylarını, atılımlarını tahrif etmek; kişilere- kadrolara hakaret ve iftira etmekten bir an bile geri kalmamak…

Atatürk’ü, yalan-yanlış iftiralarla ulusun gözünden düşürmek…

yatay..

Halkı “Yanlış Cumhuriyet” kurulduğuna inandırmak…

Kemalizm’in, çağcıl cumhuriyetimizin bütün düşmanları bu stratejide ittifak etmişlerdir.

Amaç; kendilerince özlemini duydukları “doğru cumhuriyet”i kurmak (!)

DOĞRU CUMHURİYET

Onlara göre;“doğru cumhuriyet”te demokrasi(!) esastır.

Demokratik (!) yöntemlerle, gerekirse ulusal devlet yıkılmalı, Türkiye’nin parçalanmasına izin verilmelidir. İnançlar ve etnik yapılar özgürlüklerine kavuşmalıdır.

Sonuç ne olur dersiniz:

Doğru cumhuriyet”; küçücük, emperyalizme sorun çıkarmayan, gelişemeyen, birbirleriyle kavgalı, açık pazar olmuş, hiçbir sorununu çözemeyen kuklabir devletçik (devletçikler) anlamına denk düşmektedir.

Yani;

Aslında bu demokrasi oyunu; “yeni dünya düzeni”denen emperyalist projenin Türkiye’ye yansımasından ibarettir.

Ulusal cumhuriyet ve Atatürk karşıtlarının, emperyalizmin bu evrensel projesine maşa olmaktan başka bir işlevleri yoktur.

İHANETİN ÖZETİ

Bu kesimlerin çoğunluğu; din, cemaat, tarikat çevresindedir.Önceleri yer altında, sonraları dernek, vakıf, tarikat, cemaat yapılanmaları içinde örgütlendiler. Siyasi partilerin kanatları altında saklandılar. Sonra siyasi parti kurdular. İktidara göz diktiler.

Otuz yıl sonra iktidarın büyük ortağı, 2002 yılında ise iktidar oldular.

Ama yönetme sorumluluğunu aldıkları ülkeye, çağdaşlaşma yolunda ilerleyen cumhuriyete ve cumhuriyeti kuran felsefeye düşmanlıkları hiç bitmedi.

Tam tersine, daha pervasızlaştılar, daha azgınlaştılar…

Aldatılan halk, büyülenmiş gibi peşlerine düştü. Başa gelecek felaketleri hiç düşünemedi.

İktidar,günün sorunlarını çözecek ve ülkemizi geleceğe daha güzel hazırlayacak yerde, Türkiye cumhuriyeti ve geride kalan 90 yıl ile hesaplaşmanın peşine düştü.

Türkiye’nin barış ve huzuru hiç olmadığı kadar bozuldu. Toplum bölündü. Var olan sorunlar büyüdü. AKP, iktidarını karşıtlık, ayrışma, bölünme ve düşmanlık üzerinde iktidarını sürdürmeyi tercih etti.

Bugün geldiğimiz noktada Türkiye cumhuriyeti ölüm-dirim savaşı vermektedir.

Artık, iktidardan gitmek küçük bir bedeldir.

Yugoslavya’da, Irak’ta, Suriye’de olduğu gibi Türkiye cumhuriyetinin parçalanması; herkesin canının ve sahip olduğu her şeyin yok olması söz konusudur.

BİR KİTAP

Ulusumuzu bu duruma düşürenlerin ihanetlerini ortaya koymaya çalışanların propagandalarına, yalan- yanlış ve iftiralarına yanıt verdiğim birçok yazı kaleme aldım.

Ama Sevan Nişanyan’ın “1993 ta başladım, 2007 de tamamladım” dediği “Yanlış Cumhuriyet” adlı kitabından haberim yoktu.

Ta ki, “derin düşünce” adlı bir internet sitesinde İbrahim Becer imzalı bir yazıyı okuyuncaya kadar..

İbrahim Becer Kemalistlerin kendi tarihlerine sürekli “güzelleme” yaptıklarını yazmış.

Ne yazık ki; kendi yazısı da Sevan Nişanyan’ın “yanlış cumhuriyet” kitabına bir güzelleme olmuş.

Sitede, “tarih şaşırmaktır” diye bir ek var.

Hiç biri tarihçi olmayan, okuru şaşırtmak-yanıltmak isteyenlerin yazıları yer alıyor.

Oysa tarih şaşırtmaktan daha çokaydınlatır, bilgi ve bilinç kazandırır.

Tarihin değil, kendi amaçlarının şaşırtmak ve yanıltmak olduğu anlaşılıyor.

İBRAHİM BECER

Sevan Nişanyan’ın yazdığı duyumlar, demagojiler, dedikodular, propagandalar doğru değil.

Üstelik hem İbrahim Becer, hem de Nişanyan tarih bilgilerinin az olduğunu itiraf ediyorlar.

Ben tarih yazmıyorum, yorumluyorum” demek, “kabahatim suçumdan büyük” demenin itirafından başka nedir?

Tarihi bilmeden kitap yazmak, düşünce üretmek onlara mı düşer?

Fakat; amaç tarihi tahrif etmek olunca, karşınıza sayısız örnek çıkıyor

Becer; Sadık Albayrak, Hasan Hüseyin Ceylan, Abdurrahman Dilipak ve Rıza Nur’u okumuş.

Şu çılgın Türkler kitabını okurken sıkılmış, bitirememiş.

Falih Rıfkı’nın “Çankaya”sını yeni okuyormuş.

Eh, Rıza Nur’dan Sevan Nişanyan’a bir yelpazede tarih, tarih felsefesi ve tarih eleştirisi yapmaya kalkarsanız iyi bir yere varamazsınız.

Bilgi olmadan fikir sahibi olunmaz.

Becer’in okudukça şaşırması, kafasının karışması da bu yüzden olmalı.

Öğrenmek isteyen insan temel kitaplara başvurur. İnternet denilen bilgi çöplüğünden bile doğru yanıtlara ulaşılabilir.

Amacın doğru bilgi edinmek olmadığı bellidir.

SEVAN NİŞANYANA GÜZELLEME

İbrahim Becer, “Yazar, büyük oranda mesaisini herkesin üzerinde üç aşağı beş yukarı ittifak ettiği yanlışları sorgulamaya ayırmış kitabında..” diyor(!)

Yalanlar, iftiralar, tahrifatlar, karalamalar ne zamandan beri ve kimlerin fikir birliğidir?

Söze böyle girilirse tarafınızı ortaya koyarsınız. Yazdıklarınızın bilgiye değil; cumhuriyet düşmanlarının dedikodularına, iftiralarına dayandığını itiraf etmiş olursunuz.

Öncelikle bu yanlışın altını çizelim…

Becer, “Falih Rıfkı’dan Bandırma Vapurunun salaş olmadığını, İsmet İnönü’nün Samsun’a çıkmamak için ayak sürüdüğünü öğrendim” diyor.

Bu konular yirmi yıl önce yoğun bir propaganda malzemesiydi. Bu iddia televizyonlarda haftalarca konuşulmuş, doğru -gerçek bilgiye aldırış edilmemiş; üstelik de “resmi ideoloji diyerek suçlanmıştı.

Soruyorum; Bandırma vapuruna kimi şiirlerde “köhne” denmesi eleştirilebilir mi?

Yazın dünyasında bile tartışılabilecek bir konu değildir.

Resmi olarak “köhne” diye bir tanımlama yoktur. Şiir eleştirisi yerine “resmi ideoloji” diyerek vapurun bir transatlantik olduğunun iddia edilmesi; saf ve bilgisiz halkı kandırıp, kurtuluş savaşının “yanlış” olduğu kanısı yaratmak değil midir?

Kurtuluş savaşının birçok aşaması için böylesi karalamalar yapılmış; dahası “şehitlikler yoktur” diyecek kadar ileri gidilmiştir.

Çanakkale şehitlikleri ile Anadolu’daki şehitliklerin hiçbir farkı yoktur. İçlerinde cesetler bulamazsınız. Semboliktir.

Bandırma vapuru konusunda doğru bilgi ise; 1878 yılında yapılmış 41 yıllık vapurun eskice bir vapur olduğudur…

İsmet İnönü’nün Samsun’a gitmemek için “ayak sürümesi” diye de bir şey de yoktur.

İsmet Paşa, Mustafa Kemal’in İstanbul’da en çok görüştüğü, birlikte planlamalar yaptığı kişidir. Genelkurmaylıkta kalması ve Anadolu’ya sonradan gelmesi de planın bir parçasıdır.

YANLIŞ CUMHURİYET GÜZELLEMESİNE ELEŞTİRİ

Sevan Nişanyan, “yanlış cumhuriyet” kitabında 51 soru sormuş. İbrahim Becer bunlardan kimi sorulara haklılık payı veriyor.

Örnekleyip yanıtlayalım:

Cumhuriyet demokrasinin vazgeçilmezi midir?

İlkokul öğrencilerinin yanıtlaması gereken bir sorudur. Nişanyan’ın bu soruyu sorması, tv’lerde cumhuriyete karşı dedikodu, demagoji üreten saldırganlarla aynı fikri paylaştığını gösteriyor.

Kökeninde, kültüründe demokrasi olmayan toplumlarda öncelikle cumhuriyet vazgeçilmezdir. Demokrasi arkadan gelir. Dünyada doğrudan demokrasiye geçmiş bir monarşi yoktur. Cumhuriyet ara bir aşamadır.

“Atatürk’ün kurduğu rejim demokrasi midir?”

Bunu zaten iddia eden de yok. Neden sorulmuş bilinmez (!)

Kurulan devlet bir cumhuriyettir. Demokrasiyi amaçlamıştır. Atatürk her seferinde bunu belirtmektedir.

Kuşkusuz cehaletin, yoksulluğun, buyurganlığın, inancın son derecede etkin olduğu Türkiye halkı demokrasiyi kaldıramazdı.Ulusal cumhuriyet kurulamaz, Anadolu paramparça olurdu.

İnsanın “böyle mi olsun istiyordunuz” diye sorası geliyor?

2000’li yılların demokrasi ve insan hakları gözlüğüyle, 1920’lerde demokrasi neden yoktu, diye sorabilenler; 2016 yılı Türkiye’sindedemokrasinin neden olmadığını sorgulamalıdırlar.

Ekonomik ve kültürel değerlerde çağdaşlaşamamış toplumlarda demokrasi olmaz.

1920’ler Türkiye’sinde nasıl olsun?

“Türkiye Cumhuriyeti Laik midir?”

Türkiye cumhuriyeti devrim yıllarında laik bir cumhuriyet olmak için uğraşmıştır. 1950’den günümüze kadar gelen bir süreçte laiklikle ilgili kazanımlar azar azar yitirilmiştir. Bugün kırıntıları kalmıştır.

Artık ne laiktir, ne demokratiktir, ne milliyetçidir ne de hukuk devletidir.

Osmanlı teokratik midir?

Osmanlı teokrasiye dayanan bir saltanattır. Halkı Müslüman olmayan yerlerde “haraç, cizye…” gibi vergiler, inançları karşılığında bir korunma bedelidir. İç işlerine karışılmamış ama, yöneticileri Osmanlı devletine kesin bir itaatle bağlanmışlardır.

“Milli mücadeleye karşı çıkanlar vatan haini midir?”

Böyle bir genelleme yapılamaz. Vatan haini olanlar da, olmayanlar da vardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında milli mücadeleye karşı çıkanların çoğu cumhuriyet kadroları içinde yer almışlardır.

Nişanyan, “Türkiye’nin toplumsal yaşamını karartan büyük gölge ile yüzleşmenin, bir kişisel tercih ya da temayül meselesi değil, can alıcı bir yurttaşlık görevi olduğunu…” iddia ediyor.

İbrahim Becer de bu fikre katılıyor (!)

“Büyük Gölge” ile hesaplaşmak bir yurttaşlık göreviymiş(!)

Burada söz konusu edilen “büyük gölge”(!) Türkiye cumhuriyeti ve Kemalist devrimden başka bir şey ne olabilir?

Nişanyan’ın “yanlış cumhuriyet”inde, “CHP’nin olmazsa olmazı olan altı okundaki umdelerin, diğer dikta yönetimleriyle paralelliğine işaret ediliyor” muş… Mustafa Kemal 1926’da heykelini diktirmiş. Bunu diktatörler yaparmış vb…”

Altı Ok, devrimci cumhuriyetin hangi esaslar üzerine kurulduğunu ve yönünü göstermesi bakımından önemlidir. Her büyük projenin dayandığı ilkeler, programlar vardır. Bir mimari eser yaparken bile böyledir. Demokrasinin de temel ilkeleri vardır. Olmazsa olmazdır.

Bunun eleştiri konusu yapılması son derecede düşmancadır.

Mustafa Kemal hiçbir zaman “benim heykelimi dikin” diye bir istekte bulunmamıştır. Anıt, İstanbul’luların bir minnet ifadesi olarak yapılır. İstanbul’u izleyen birçok şehir de aynı şeyi yaptı.

Mustafa Kemal 1919’dan beri istanbul’a hiç gelmemişti.

Atatürk’ü “kendi sağlığında heykelini diktiren bir diktatör” demek, çok ucuz ve dayanaksız bir suçlamadır.

Sarayburnu anıtı Mustafa Kemal’in ilk heykeli de değildir.

Mustafa Kemal’in ilk heykeli olarak 1917 yılında Urfa’ya “Mustafa kemal Paşa Caddesi ve Mustafa Kemal Paşa anıtıdır.

Yıkıcı demagoji ustaları, Urfadaki anıtı da Mustafa Kemal’in diktirdiğini iddia edebilirlerdi(!)

Yakışır…

Bir başka soru daha: “Yüzyılın başında 83400 kelimelik Türkçe bugün nasıl 26500 rakamlarına geriledi, Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekten okul ve öğrenci sayısında bir artış oldu mu, Türkiye’nin bazı açılardan diğer İslam ülkelerinden ileri oluşu Kemalist rejimin eseri midir?”

Düşmanlık üzerine yalanlarla kurulmuş “yalan cumhuriyet” kitabında böyle saçma bir iddiaya da yer verilmiş…

Bugün Türkçe’nin 200.000 sözcüğe ulaştığını belirterek konuyu kapatalım.

Türkiye’nin “bazı” değil, tüm İslâm ülkelerinden ileri olması Kemalist rejimin eseridir.

Bunu da kimse inkar edemez.

“1924’de kurulan muhalefet partisinin kanlı bir şekilde yok edilmesi’nden söz ediliyor.

Kürtçü-islamcı Şeyh Said İsyanının bastırılması için Takriri Sükun Kanunu (huzuru sağlama yasası) çıkarıldı. İsyan bastırıldı. (Nisan 1925)

Terakkiperver parti (5 haziran 1925) takriri sükun yasasına dayanılarak kapatıldı.

“Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” kapatılması sırasında kan dökülmedi.

Şey Sait isyanıyla ilgisi görülen 6parti üyesi kişi asılmıştır.

“Partinin kanlı bir şekilde yok edilmesi” ifadesi sapla samanın karıştırılmasıdır.

Devrim süreci içinde, çok sayıda partinin bulunması ve demokrasinin uygulanması söz konusu olamaz.

O aşamaya ulaşılmış olsaydı zaten devrime de gerek kalmazdı.

Yazara göre Nişanyan’ın önemli saptamalarından biri de şu:

“…kutsal kitapları yasaklamayı ya da kilise, havra ve cami kapatmayı deneyip, uzun vadede başarılı olmuş bir rejimi tarih henüz kaydetmemiştir…”

İyi de, Kuranın yasaklandığına, camilerin kapatıldığına ilişkin örnek var mıdır?

Tekke ve zaviyelerin kapatılması başka bir konudur.

Kilise ve havralara bir düzen verilmesi de…

DOĞRU BİLGİYİ ARAMIYORLAR

Görüldüğü gibi; yanlış bilgi yanlış sonuca götürüyor…

Kendilerine “aydın” sıfatını yakıştıranlar; yeterli bilgiye, donanıma sahip değillerse nesnel olamıyorlar.

Öylesine ki; köktendinci demagojilere sarılabiliyorlar !..

“Düşmanımın düşmanı dostumdur” diyerek en gerici ideolojilerle işbirliği yapabiliyorlar.

Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü bunalımları yaşaması, en başta “aydın ihaneti” ve siyasi iktidarların ülkeye hizmet etmek yerine, doymak bilmez hırslarıyla her şeyi berbat etme hevesleridir.

Sanırım en doğrusu, bu türden “aydın”ları(!) Türkiye cumhuriyetine taktıkları adla tanımlamak…

Yanlış Yurttaş…

****

Not: İlgilenenler için bağlantı:

http://www.derindusunce.org/2011/11/02/yanlis-cumhuriyet-sevan-nisanyan/

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: