KADININ ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU -/- ÖZGÜR DEĞİLİZ HİÇ BİRİMİZ!…

Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMANtülay1.jpg

10 Aralık İnsan Hakları günü!….

insan hakları genel resim ile ilgili görsel sonucuKutlayacağımı sanıyorsanız yanılırsınız… Sorgulayacağım!…

Ya diğer günler?!

İnsana haksızlıkların tortu ve birikimlerine yenilerinin eklendiğini görmezden gelerek varmış gibi kutlu olsun mu diyeceğiz?

gözlemKutlayanlar yanında neyse ki, anlamlı günlerin başlıklarında nelerin yok edildiğini anımsayan, dillendirenler de var.

yatay..yatay..

İlgili resim

Söylencelerinin sonunu her şey daha iyi olacak diye bitirenleri değil, şimdi daha fazla çaba ve mücadele gerekiyor diyen gerçekçileri, umut tacirliğine soyunmadan acıtırcasına gerçekle yüzleştirme cesaretini gösterenleri işaret ediyorum. Kara tablonun çizilişinde iyimser(!)  ve sadece beklentilere, dileklere odaklı, edilgenleştirici, bekle bakalım elbet bu işin bir sonu var, sonu iyi olacak diyerek katkıda bulunanları değil!…

5 Aralık’ta Türk kadınına seçme ve seçilme haklarının verilişinin 83. Yıl dönümünü kutlu olsun dilekleri ile  idrak ettik… Nedir kutlu olan diye düşünenlerin sayısı kadar çıkabileceğiz bu süreçten.

Aydınlık diye nitelendirilen bir kentlerde bile belediye başkanlarının kadınlara söz hakkı vermeden kendilerinin ne kadar kadından yana (!) olduklarına dair hamasi nutukları ile geçiştirilen, bazılarının bayanlar diyerek kibarlaştıklarını zannettikleri süslü cümlelerle kadının önemini (!) anlattıkları giderek trajikomik hal alan her yıl kendini yineleyen, olumlu anlamda yeniye hasret, bir buruk gündür aslında.

5 Aralık vesilesiyle kimlerin kadından yana(!) olduğunu öğrendiğimiz gibi, şimdi de 10 Aralık vesilesi ile insan haklarından(!) yana olanları dinleyip, izleyeceğiz. Belli tarihler, sorgulama ve çıkış için arayış yerine; anma ve kutlama adı altında kendilerini yeniden pazarlayanların öne çıkmak amacı ile özünü boşalttıkları günler olmaktan kurtarılamıyor.

İnsan hakları alanında karnesi ayıplarla dolu dünyanın yok edilenlerden çok, var edilenlere odaklı günlerle hepimizi avutup oyalamasına şaşmamalı!…

insan hakları genel resim ile ilgili görsel sonucu

İnsan hakları alanında kadın için ayrı bir başlık açılması boşuna değil. Kadın hakları, kadının eşitlik ve özgürlük mücadelesinin kısaltılmış adıdır. Kadına haksızlıkların başka bir ifadesi de diyebiliriz.

Hakların yasalarla verilişi, kadını özgürleştirir mi? Kocaman bir HAYIR!…

 Yasalarla özgürlüğü var edemezsiniz ama YOK edebilirsiniz. Ne mi demek istiyorum?!… Yüzyıllara yayılan kısıtlar ve alışkanlıklarla yerleştirilen ayrımcılıkları sosyal yaşamdan yasa ile bir anda söküp atmak kolay değil. Bunun için samimi ve sürekli çabalar ama hepsinden önemlisi özgür bir ortam gerekir.

kadın hakları resim ile ilgili görsel sonucu

Bunu sağlayacak olan yönetim anlayışıdır. Kendi içinde hiyerarşi kurmuş siyasal partiler sisteminde, devşirme usulü ile liyakatten çok, yakınlık, biat etme potansiyeline göre belirlenen seçilmişleri seçiyor gibi yaparak hiçbir toplum özgür olamaz. Böyle bir sistemde seçilmişler de, kendi yerlerini koruma gayretini öne alarak, toplumun değil, kendi seçicilerinin özgürlüğünün mücadelesini verirler…

Vazgeçtikleri sadece kendi özgürlükleri değildir, tüm toplumun özgürlüklerinin zinciri olurlar. Zincir kıran bir sistem kurulmadıkça, özgürlük yerine, verilmiş haklardan söz ediliyorsa; yasa ile verilen bu haklar, yine yasalarla bir bir kaldırılabilir.

Hakların tanınması gerekli ama yeterli değildir, kullanılabilir olmasıdır önemli olan. Ne kadarı yaşamınıza değiyor? Yasada var ama topluma değip, dokunmuyorsa, hakları kullanma ısrarını göstermek, özgürlük mücadelesi vermek gerekir.İlgili resim

Hak ve özgürlüğe verilen olarak bakıp, yeterli görmek yerine; alınıp korunan, korunup geliştirilen, yaşam alanı içinde var edilen, var etmek için belli günlerde sözlere boğmak yerine, sürekli çaba gösterilen olarak  bakmak gerekiyor.

Böyle bir bilinç için çaba göstermek yerine, belli günlerde varmış gibi kutlamayı seçtiğimizi rakamlara vurunca gerçeğin yakıcı yüzü çıkıyor ortaya…

Atatürk sayesinde, 1934 Yılında kadınların siyasal hakları tanındı. Seçme ve seçilmede haklar alnında eşitlendik. Kullanılması konusu, bu hakların yaşam pratiğinde var edilmesi sorunudur. Hak, hukuk sistemince tanınan, başkalarına karşı ileri sürebileceğimiz yetkilerdir. Bu yetki, yaşam pratiğinde yoksa hukukun çözeceği bir sorundur.

Kadınların göreceli hakları var ama bunları kullanacak özgürlükleri yok.

Özgürlük, hele kadının özgürlüğü hiçbir zaman toplumun ve hukukun öncelikli sorunu olmadı ki, haklar kullanılabilir olsun.

Hiyerarşik katmanlarda birbirinin üzerinde mobbing kurarak suskunlaşan bir toplumda  özgürlük yaşan(a)maz, pratikte olmayan, kağıt üzerinde kalan ve giderek de boşaltılan bir alandan söz ediyoruz hak deyince.

Hukuk ve adaletin yok hükmünde olduğu bir yerde sadece, kural koyanın özgürlüğünden söz edilebilir. Türkiye bugün bu noktadadır.

Rakamlar demiştik. Türkiye kadın erkek eşitliğinde, 2016 Dünya Ekonomik Forumu’nun cinsiyet uçurumu raporunda 144 ülke içinde 130. sırada yer alarak dibi buldu.

Seçme seçilme hakkı, Türkiye’de siyasal partilerin iç yapısından kaynaklı sorunlar nedeni ile cinsiyet farkı gözetmeksizin sorunlu ama kadının hakkı olanı almasının önündeki engeller giderek çoğalıyor.

İktidarın kadın özgürlüğünü, kadının başının türbanla örtülmesine indirgediği sürecin hızlanmasında muhalefetin, bizzat Kılıçdaroğlu’nun ifadesi ile “laiklik sorunu yok” ve “türbanı biz çözeriz” sözlerinin etkisini küçümsemeyelim. Kadını örterek sistemi laikleştirme ve kadın haklarında giderek gerilerken, Atatürk diyenlerin sayısının artması bir paradokstan çok, sistemli bir dönüşümün örtüsü aslında.

Atatürkçü olmak, O’nun kadın ve erkek eşitliğini öne alan toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşamda ülkenin tüm aktif nüfusunu seferber edecek adımlarını daha ileri götürmektir.

Kadınla ilgili rakamlar hiç iç açıcı değil. Hep Meclis’teki kadın sayısının azlığından yakınırız ya; 31.000 Belediye Başkanı içinde, sadece 119’u kadın.

Kadın cinayetlerinde ve kadına şiddette rakamsal  artış başlı başına bir yazı konusu…

Kadın hak ve özgürlüklerine sahip çıkıyor gibi yapanlara bakarken, haklarımıza sahip çıkamadığımızı anlatmak hiç kolay değil!..

Hani şu süreçte en çok adı geçen ve Türkiye’de adaletin yakasına yapışması ve mal varlığına el konması için ABD’de yargılanması gereken İranlı Reza var ya!… Bir zaman Fetö’yü, sonra Fetöcüleri konuştuğumuz gibi cambaza baktı(rıldı)ğımız, bu süreçte Meclis yasa faaliyetlerini durmaksızın sürdürmekte.

Hani kutluyoruz(!) ya haklarımızı?… Tam da şu süreçte, evlendirme yetkisi müftülükler üzerinden resmen imamlara verildi!… Hala yalanlanmayan bir habere göre; kurullar devreye girerek yeni süreç yapılandırılıyor…

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun, “Telefon, mesaj ve internet yoluyla boşanma geçerli midir?” sorusuna verdiği yanıtta; “Bir kişi boşanmayı ifade eden sözleri, telefon, mektup, mesaj, faks ve internet yoluyla bildirerek de boşanabilir”… dediği ve buna ilişkin suskunluk, şimdilerde adı “şarlatan” konulan, bir zamanların  Bakanlarının gözdesi Reza’dan daha mı önemsiz bir konu?!..

Evlendirme yetkisinin müftülüklere verilmesine karşı çıkanların bu çıkışlarının sadece bir endişe olmadığı anlaşılmıştır sanırım. Pek çok konuda kısıt getirilirken, Reza üzerinden konuşmalara izin veriliyor olması kocaman bir soru işareti?!… Fetö ve Reza  ABD koruması altında paçayı kurtarıyorken; onlar üzerinden meşgul edilen zihinlerimizle hak ve özgürlüklerimiz elimizden bir bir üstelik yasa marifeti ile alınıyorken, kürsülerde insan haklarının bol sözlerle tüketim günü kutlanacak…

Kutlu olsun mu diyelim?!… Neyi kutluyorsak?!..

  1. Yüzyılda, yüzyıllar içinde hak ve özgürlüğe ilişkin  bedellerle biriktirilenlerin hoyratça savrulup yok edilişini mi?!…

Savaşları, “barış” kelimesi ile yaygınlaştıran günümüz dünyasının çatışmacı siyasetçilerinin demokrasi adına biriktirilenleri boşaltışlarına bakarak diyebiliriz ki; özgür olmayan bir dünyada barış olmaz!…

Kadınları özgür olmayan bir ülke de güçlü olamaz. Dünya giderek daha savaşkan ve Müslüman Hristiyan ayrışması giderek daha derinleşirken, yaşadığımız coğrafyaya ağır bedelin sebepleri ve yapılan yanlışların irdelenmesinde daha fazla gecikmemeliyiz.

Geçtiğimiz 5 Aralık vesilesiyle bir kez daha yinelemeliyim. Atatürk’e saygı yanında sevgi ve minnetimiz sonsuz. Sadece Cumhuriyetle biz kadınları var ettiği için değil, bugün dünyanın içine yuvarlandığı girdaba bakarak, “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” deyişi ile barışı gerçek anlamda savunan ve var etmek için çaba gösteren büyük bir lider olması nedeniyle…

İlgili resim

          Yüz yıl öncesinde bugün için de geçerli olanı veciz sözle dile getiren bir dünya lideri… Kaç ulusa nasip olur?!..

Kadınlar, tanıştığımız özgürlükleri Atatürk’e borçluyuz. Bırakın kullanmayı ve daha ileri hakları elde etmeyi özgürlükleri soluyamaz hale ge(tiri)lişimiz, elde ettiğimizin içini doldurmak yerine, boşaltılışına seyircilik etmemiz nedeniyledir.

Giderek azaltılan özgürlüklerde, yasa yapma tekeli ile doğrudan hedef alan iktidar kadar, getirin biz çözeriz diyerek ön alacağı sanısıyla süreci hızlandıran muhalefetin ve itiraz etmek yerine sürecin seyirciliğini yapanların da vebali var!…

Evet!… Başlık kadının özgürlük sorunu ama aslında ÖZGÜR DEĞİLİZ HİÇ BİRİMİZ!…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: