15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, atılabilirdik!

murat-sevincMURAT SEVİNÇ

15 Temmuz üzerine o günlerde ve sonrasında çokça yazdığım için, bir yazı daha düşünmüyordum. Olmadı! Huylu huyunu teneşirde terk edermiş… Aslında ‘Artık yazmaya gerek yok’ diye düşünmemin çok önemli bir nedeni, şu Darbe Komisyonu’nun nihai raporu ve yapılan ‘ek’ oldu.

Hani, başında yıllarca Cemaat ile mücadele ettiğini hepimizin bildiği Reşat Petek’in olduğu Komisyon! Güler misin ağlar mısın!


Hatırlarsınız; başta Kadri Gürsel, Ahmet Şık gibi gazeteciler olmak üzere ve onlarca yazar çizer ve siyasetçi ekranlarda Cemaat’i överken, Fethullah Gülen’den‘Muhterem hocaefendi’ sıfatıyla söz ederken; Reşat Petek ve siyasal İslamcılar, özellikle AKP’liler, Cemaat’i destekleyenlere şiddetle karşı çıkardı. Hatırladınız mı? Güzel. La havle…

15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı, atılabilirdik!

İşte o Komisyon, bu işin siyasal ayağının bulunamadığı kanısındaydı. Şaşırıyordum haliyle. CHP ve Türkiye sosyalistlerinin Cemaat ile bir bağı nasıl olmaz idi? Herhangi bir AKP’linin bağının olmamasını, Cemaat’in siyasal İslamcılarla ilişki kurmamasını anlayabilirim, ama nasıl olur da ‘Sol’ ile FETÖ arasında bir ilişki bulunmaz idi.

İşte rapora yapılan ek, tam da bu esnada geldi. CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz sonrası FETÖ’yü ‘cesaretlendirdiğine’ dair satırlar eklenmiş. Ha şöyle. Oh dedim doğrusu. Az daha bu kirli ilişkiler ağı görmezden gelinecekti. Ya sabır…

Fakat tam 15 Temmuz’un siyasi ayağı konusunda derli toplu bilgi sahibi olup huzura ermişken, bu kez AKP’nin dünya çapındaki sosyoloğundan bir açıklama geldi. Sosyolog nefis/bilimsel saptamalar yapmış.

Cemaat’i tehdit olarak belirleyen 2004 MGK kararlarına rağmen kendilerinin uzun süre‘Dindar bir STK’ olarak algıladıklarını söylemiş. STK’nin başı da bu durumda herhalde F. Gülen olmalı! Ardından, ‘Darbe olsaydı keyfi tutukluluklardan söz ediyor olurduk’ deyivermiş.

Sosyolog haklı. Kendisinin de Gülen’in çiftliğinde çekilmiş fotoğrafı var malum. Terör örgütünün henüz STK olduğu yıllardan kalma. Muhtemelen bir STK toplantısı öncesi/sonrasında verildi o poz.

Kim bilir, toplantının konusu ya insan hakları ya da yapay zekâ çalışmalarının teşvikiydi belki de. Çiftlik demişken, çocukluğumuzun bir şarkısı vardı, ‘…bir çiftliği var, çiftliğinde kuzuları var…’ Hafıza ve çağrışım ne matrak bir şey!

İşte, sosyolog vekilin bu derinlikli düşüncelerini okuyunca, bir 15 Temmuz yazısı daha yazmaya karar verdim.

Ancak bu yazı, o berbat girişim ve vahim sonuçları üzerine bininci kez yazılacak siyasal değerlendirme türünde olmasın istiyorum. O gün bugündür herkes kendi 15 Temmuz gecesini anlatıyor. İzninizle ben de kendiminkini anlatayım.

Ancak benimki iki perde. ‘Tekne’ ve ‘yol’ başlıkları altında. Yazının konusu ilk perde olsun. İkinci perde çok vahimdi; bu yazı açısından gereksiz ve anlatılacak gibi değil…

İstanbul’da doğup büyümüş ve elli yaşına çok az basamağı kalmış biri olarak, yaşamımda ilk kez ‘Boğaz teknesine’ bindim. 15 Temmuz 2016 akşamı, saat 20.00’de. Düşünün. İlk kez. Aile, eş, dosttan oluşan yaklaşık 25 kişi bir tekne kiraladı ve gezintiye çıkıldı.

Nasıl bir deneyim bu? Üç saat boyunca boğaz kenarında yol alıyorsunuz ve yalılara, saraylara bakıp ‘Vay be’ diyorsunuz. Bunu derken, ayıptır söylemesi sigara böreği ve tükürük köftesi vs. atıştırıyorsunuz. Yaklaşık yirmi otuz kez ‘Vay be, ne güzel’ dedikten sonra, bindiğiniz yere bırakılıyorsunuz.

Yani, ezilmiş halk temsilcilerinin Bank Asya’dan çektikleri kredilerle aldıkları yalı dairelerini, Rus salatası eşliğinde ‘cepheden’ gördüğünüz son derece ‘elit’ bir faaliyet.

Gezinin bir saati geçmişti ki, arkadaşlar garip haberler okumaya başladı telefonlarından. Biri, ‘Köprü tanklarla kapatılmış’ dedi. Hepimiz, az önce altından geçtiğimiz köprüye bakıyoruz ama bir şey görmek mümkün değil. O gün köprü, Fransa’daki İŞİD katliamı nedeniyle Fransız bayrağı renkleriyle bezenmişti.

20 küsur insandan birinin dahi aklına darbe ihtimali gelmiyor. ‘Herhalde terör alarmı’ vs. diye düşündüm. Yalılara bakarak ilerlerken haberler vahimleşmeye başladı. Darbe sözcüğü sarf ediliyor.

Yok canım, ne darbesi! İhtimal vermek istemiyorum. Her şey bir yana, yıllarca darbeler tarihi anlatmış, okumuşsunuz; darbe bu saatte olmaz filan diye düşünüyorum. Sanki darbe saatine dair bir kanun varmış gibi!

On dakika sonra biri, ‘TRT’de darbe bildirisi okunuyor’deyiverdi. Tövbeler olsun. İnanmak istemiyor insan ama baktım ki bir yalının balkonundan dürbünle köprüye bakanlar var. Yol kenarını süzüyorum; mısırcılar, çekirdek çitleyenler, spor yapanlar, banklarda oturanlar. Aklım almıyor.

Bir anda herkes beti benzi atmış şekilde oturup telefonlarına bakmaya başladı. Her kafandan bir ses. Denize takıldı gözüm. O anda uyandım sanırım tam olarak. Bizden başka bir Allah’ın kulu yoktu suyun üzerinde ve yanımızdan askeri gemiler geçiyordu. Boğaz’da ürkütücü bir ıssızlık.

İnsanın aklına garip ve gülünç şeyler de geliyor o esnada. Şimdi burada ölsek kimse üzülmez diye düşündüm, mesela. Düşünsenize, darbe gecesi boğaz teknesinde sigara böreği yiyorsunuz. Oh olmuş sefa düşkünlerine filan derler!

Bu arada mesleki deformasyon nedeniyle, ‘TRT’deki bildiriden’söz eden akrabama, ‘Kuvvet komutanları mı yapmış açıklamayı, ortalıkta görünmüşler mi?’ sorusunu yönelttim. Uyanığım ya, 27 Mayıs mı yoksa 12 Eylül mü, bunu anlamaya çalışıyorum!

Yine tam o esnada, mesleğimin bir ‘eğlenceli sonucunu’ daha yaşadım. Hani apartmanda bir üniversite öğrencisi olur da komşu çocukları yaşama ilişkin her sorununu zavallıya sorar ve ödevleri için yardım isterler. Birkaç kişi, çöküp kaldığım sandalyede yanıma gelip ‘Sence kim yapıyor, ne oluyor?’ dedi.

Her şey anlaşılmaz geliyor. Kemalist subaylar mı? Anlamlı bulmuyorum. Fethullahçılar mı? Yahu darbe bu çocuk oyuncağı değil, bu kadar çok mu TSK’de bu adamlar diye düşünüyorum.

Şöyle bir şey söylediğimi hatırlıyorum, moral bozukluğuyla: ‘Vallahi şu anda hiç bir şey anlamıyorum, kimler olabilir bilmiyorum. Ancak bu haltı her kim yiyorsa yesin, muhtemelen yine biz atılırız!’

Atıldık.

Meslektaş ve arkadaşlarla birlikte.

15 Temmuz başarılı olsaydı, Ahmet Şık ve Kadri Gürsel ile halihazırda tutuklu olan Cumhuriyet yazarları muhtemelen içerideydi. Evet, binlerce insan tutuklanmıştı ve TV’lerde takım elbiseli apoletliler ile dalkavuklarını izliyorduk. Bizler de, atılmıştık.

Bu yazı için kullanılan fotoğrafta; beni, Cem Eroğul’u ve Dinçer Demirkent’i görüyorsunuz. Mülkiye Anayasa Kürsüsü’nün üç mensubu. Hepimizin hocası olan emekli anayasa hukuku profesörü Cem Eroğul, 12 Eylül’de atılmıştı. Cem Hoca’nın hoca ve arkadaşları da atılmıştı. Sevgili Dinçer de, benimle birlikte atıldı.

Türkiye’nin istikrarsız bir ülke olduğunu düşünenler var. Külliyen yanlış.

Türkiye Cumhuriyeti, belli başlı konularda, son derece istikrarlı bir devlettir.

Her ne kadar başka bir konuya dair üretilmiş ‘temel ilke’ olsa da, kabul etmek gerekir:

Devlette süreklilik esastır…

Yazı önerileri: Birlikte atılmış olmaktan onur duyduğum kürsüdaşım sevgili Dinçer Demirkent’in nefis yazısını (http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/07/13/akp-sonrasi-turkiyeyi-dusunmek/) ve benim rutin kitap incelememi (http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/07/13/idam-sevdalilari-adnan-menderesin-asildigini-bilmez-mi/) buraya bırakıyorum.


http://www.diken.com.tr/15-temmuz-darbe-girisimi-basarili-olsaydi-atilabilirdik/ 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: