TPAO Vatandır, Vatan satılmaz…

özkayaOrhan Özkaya

İşler, TPAO’nun ülke düzeyindeki varlıklarının son kalanlarının da elden çıkarılmasına kadar geldi…

kirmiziBu satışlara isyan eden işçiler, Adıyaman’dan patlayarak direnişe geçtiler. “TPAO Vatandır, Vatan satılmaz!” diye, haykırarak halkı uyarmaya ve kendilerini desteklemeye çağırıyorlar.

 Türkiye Petrolleri Türkiye’nin enerjisini taştan çıkaracak kaya gazı çalışmalarına 2011 yılında başlatır.

yatay..

Türkiye’nin petrol ve gaz kaynaklarını geliştirmek ve yerli üretimi daha üst seviyelere çekmek için kaya gazı açısından zengin Doğu Anadolu ve Trakya Bölgesi’nde dünyanın önde gelen petrol şirketleri ile ortaklaşa çalışmalar yürütülür.

Ülkemizin sürdürülebilir enerji geleceği için yoğun teknoloji ve kalifiye insan gücü ile faaliyetlerine devam etmekte olup aynı zamanda bölge ülkeleri arasında da öncü durumundadır. Vergi açısından 2015 yılında ilk 10 sırada yer almıştır.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda (TPAO) sürdürülen toplu iş sözleşmesindeki uyuşmazlıktan sonra Petrol-İş sendikası grev kararı alarak bir eylem başlattı. Ankara’daki Genel Müdürlük önünde 3 günlük açlık grevi kararı verildi.

Grevin ikinci gününde kurulan grev çadırını ODTÜ Emekçileri ziyaret ettiler. Petrol-İş Ankara Şube Başkanı, “Çalışanlar arasında kapsam dışı-kapsam içi ayrımı yapılmaktadır. 2 Günlük işyerini terk etmeme, 1 günlük iş bırakma ve ardından vizite eylemi yaptık.

Ancak bütün bunlara karşın başlatılan bu grev de sonuç vermezse, tüm işçiler olarak daha geniş boyutlu bu eyleme katılacaktır” demek suretiyle kararlılıklarını vurgulamıştır. “ TPAO’nun gerçek sahipleri işçilerdir.

Yöneticiler gelip geçicidir, kalıcı olan TPAO işçisidir” şeklinde sözlerini sürdürdü. Eyleme destek veren Yurtsever Cephe Ankara İşçi Birliği ile Yol-İş sözcüleri, “Hükümet emperyalistlere, sermayedarlara açılıyor, ama işçilere kapıları kapatıyor. AKP, 12 Eylül Anayasası’ndaki grev yasağını sürdürüyor.

TPAO işçilerinin, teslim olan sendikaların üyeleri adına da direndiği ortada duran bir gerçek… Sermaye, işçinin kıdem tazminatına ve işsizlik fonuna göz dikmiştir. Kamu işçilerinin tuzu kuru olarak görüldüğünü, oysa kamudaki maaşların da yoksulluk sınırının altında kaldığı bilinen bir gerçektir” açıklaması yapıldı.

Ayrıca TPAO Genel Müdürlüğü’nün yakınında bulunan ODTÜ emekçileri grev çadırını ziyaret etmişlerdir. ODTÜ emekçileri, kamudaki taşeronlaşmaya dikkat çekerek birlikte mücadeleye devam kararı aldılar.

Cumhuriyet’in varlıklarını satmak çözüm değil

Küresel sermayenin talepleriyle, özelleştirme adına ülke varlıkları yabancılara kolaylıkla, mülkiyetiyle birlikte devredildi. Böylece bu tesislerin üzerinde yer aldığı Vatan toprakları yabancıların mülkiyetine geçti. Buraları artık onların “tapulu malı” haline geldi. Satılan topraklar, kout alanları; siteler, yerleşim alanları da bu uygulamanın içerisindedir.

Atatürk devriminin bin bir emekle kurduğu, halkın tırnaklarıyla kazıyarak meydana getirdiği fabrikalar, KİT’ler, madenler, bor, boraks, demiryolları, limanlar, bankalar, tarım ve hayvancılık, dereler, su kaynakları, ormanlar, yollar, barajlar, köprüler, sahiller, adalar deniz çiftlikleri, topraklar, akla gelen tüm zenginlikler çok kolayca elden çıkartıldı.

Ülke işsizliği TUİK’ in saklayamadığı rakamlara göre % 11.5 olarak gösterilse de, CHP’nin verilerine göre ise, %26’ların üzerinde olarak ilân ediliyor. Asıl gerçek daha da farklı, %30’un üzerinde… İş bulmaktan vazgeçenler bu rakamlara dâhil değiller…

Bugüne kadar işlerin bu satışlarla ve borçlanarak idare edilmesi ve artık satılacak son zenginliklerin sonuna doğru gelinmesi, duvara çarpmakta olunduğunu gösteriyor. İşte bu devasa istihdam yapılarının bir bir devirirseniz, karşılaşılan vahim durum bu olur.

Grevdeki işçiler, ülkenin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldiğini, ülke gündeminde tutmaya çalışıyorlar. Her türlü baskıyı göze alarak bu uyarıyı yapıyorlar. İşsiz kalmayı, tutuklanmayı ve OHAL koşullarıyla yaratılan korku duvarını aşmak, ancak işçi sınıfının bilinç düzeyi ve örgütlü gücü ile mümkün.

Daha önceleri ortaya koydukları binlerce grevdeki gibi, “Açlıktan ölmeyiz; biz, bu işten vazgeçmeyiz!” diye, gösterdikleri kararlı direnişler gibi…

Devrimi işçi sınıfı yapar

BMC ve Yatağan işçisinin tarihe geçen şanlı direnişi, aslında Tekel işçilerinin Ankara Apti İpekçi Pakı’nda şehitler vererek, soğuk Ankara ayazında aileleriyle birlikte polis saldırılarına karşı, buz gibi tazyikli suya ve gaza maruz kalmaları ve havuza yuvarlanmalarına rağmen geri adım atmamaları…

Aylarca direnmeleri, Reno, Tofaş işçilerinin çelik iradeli mücadeleleri… Reno işçisinin yaşam savaşı, ülkenin gündemine doğan ipek böceği gibi…

Onların bu kavgasına ise; Coşkunöz, Mako, Maysan, SKT, Rollmech, DJC, Kocaeli Ford, Delphi-Pakkart, Oto Trim, Farba, Valeo, Tredin, Eskişehir Arçelik, BSH ve Orhan Holding çalışanlarının Reno önüne gelerek eyleme destek olmaları unutulmaz anılarla işçi sınıfının tarihindeki altın sayfalarında yerini aldı.

Bütün bunlara karşın OHAL’e güvenen iktidar, işçi sınıfını hafife alabilir, işçilerin direnişini kolaylıkla kırabileceğini düşünebilir.

Ancak Zonguldak Taş Kömürü, HES’ ler, proje okullarındaki velilerin, mahalle sakinlerinin, STK’ların, çocuklarını İmam Hatiplere göndermek istemeyen aydınlık düşünceli velilerin direnişi ve köylülerin arazilerini taş ocaklarından, madenlerden korumak için bitmek bilmeyen isyanları öncekiler gibi halkımız tarafından desteklenince mücadele doruğa taşınıyor.

Halkın alanları doldurması ve desteği ile de taçlandırılması, mücadeleyi ayrı bir noktaya yükselterek devrimin kapısına dayanılmış olur.

Gezi eylemleri yeniden gündeme gelebilir mi?

Taksim’deki birkaç ağacın katledilmesini engellemek amacıyla gençliğin direnişi, halkın büyük desteği ve ülke düzeyine yayılmasının etkileri yeniden belirlenerek değerlendirilmeye çalışılıyor. Yurt geneline yayılmış olan Gezi eylemlerinin yarattığı oluşum, iktidarın üzerine kâbus gibi çöküyor…

İktidar odaklarının, günlerce şaşkın ve panik yaşamasına neden oluyor. İki kent dışında bütün kentlerin ayağa kalkarak, on milyonlarca insanın haftalarca ve hatta aylarca sokaklarda eylem yapması, Gezi eylemlerini, Haziran direnişini desteklemesi ve buna yurt dışından ilerici çevrelerin katılımının eklenmesi, iktidar üzerinde unutulmaz endişeler yaratıyor.

Hiç bir eylem bu direnişi ve Silivri direnişini aşamadı; halk, ülkenin en ücra köşesinde gece gündüz yıllardır yapılan kanunsuzluklara, hukuksuzluklara, yolsuzluklara, hırsızlıklara ve haksızlıklara karşı beyninde biriktirdiği karşı çıkma refleksini dışa vurdu, haykırdı. Ülkenin meydanlarında halay çekerek direniş yaptı…

Geceleri fener alaylarıyla iktidarı eleştirdi, gece gündüz uyumadan ayakta kaldı. Taksim’de dünya platformu kuruldu, dünyanın en tanınmış bilim insanları, yazarları, çizerleri, sanatçıları katıldılar; orkestralar konserler vererek direnişe destek oldu. Bütün bu eylemleri halkımız, bedeller ödeyerek, evlatlarını şehitler vererek gerçekleştirdi.

Polisin en acımasız saldırılarıyla gencecik çocuklar şehit oldu, yüzlercesi yaralandı… Gezi direnişi iliklerine kadar işlemiş iktidar hâlâ, etkisinden kurtulmuş değil… Sonunda gelinen nokta; FETÖ örgütünün darbe girişimine kadar vardı.

Bu darbe girişimi de, iktidarın kurtulmak istediği muhalif unsurlardan ortalığı temizlemesine yaradı. FETÖ diyerek, suçlu suçsuz herkesi aynı torbaya atarak, OHAL’le KHK’ler çıkartarak ülkenin Meclisi’ni işlevsiz bırakıp, hukuksuz, yasa dışı kurallar uygulayarak ülke rayından çıkartıldı.

Ordu’nun kolu kanadı kırıldı; kışla kapılarına çöp bidonları yığarak asker itibarsızlaştırıldı. Subay ve Generaller, Anıt Kabir’ de ast subaylara üst araması yaptırılarak aşağılandı, halkla Ordu’nun Atatürk’ün huzurunda buluşması önlendi.

Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırarak, başkanlık rejimine geçmek isteği, Bahçeli’nin muhaliflerini ekarte etme uğruna ülkeyi ateşe atma riskine dönüştü. Yani rejim, ortadan kaldırılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı… Ülke rejimi, kişisel hırslara teslim edildi…

İşte bu durumdan çıkmayı amaçlayan Haziran Bileşenleri yeniden örgütlenerek toparlanmaya çalışıyor. Ancak toplumsal olaylar tekrarlanarak gelişme sağlanamaz. Bu nedenle işçi sınıfının yarattığı direnişlerin yanında yer almak ve onları güçlendirmek çok önem kazanıyor.

Darbeyle gelen KHK’li darbe

KHK’lar, son zamanlarda işçi sendikalarının seslerinin boğulmasına ve biraz kımıldamaları halinde işten topluca atılmalarına neden oluyor. Eğitim-Sen’in sadece üyesi oldukları halde, 15 bin öğretmen işten atılıyor, oysa iktidar yanlısı sarı sendikalara dokunulmuyor.

Yine binlerce akademisyen ve yargıç, askeri okul öğrencisi, er, erbaş ve genç subay hem işinden ve hem de mal varlığından oluyor; sadece kendileri değil bütün ailesi ve yakın akrabaları da aynı yaptırıma uğruyor…

Ülkenin tarih olmuş askeri okulları, harp okulları, GATA askeri hastanesi dâhil bütün askeri hastaneleri hem isim değiştiriyor ve hem de Sağlık Bakanlığı’na bağlanarak özelliğini yitiriyor, itibarsızlaştırılıyor. Osmanlı’daki gibi sivil paşalar dönemi açılıyor.

Kimsenin suçsuzluğunu kanıtlama olanağı bulunmuyor, gözaltına alınanlar aynı torbaya konarak önce işinden kovuluyor, sonra tutuklanarak hapse atılıyor. Daha önemlisi hiçbir kimsenin suçluluğu kanıtlanmadan, belgelenmeden tutuklanıyor. Gerçeğin ortaya çıkması, mahkeme safhasıyla yıllarca sürecek bir sürece giriliyor.

Mağdurla suçlu ayrıştırılmadan aynı işlemlere maruz bırakılıyor. Meclis devre dışı, yargı tutsak alınmış, yargıç ve savcılar mahkeme yaptıkları duruşma salonlarından gözaltına alınıyor; vali, öğretim üyesi, subaylar KHK’larla derhal gözaltına alınabiliyor.

Oysa bu durumun gerçek sorumluları, siyasal suçlular dışarda “kandırıldık!” masalıyla her türlü suçlamadan sıyrılmayı kendilerine hak olarak görüyorlar.

Böyle bir gidiş nereye kadar sürecek, hangi çıkmaz sokağa sapacak. FETÖ diye diye ülkenin rejimini değiştirmeye kadar geldi işler… Sütre gerisindeki gerçek FETÖ’ cüler kendilerini gizlemeyi başarabiliyorlar…

TPAO grevi başarılı olmalı…

TPAO grevinin, Gezi direnişi ile de buluşması halinde işler hiç te düşünüldüğü gibi olmayabilir. En güçlü ve örgütlü toplumsal kesimlerle, işçi sınıfı ayağa kalktığı zaman karşısında duracak hiçbir engel olamaz. Çünkü devrimler işçi sınıfının kendisine olan öz güveniyle ve kararlı, çelik iradesiyle ancak başarıya ulaşır.

Bu nedenle, yeniden ayağa kaldırılmak için, Haziran Bileşenleri tarafından başlatılmak istenen Gezi eylemleri, işçi sınıfının TPAO grevleriyle buluşmak zorundadır.

Ülkenin kurtuluşu, işçi sınıfının devrimci öncülüğünde meydana getirilecek dev gibi kitlesel ayağa kalkmalarla, Cumhuriyet’ i kendi sınıfsal çıkarlarının üstünde, ülkenin geleceğini özümseyerek ve yurt sevgisiyle bütünleşerek gerçekleştirilir.

Böylece Gezi’nin canlandırılması yerine daha güçlü, işçi sınıfının grevleri, direnişleri ile bütünleştirilmesi neticesinde daha ileri boyutlara taşınmış olur. Demokratik eylemler halkla kucaklaşarak zirveye ulaşır.

Çıkış, bu iklimin ve Ordu Millet birlikteliğinin yakalanmasıyla mümkündür…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: