94 Yıl Sonra Cumhuriyet’in Yol Göstericiliği

İbrahim Kaya

94 yıl önce bugün “beklenmedik” bir büyük devrim yaşandı. Bu devrim, bazı Batılı düşünürlerce, İslam dünyası olarak ifade edilen coğrafya/medeniyet için sıra-dışı, istisnai olarak adlandırılacaktı.

Rasyonelliği, eşitliği, bireyselleşmeyi, dünyevileşmeyi kabul etmesi olanaklı görülmeyen bir coğrafya/medeniyet içinde Türkiye istisna bir gelişmeye imza atıyordu. Bu gelişmenin temeline bugün içinden geçtiğimiz sürecin açmazlarına çözüm bulmak için bakmak gerekiyor.


Yani bugünkü sorunlarımızı aşmamızın temel kaynağını 1923 Devriminde bulabileceğimizi düşünüyorum. Bunun için öncelikle 1923 Cumhuriyet Projesinin anlamına odaklanmak gerekiyor. İnsanlık tarihi boyunca “temel sorunsallıklar” olarak görülen ekonomik, politik ve kültürel sahalardaki sorunların çözümü için ve geçerli “toplum” modeli hakkında her daim düşünceler üretilmiştir.

Ancak, son 200 bilemediniz en çok 300 yıldır bu sorunsallıkları bütünsel anlamda çözmek için “projeler” geliştirilmektedir. Hatta bu yüzden modern dönemi projeler dönemi olarak anlamak mümkündür. Bu projelere yakından baktığımızda görüyoruz ki hepsi – her ne kadar birbirine karşıt yollardan olsa da – “uzlaşmalar” üstünde duran bir tür denge anlamındaki bir “toplum yaratma” sevdasına sahiptir.

İster liberal isterse sosyalist olsun bu projeler toplumun bütünsel anlamda bazı temeller üstünde uzlaşmasını hedeflemektedirler. Elbette uzlaşma temelleri birbirinden çok farklı olduğundan, bu projelerin hedefleri birbirine karşıttır. Ancak, sonuçta, her biri kendi temelleri üzerinde hemfikir olan yani uzlaşmalar üstünde duran bir toplumu hedeflemektedir.

Bu hedef için de sözünü ettiğimiz sorunsallıklara yönelik çözüm önerileri mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti Projesini de bu projelerden biri olarak görmek gerekmektedir. Yani Türkiye’deki temel sorunsallıklara çözüm getirme ve sorunlarından arınmış, uzlaşılar üstüne kurulmuş bir toplum yaratma projesidir Cumhuriyet.

Bu projenin ışığına bugün de ihtiyaç duyuyoruz, çünkü epey bir zamandır onun ışığını kesenlerin kurduğu cumhuriyet-dışı bir siyasa altında yaşıyoruz ve sorunlarımız çok ağır sorunlar. Öncelikle, bu sorunlara odaklanalım.

BUGÜNKÜ SORUNLARA ÇÖZÜM OLARAK CUMHURİYET
İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanması sorusuna yanıt olarak bugün ülkemizde işleyen ekonomik model, hukuku tanımayan, kural-tanımaz, modernliği olmayan bir kapitalizmdir.

Toplum halinde birlikte yaşamak için temel oluşturacak politik ilkeler açısından ise “çoğunlukçuluğun” belirleyici olduğu “tek yetkili cumhurbaşkanlığı” rejimi demokrasi-dışılığı bir çözüm gibi dikte etmektedir. Kültürel sahada ise “kurumsal özerklik karşıtı” bir anlayış entelektüelliğe düşmanlığı körüklüyor ve ortalamanın zaferini kutsuyor.

Şimdi bu üç temel sahadaki sözünü ettiğimiz sorunlar esas meselemize yani “topluma” ilişkin son derece sıkıntılı sonuçlar üretmektedir.

Bu üç sahanın işleyişine ilişkin uzlaşma söz konusu olduğunda “toplum” halinde yaşayan bir kolektif özneden söz etmek mümkün olduğu halde, anlaşmazlıkların yarattığı kutuplaşmış, kimlik-eksenli dar görüşlülüğün belirlediği bir “topluluklar (cemaatler) çoğulluğu” vardır Türkiye’de.

İnsanların aynı mezhepsel, aynı etnik aidiyetlere sahip olması onların bir araya gelmesinin tek temeli ise, çok ciddi bir bunalımdayız demektir toplumsal yaşam açısından.

Bu sorunsallıklara dair Cumhuriyet Projesinin çözüm planı neydi? Bugün için de anlam ifade etmekte midir? İlk yıllarında biraz “taklitçi” olmak zorunda kaldığından, Cumhuriyet liberal kapitalizmi, ekonomik modernleşmenin standart yolu olarak düşünmüş olabilir.

Ancak, hem kendi içindeki tartışma hem de dünyanın gerçekliği, ciddi bir değişimi zorunlu kılmış ve kendi ekonomik modernleşme yolunu 30’larda inşa etmiştir. Bu yöntem, önemli ölçüde, kamucudur ve devletin üretici aktör olarak ekonominin içinde yer aldığı bir tür karma ekonomik modeldir.

Bugün neo-liberalizmin sınıfta kaldığı, regüle edilmek durumunda olduğu genel olarak tüm dünyada kabul edilmektedir. Demek ki piyasanın kontrolüne, toplumun savunusuna ihtiyaç vardır.

Bu çerçevede bugün Türkiye’nin ekonomik sorunsala çözüm olarak bu sözünü ettiğimiz modeli günün koşullarına uygun biçimde bazı düzenlemelere tabi tutmak koşuluyla tekrar ciddiyetle düşünmesine ihtiyaç vardır.

Cumhuriyet projesi politik modernleşme hususunda hiç kuşku yok ki “cumhuriyetçidir”. Kamusal sahanın üstünlüğüne, ortak iyinin önceliğine, erdemli yurttaşlar topluluğu yaratma hedefine inanan bu siyasa anlayışı elbette liberalizme karşı bir alternatifi de işaret etmektedir.

Cumhuriyetçiliğin dayanışmacılığa atfettiği önem onun demokrasi ve özgürlük anlayışlarını liberal demokrasi ve özgürlük anlayışlarından farklı kılmaktadır.

Negatif özgürlüğe karşı “sosyal özgürlüğü” ve seçim sandığını kutsayan temsili demokrasiye karşı “sorumlu yurttaşın katılımını” önceleyen bir cumhuriyetçi siyasa anlayışı bugün “köksüz” bireyciliğin yarattığı sorunların çözümünde etkin sonuçlar verebilecek bir modele işaret etmektedir.

Kültürel modernleşmenin temeli olarak Cumhuriyet Projesi kuşkusuz seküler, bilimsel bilginin benimsenmesine ve yaygınlaştırılmasına işaret etmektedir. Aydınlanma ile birlikte kültürel sahadaki kurumsal yapılanmada özerkliği tesis etmek bu projenin yegane hedeflerindendir.

Bilime, eğitime ve sanata cumhuriyetin ilk döneminde atfedilen önemi düşünürsek, bu konuda projenin ne denli ciddi olduğunu görürüz. Her kültürel sahanın (sanat gibi mesela) kendine özgü bir mantığa sahip olduğu anlayışı çerçevesinde işleyecek bir devlet-dışı gündelik yaşam kurma projesi söz konusudur.

Bilimsel bilginin gücüne inanan, evrensel etik değerlere yönelen, özerk sanat anlayışını yücelten bir kültür-bilgi sahası inşası Cumhuriyet Projesinin aydınlanmacı temelleriydi.

DAYANIŞMACI TOPLUM ANLAYIŞI
Şimdi bu çerçevedeki bir projenin “toplum” anlayışını değerlendirmek gerekmektedir. Yani üç insanlık sahası açısından sırasıyla kamucu, cumhuriyetçi ve Aydınlanmacı olan projenin toplumu nasıl kavradığını bilmek gerekir. Bir kere biliyoruz ki Cumhuriyetin toplum anlayışında “dayanışmacı” anlayış çok temel bir yere ve öneme sahiptir.

Toplum karşıtlıkların savaş alanı değildir hiçbir şekilde, ama daha ziyade “farklılıkların” karşılıklı dayanışmaya ihtiyaç duyduğu bir etkinlikler sahasıdır. Toplumun iş bölümü temelinde “profesyonelleşme”, “uzmanlaşma” ve “farklılaşma” ve nihayetinde “yeniden bütünleşme” yaşadığı anlayışına dayanan bu dayanışmacı yaklaşım toplumun modernleşmesini organik dayanışmada görmektedir.

Uzmanlıklara, bilirkişiliklere ve profesyonelliklere duyulan güven Giddens’ın dediği gibi modern toplumun merkezi niteliğidir. Halbuki şimdiki Türkiye’de dayanışmada sanki anakronikleşme yaşanmaktadır: uzmanlaşmadan ziyade bir homojenleşme yaşandığı gözle görülür düzeydedir. Yani organik dayanışmadan mekanik dayanışmaya doğru giden anakronik bir değişim yaşanmaktadır.

Herkes her işi yapabilir türünden bir anlayış hayat bulmaktadır. Mesela son derece önemli bir uzmanlık gerektiren tenis alanındaki bir önemli pozisyona tenis ile uzaktan yakından bağı olmayan birinin atanması burada söylediğimiz konuya ışık tutacak düzeydedir.

Bugün ayrışmış, kutuplaşmış ve dolayısıyla çok sayıda cemaate bölünmüş bir ülkede “toplum” savunusu elimizdeki en güçlü mekanizmadır: dayanışmaya çok ihtiyacımız var; farklılıkların karşılıklı olarak birbirine duyduğu ihtiyacın altının çok kalın çizgilerle çizilmesine ihtiyaç olduğu çok net; uzmanlığa, profesyonelliğe, bilirkişiliğe saygının ve önemin yeterince atfedilmediği toplumların varlığını koruması son derece güçtür.

Bu açıdan da Cumhuriyet Projesi bize ışık tutmaya devam edecek güçtedir. Dayanışmaya dayalı toplumun farklılıklara müsamaha etmediği şeklindeki anlayışın tutarsızlığını görmekle birlikte, bireysel özerkliğe önem atfedilmediği zaman da toplumsal yaşamın işleyişinde sorunların kaçınılmaz olduğu vurgusu yapılmalıdır.

Mustafa Kemal’in kişi onuruna verdiği önem ve kişilerden kurulu toplumsal birliktelikler anlayışı bu konuda son derece elzemdir. Yani dayanışmacı toplum, Cumhuriyet Projesinde bireysel özgürlüğü silmemektedir, toplumu bireylerin dışında ve onların eylemlerini zorlayıcı bir güç olarak görmemektedir; fakat liberalizmin atomcu bireylerine müsamaha göstermemekte, bireyin ancak toplumsal gerçekliğinde kendisini gerçekleştireceğini görmektedir.

Aynı zamanda dayanışmacı toplum anlayışının “örgütlenmeye” ve “hak aramaya” izin vermediği şeklindeki anlayışın yanlışlığını görmekle birlikte, dayanışmanın ekonomik, politik ve kültürel sahalardaki “mücadelelerin” yok sayılması anlamına gelmediği vurgulanmak durumundadır.

Yani bir bakıma Cumhuriyet Projesinin toplum modeli “göreli bütünsellik” denilebilecek bir varlık olarak topluma işaret etmektedir. Değişime kapalı değil ama uzlaşmaları yüksek bir kolektif birlik dolayısıyla toplumun tanımını ifade etmektedir.

Kısacası, Cumhuriyet Projesi bugün de içine düştüğümüz karanlıktan çıkışın yolunu bize göstermektedir; ekonomide kamucu, siyasette cumhuriyetçi ve kültür-bilgi sahasında Aydınlanmacı bir proje “toplum” modeli olarak da bireysel özerkliğin korunduğu, ama dayanışmanın esası oluşturduğu bir kolektivite anlayışını savunmaktadır.

İçinden geçtiğimiz süreçte neoliberal ekonomi, yeni muhafazakar sağ siyaset ve gerici, tutucu kültürel alan ve bilgi iddialarındaki sapkınlıklar büyük gerilemeye işaret etmektedir.

Bu büyük gerilemeyi tersine çevirmek ve yeniden ilerleme yolunu inşa etmek için Cumhuriyetçi Projenin toplum anlayışı bize ışık tutmaktadır, yeter ki o ışığın gösterdiği yolu görmek isteyelim!

http://www.abcgazetesi.com/94-yil-sonra-cumhuriyetin-yol-gostericiligi-8122yy.htm

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: