ATATÜRK DOĞRUYU VE GERÇEĞİ ARAŞTIRDIKÇA BÜYÜR

altanAltan ARISOY

atatürk

Atatürkçülerin ilk görevi O’nu doğru öğrenmektir.

Türkiye’de Atatürk düşmanlığı 1980 darbesinden bu yana artarak akıl ve ahlak dışı boyutlara ulaştı.

Daha önce belli çevrelerde dedikodu şeklinde yapılan propagandalar, en yaygın medya araçlarıyla, sanki gerçekmiş gibi büyük bir ciddiyetle anlatılır oldu.

oluyorKonu Atatürk olunca, basın ve düşünce özgürlüğündeki bütün sınırlar kalktı (!) Ne kadar iftira, hakaret varsa fütursuzca söylendi. Hükümetlerin işine geldi.yatay..yatay.. Yargının eli kolu bağlandı. Liboş yazar-çizer- aydın(!) takımı kendileri için uygun bir ortam bularak iyice azgınlaştılar. Sorumlular yasaları uygulayacak, hukuku savunacak yerde, hepsine destek olmayı görev kabul ettiler!

Kısaca aydın ihanetiyle, hükümetlerin aymazlığıyla ve siyasal dincilerle çıkar birliği içinde bütün saldırılara göz yummalarıyla geldik bugünlere.

Şimdiye değin Atatürk ve cumhuriyete yönelik saldırıları çok konuştuk ve yazdık.

Bu saldırılar hiç durmadı. En alçak, en iğrenç şekillerde devam edip gidiyor. Önlem almayı aklına getiren bile yok. İşlerine geliyor. Tam tersine bu durumdan yakınanlar çeşitli şekillerde rahatsız ediliyor, tehdit ediliyor.

Onlara, düşmanlıklarını açıkça ortaya koydukları için kızmanın bir anlamı var mıdır?

Saldıran düşmanla savaşmaktan başka zaten herhangi bir yolda yoktur.

Yazımızın konusu Atatürkçü olmakla övünen bazı kişilerin Atatürk’e verdikleri zararlar…

O’nu yüceltmek isterken, yalan-yanlış bilgiler yayarak Atatürk’e önemli ölçüde zarar verebiliyorlar.

Duydukları ve okuduklarına hemen inanan bir toplumuz. Bunları çevremize yayarız.

İnceleme, araştırma yapmaya pek gerek duymayız.

Bu yüzden de sürekli aldatılırız.

Atatürk’ü daha sevimli göstermek için iyi niyetli uydurmalar-abartmaların yanında, kimi dini safsatalara benzer söylencelerde üretilmiştir.

Örneğin; Çanakkale savaşlarında Mustafa Kemal’e kurşun işlemediği, Allah tarafından korunduğu söylencesi yayıldı. Sonraları peygamber yerine koyanlar da oldu. “Bir masada 32 kral, 62 cumhurbaşkanı var…” diye başlayan fıkralar uyduruldu. “Atatürk’te bilmem kaç insanın cinsel gücü vardı” diyenler görüldü. 

Cahil, aşağılanmış ve hastalıklı bir toplumun yansımalarıdır.

Bugün bazı yöneticilere de bu türden sıfatlar yakıştırılabiliyor. İnananlar olabiliyor.

Atatürk karşıtları O’na atılan iftiralara hazırdırlar. Hemen inanırlar.

Buna karşın, övgü amacıyla yapılan bazı uydurmalarında Atatürkçüler tarafından çoğunlukla “doğru” kabul edildiğini görüyoruz.

İşte kabul edilemeyecek olan budur.

Övgü amacıyla yapılan bu türden uydurmalara birkaç örnek vermeye çalışalım.

CUMHURİYETTEN ÖNCE CUMHURİYET (!)

Mustafa Kemal 1923 yılında ABD li gazeteci “TheSaturday Evening Post” dergisi yazarlarından İsaac F. Marcosson’a şu demeci vermiş:

“Bir gün, Birinci Cihan Harbi’nden sonra Ortadoğu’da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır. O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil, emperyalist güçlerin yanında yer alırsa, aynı akıbete kendileri uğrayacaktır. Ve Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele haddini bildiren Türk halkı onların da hakkından gelecektir.”

Atatürk’e atfedilen bu sözler tümüyle uydurmadır.

Uyduran kişi adı geçen röportajın aslını kimsenin okumayacağını düşünmüş olmalı ki; Mustafa Kemal’e, daha cumhuriyet ilan edilmeden “yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri…” dedirtmiştir.

ok2Atatürk ‘millet’ der. “Halklar”ifadesini hiç kullanmaz. ‘Halklar’ sözcüğü, uyduranın siyasi görüşünü yansıtan bir ifadedir.

Burada doğru olan tek bilgi; ABD li gazeteci “TheSaturdayEvening Post” dergisi yazarı Marcosson’un 1923 yılının Temmuz ayı ortalarında Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal ile röportaj yapmasıdır.Bu röportajda yukarıdaki gibi bir paragraf yoktur.

Belli ki uyduran kişi,  Atatürk’ün çok ileri görüşlü olduğunu anlatmak istemiş…

İyi niyetle bile olsa Atatürk’ü bir yalana alet etmek, yanlış anlatmak asla onaylanamaz..

Sözcü gazetesi bu tuzağa düştü. 30 Ağustos 2012 sayısının ilk sayfasını Atatürk 89 yıl önce bugünü gördü” manşetiyle yayımladı.

Atatürk düşmanları da Sözcü gazetesini tefe koyuverdiler.

Atatürk’ü yüceltmek için yalana gerek yok…

Sadece “gençliğe söylev”i okuyup düşünmek yeter de artar…

Röportaj, adı geçen dergide ancak 3 ay sonra, 20 Ekim 1923 tarihli sayısında yayımlandı.

Ergun Özbudun tarafından1981 yılında Türkçeye çevrildi. (1)

Çevirinin bağlantısı:

ATATÜRK’ÜN SUUDİ KRALINA YOLLADIĞI TELGRAFYALANI

Yalanı uyduran Nevzat Yalçıntaş’tır.

Yalçıntaş 1981 yılında cumhurbaşkanlığında bir ekiple arşiv çalışması yaparken böyle bir telgraf görmüş ve okumuş. Sonra telgraf kaybolmuş(!)Ama içinde yazılanları tam olarak hatırlıyormuş! 29 Haziran 1926 tarihli telgrafta Atatürk’ün el yazısı ve imzası da varmış(!)

Atatürk telgrafta -o yıllarda peygamberin mezarını yıkmak isteyen- Suudi kralına şöyle diyormuş:

Suud kralının dikkatine!! Tarafımıza ulaşan haberlere göre Allah’ın sevgili ve özel kulu, elçisi peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın kabrini yıkıp yerini değiştirecekmişsin. O mezarın tek taşına dokunursan Kurtuluş Savaşı’nı bırakır ordularımla aşağı inerim.”

 MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Osmanlı devletinden gelen bir gelenektir. Devleti ilgilendiren bütün belgeler saklanır. Cumhuriyet döneminde de her belge titizlikle saklanmıştır.

Haber yayılınca hummalı bir şekilde bütün arşivler yeniden didik didik edildi.

Böyle bir telgraf bulunamadı…

19 Haziran 1926 İzmir’de Atatürk’e bir suikast girişimi açığa çıktığı için üst düzey komutanların da tutuklandığı günlerdir. Mustafa Kemal, Arapların işlerine karışmamış, karışılmamasını öğütlemiş bir önderdir. Kendisine suikast yapıldığı günlerde Suudi kralına böyle bir telgraf göndermesi olanaksızken Nevzat Yalçıntaş bu hikâyeyi neden uydurur?

Yanıtı aşağıda…

ok2Mustafa Kemal’in bütün yazışmalarında incelik ve belagat vardır. Bu ifadelerin O’nun kaleminden çıkması düşünülemez. Üstelik daha 1926 yılında soyadı yok. “Atatürk” diye telgrafı imzalaması da olanaksız…

Anlaşılıyor ki; Nevzat Yalçıntaş’ın da cumhuriyet tarihi ve Atatürk konularındaki bilgileri yeterli değildir. Daha çok İslamcılıkla ilgilidir. Yeterli bilgiye sahip olsa, uydurmak için o kadar uğraştığı bir hikâye için – en azından bilgisizliğini ele vermeyecek- daha uygun bir tarih bulabilirdi.

Bir başka aktarımda ise, mektubun 1919’da yazıldığı ve “kurtuluş savaşını bırakır ordumla aşağı inerim” denilmektedir.

1919 Haziranında Mustafa Kemalin ordusu mu vardı?

Kurtuluş savaşını bırakmak mı?…

Neresinden bakarsan uydurma olduğu sırıtıp duruyor.

Çakma tarihçi ve tescilli Atatürk düşmanı Kadir Mısıroğlu, Nevzat Yalçıntaş’a bu konuyu sorduğunu bir televizyon programında anlatır.

Yalçıntaş’ın yanıtı:, “bunu M. Kemal Atatürk’ü müslüman göstermek için uydurduk.”  şeklinde olmuş.

Tam da Atatürk’ü kendilerinden gösterme çabası içindeki dincilere yakışan bir yanıt…

Ama yanlış kolay düzeltilemiyor. Atatürkçülüğü ile övünen nice insan, her ortamda Atatürk’ün Suudi kralına telgraf yollayarak peygamberin mezarını kurtardığını söylemeye devam ediyor.

Atatürk’ü doğru öğrenmek ve doğru anlatmak onu yüceltmenin en güzel yoludur.

Türk ordusunu Arabistan’a yollamak Atatürk’ün değil; olsa olsa Arap hayranı gericilerin aklına gelebilecek bir iştir.

ATATÜRK KÂHİN DEĞİLDİR

M. Kemal şöyle konuşmuş:

 “Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu tip yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı’yı batırdığı için yasakladık. Çok değil yüzyıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki, bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. 17 Aralık 1927.”

Bu paylaşımı ilk okuduğumda şaşırdım.

“Bu kadar da uydurulamaz” diye düşündüm. Ama içime de bir kurt düştü.

Atatürk’ün özellikle 1923-1938 yılları arasındaki her gün saat saat neler yaptığı bellidir.

Hemen “Atatürk’ün Bütün eserleri”, “söylev ve demeçleri”, Atatürk Günlüğü” gibi kaynakları taradım.

Gördüm ki, ne 17 Aralık 1927 gününe, ne de başka bir tarihe ait böyle bir konuşma yok.

ok2Buna en yakın konuşma 1925 yılında Kastamonu’da  “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” özdeyişini de söylediği konuşmadır.

İşte yine bir akıllı…

Atatürk’ün Türkiye’nin son yıllardaki siyasal olaylarını- hatta ayrıntılarını- yüz yıl önce gördüğünü ifade ederek O’nu yüceltmek, O’nun izinden ne kadar ayrıldığımızı anlatmak derdine düşmüş! (2)

Ama verdiği örnek doğru değil…

Burada önemli bir noktayı belirtmeden geçmek olmaz.

Atatürk, cumhuriyetin geleceği konusunda büyük endişelere sahipti. Yönetimde görev alanların eski anlayışın temsilcisi olduklarını, kendisinin ölümü halinde kolayca eski düzene dönebileceklerini, onlara güvenmediğini sıkça ifade ediyordu.

Devrimin korunması ve geliştirilmesi görevini bu yüzden fikren genç olan kuşaklara verdi.

Konuları gerçeklerle anlatmak yerine kişilerin mucizeleriyle açıklamak bir Atatürkçüye yakışmaz.

Atatürkçü bilir ki; hiçbir büyük olay mucizelerle açıklanamaz. Neden, nasıl, ne zaman, ne için (amaç), kim sorularına mutlaka yanıt bulunmalıdır. Tarih, olayları yer ve zaman göstererek, karşılaştırmalar yaparak, nedenleri ve sonuçlarıyla açıklamaya çalışan bir bilimdir.

Atatürk cumhuriyetin karşılaşacağı büyük tehlikeleri çok iyi biliyordu.

Bunun için peygamberler gibi mucize göstermesi ya da müneccimlik yapması gerekmiyordu ki?

Bilmeden bile olsa, doğru olmayan bilgilerle Atatürk’ü yüceltmeye kalkmak Atatürk’ün gerçek büyüklüğünü kavrayamamaktır.

İKİ BİN YILINI BEKLEMEYE HACET KALMADAN..

Atatürk’ü çok sevdiği anlaşılan bir başkası da şu sözleri Atatürk’e ait diye pazarlamış:

“Geleceğin en etkili silahı da aracı da hiç kuşkunuz olmasın uçaklardır. Bir gün insanoğlu uçaksız da göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de aydan bize mesajlar yollayacaktır. Bu mucizenin tahakkuku için iki bin yılını beklemeye hacet kalmayacaktır. Gelişen teknoloji bize daha şimdiden bunu müjdeliyor. Bize düşen görev ise, Batı’dan bu konuda fazla geri kalmamayı temindir.”

9 Haz.1936 (1)

Birçok internet sitesinde, resmi kaynakta birbirlerinden alıntılandığı anlaşılabilen böyle bir metin var.

Ama, O günlerde yayımlanan hiçbir basın-yayın organında yok.

Kaynak olarak, Stuart Kline’ın “A Chronicle of Turkish Aviation; Türk Havacılığının Kronolojisi” adlı kitabı gösteriliyor. O kitapta böyle bir paragraf var mıdır? Kline’nin kaynağı nedir?

Kitabı elde edemediğim için bilemiyorum.

Ama Türkiye’de başka hiç bir kaynağın olmaması ilginç…

İnsanın aklına ister istemez Sabiha Gökçen’in kitabı geliyor. Kline, Gökçen’in kitabından alıntı yaparken çeviriyi abartmış olmasın?

Sabiha Gökçen 1982 yılında yayınladığı “Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti” kitabında Atatürk’ün havacılığa verdiği önemi anlatırken şunları yazmış:

“..havacılıkla ilgili bütün yayınları izliyor, bu konudaki gelişmeleri gün geçirmeden Türkiye’de de uygulamaya çalışıyordu. Bundan sonra insanlığın hizmetine girecek en büyük gelişmeler havacılık alanında olacaktı. O’na göre; hatta gün gelecek insanoğlu uzaya gidecek, başka dünyalara gidecek, ayı ve başka gezegenleri bile fethedecekti….”

THK sitesinde ise 1936 yılında Eskişehir Tayyare Alayını ziyareti sırasında şunları da söylediği yazılı:

“Kanatlı gençlik memleketin geleceği bakımından en büyük güvencedir. Bir gün batılı ayaklar ayda ayaklarının izlerini bırakacaklarsa bunların arasında bir de Türkün bulunması için çalışmalara girişmek gerekir.

Bu bilgi de Sabiha Gökçen’in aynı kitabından…

Sabiha Gökçen Atatürk’ün düşüncelerini ve yaptıklarını sadece yorumluyor. Aynısıyla aktarmıyor.

Demek ki Atatürk, o ziyareti sırasında çok önemli bir konuşma yapmış(!)

Ama basında yok. Sadece havacıları kutladığı kısacık bir haber var.

Atatürk’ün her adımını izleyen, ağzından çıkan her sözü kaydeden dönem basınının bu önemli sözlerden habersiz olması düşünülebilir mi?

Atatürk bunları konuşmuşsa, ilgili kurumun bu sözleri kayıt altına almaması olası mıdır?

Bu durumda, en gerçekçi yorum, o ziyarette bu içerikte bir konuşmanın yapılmadığıdır.

Neyse…

Stuart Kline Türk havacılığının kronolojisi kitabını yazarken kuşkusuz bu metinleri okudu. Hepsini birleştirerek “ortaya karışık” bir metin çıkarmış da olabilir. Kimbilir?

Konunun araştırmacılar tarafından iyice aydınlatılmasına gerek var.

Atatürk’ün havacılığa verdiği önem kuşkusuz çok büyüktür. Açık kaynaklarda bu konuda çok sayıda  örnek var…

Kaynağı açıkça belirtilememiş sözleri paylaşıp kafalarda soru işaretleri yaratmaya, tartışmalara neden olmaya gerek var mıdır?

Sorumuz budur.

Uzağa gidip örnek aramaya hiç gerek yok.

Sadece her Türk yurttaşının Atatürk’ün söylediğini ezbere bildiği “istikbal göklerdedir” Atatürk’ün havacılığa verdiği büyük önemi apaçık belirten en güzel kanıttır. Türk Kuşunu, Türk hava Kurumunu ve uçak fabrikasını kurduran Atatürk değil midir?

BOZKURT

Gelelim H. Amstrong’un Bozkurt adlı şu ünlü kitabına.

Atatürkçüler arasında övgü amacıyla, önü-arkası araştırılmadan- anlatılan bir anekdottur:

“Mustafa kemal kendisi hakkında iftiralarla dolu olan, içki meclisinde sefahat sürdüğünü anlatan kitabı çevresindekilere okuttu, dinledi. ‘Adam az bile yazmış’ diyerek, kitabın serbest bırakılmasını istedi. Bırakın millet okusun, dedi. O  kadar özgürlükçü ve demokrat bir insanmış….”

Eksik ve yanlış…

Kitap 1932 yılında İngiltere’de yayımlandı. Hükümet kitabı yasakladı. Mustafa Kemal yasaklanan kitabı getirtti. Çankaya yemekli toplantılarının birinde -anında çeviri yaptırarak-kitabı sabaha kadar okuttu. Dinledi, tartıştı.

Kılıç Ali’nin anlatımı:

“Armstrong kitapta “çok yetenekli, inatçı bir enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adam” portresi çiziyordu. Herhangi mühim bir hadise zuhur etti mi, onun içkisini de, eğlencesini de bir tarafa bırakıp pençesini hadiselerin üzerine atarak arslan gibi kükrediğini” de belirterek Sezar’ın hakkını Sezar’a veriyordu.

Bu satırlar üzerine Mustafa Kemal hiç kızmamış, aksine “Bunun ithalini menetmekle hükümet hataya düşmüş. Adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsaade edilsin ve memlekette okunsun!” diye latife etmişti.”

Mustafa Kemal gerçekten de kitaptaki bölümleri düzelten bir yazı yazdı. Yazı 7 Aralık 1932 tarihli ‘Akşam’ gazetesinde yayımlandı.

Ama kitap Türkiye’de serbest bırakılmadı. Türkçeye de çevrilip basılmadı.

Kitabın ilk Türkçe çevirisi 1955 yılında yayımlandı. O da özgün baskının üçte biri kadardı.(2)

Verilen bu örnekte Mustafa Kemal- belki de ortamı rahatlatmak için -“hükümet hataya düşmüş …eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsaade edilsin…”  diye bir espri yapıyor.

Yoksa, kitabın gerçekten serbest bırakılmasını istediği söylenemez.

Eleştirisini yazıp yayımlatıyor. Ama kitabın yasağı 1955 yılına kadar sürüyor.

Olayı bir espri konusu olarak anlatmak başka, Atatürk’ün yasağın kaldırılmasını istediğini iddia etmek başkadır. Bunu gerçekten isteseydi zaten hemen yapardı.

Atatürk her şeyden önce gerçekçidir.

Atatürk’ün yakınında hiç olmamış bir yabancının O’nun biyografisini doğru yazması olası mıdır?

Üstelik Türklere Kut-ül Amare’de esir olmuş, yıllarca hapishanelerde yatmış ve düşmanca bir tavra sahip olmuşsa…

Demokratlık, kendi hakkındaki asılsız iddiaların millet içinde yayılmasına ve sorun yaratılmasına yol açmak değildir. Hele de o dönemde…

Bu olay M. Kemal hakkında bazı fikirlere sahip olmamıza yardımcı olabilir.

Bunlar;

Mustafa Kemal’in Türk halkından hiçbir gerçeği gizlemediğini;

Ortada iftiraların, dedikoduların özgürce dolaşmasına izin vermediğini;

Kendi hakkındaki dedikoduları, saldırı ve iftiraları düzeltmek için sert önlemlere başvurmadığını;

Tam tersine, bunları yakın çevresinde açıklıkla konuşabildiğini;

Yaptıklarını mertlikle savunduğunu;

Verdiği sözü tuttuğunu gösteren örnekler biri olabilir.

Ama Mustafa Kemal’in o dönemde ne kadar demokrat ve özgürlükçü olduğu sonucu çıkmaz.

Böyle bir düşünceye kapılıp propagandasını yapmak- dönemin somut koşullarını dikkate aldığımızda- saf ve sığ bir görüştür.

Atatürk yaşadığı toplumun gerçeklerini çok iyi biliyordu.

Bu yüzden O’nun yaşamını harcadığı şey; geleceğin altyapısını hazırlamak olmuştur.

Bu Türk Devrimi’dir.

Türk Devrimi’nin yara almasına, engellenmesine yol açabilecek hiç bir hareketi, yazıyı, kitabı, olayı hoş görmesi beklenebilir mi?

ATATÜRK “FİLİSTİNE EL SÜRÜLEMEZ” DEMİŞ

ABD nin Kudüs’ü başkent olarak kabul etmesi üzerine bu eski uydurma yeniden canlandırıldı.

Bombay Chronicle gazetesi 27 temmuz 1937 günlü baskısında “Filistine El Sürülemez” manşeti  altında Atatürk’ün TBMM de şu konuşmayı yaptığını yazmış:

‘Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu, kimse bizim kadar bilemez. Biz, vâkıa birkaç sene Araplar’dan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslâmiyet’in mukaddes yerlerinin, musevilerin ve hıristiyanların nüfuzu altına girmesine mâni olacağız.

Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa Emperyalizmi’nin oyun sahası olmasına müsaade etmiyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyete lâkayt olmakla ittiham edildik; fakat bu ittihamlara rağmen, Peygamber’in son arzusu, yâni mukaddes toprakların, daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.

Cedlerimizin Selâhaddin’in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücâdele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmiyeceğimizi beyân edecek kadar, bugün, Allah’ın inâyetiyle kuvvetliyiz. Avrupa, bu mukaddes yerlere temellük etmek için, yapacağı ilk adımda; bütün İslâm âleminin ayaklanıp, icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.”

 —

Atatürk’ün Hatay sorunu ile boğuşulduğu bir sırada böylesine akılsızca bir konuşma yaptığını iddia etmek ancak O’nu tanımayanların işidir.

O yıllarda Hindistan sömürgedir. Atatürk hayranlığı vardır. Bu haber, belli ki Müslüman Hintlilere de moral olsun diye uydurulmuş…

Atatürk’ü azıcık tanıyan herhangi bir insan bu konuşmanın O’na ait olamayacağını hemen anlar. Çünkü Atatürk, 1937 yılına kadar – emperyalizm karşıtlığı hariç-bu metnin içindekilerle bağdaşacak bir fikrin savunucusu olmadı.

Belli ki; İslami ideoloji sahibi birileri Atatürk’ü kendi amaçlarına alet etmişler.

Yakın yıllarda da Atatürk’e buna benzer bir vasiyet uydurulmuştu(!)Ölmek üzereyken imana gelip son bir vasiyet yazdırdığı iddia ediliyordu. O vasiyette, öldükten sonra Türkiye’nin bir İslam devleti olmasını, Araplara yaklaşılmasını, hasretin giderilmesini istiyordu(!)

Filistin konusuna dönersek;

Atatürk 1937 yılının haziran ayındaTBMM de böyle bir konuşma yapmamıştır. (3)

Bombay gazetesinin İddia ettiği gibi böyle bir yazı Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayımlanmamıştır. Çünkü; 1937 yılında Hakimiyet-i Milliye gazetesi kapatılmış, yerine ULUS gazetesi çıkarılmıştır.

İddia sahiplerinin kanıt olarak gösterdikleri tek şey; İçişleri bakanı Şükrü Kaya’nın Bombay Chronicle gazetesinde böyle bir yazı çıktığı konusundabaşbakanlığı bilgilendirmesinden ibarettir.

Görüldüğü gibi dinci kesimlerin Atatürk’ü kendi yanlarında gösterme çabaları da eski bir yöntem…

Konumuz kimi Atatürkçülerin(!) bu türden yalanlara inanıp olur-olmaz yerlerde örneklendirmeye çalışmaları…

Atatürkçü insan düşünür, sorar, araştırır. Yalnız doğruyu ve gerçeği savunur.

SONUÇ

Bazen övmek isterken yermeye; yüceltmek isterken küçültmeye araç olunabiliyor.

Bu yüzden; futbol dedikodusu yapar gibi herkesin Atatürk konusunda da ahkâm kesmesi hoş değil…

Yalın bir din olan İslamiyet 1400 yıldır tartışılıyor. Tartışıldıkça bozuluyor. Kaynaklarından saptırılıyor. İnsanlar fanatizm batağına düşüyor, birbirine giriyor, savaşıyor, öldürüyor…

Keşke Atatürk konusunda hepimiz gerçekten tam ve doğru bilgilerle donanabilsek. Yolundan yürüyebilsek!

O zaman demogojik-dogmatik tartışmalar olmaz.

Ve Türkiye çağcıl uygarlığın önünde yer alır.

Bütün alanlarda olduğu gibi, Atatürk ve cumhuriyet konusunda da herkesin her şeyi doğru bilmesi olanaklı değildir.

İster imam, ister aydın kılığına girsin, kaynağı bilinmeyen bilgileri yayan insanların ortalıkta cirit atmasına izin vermemek gerek.

Yoksa; kötü amaçlara gönüllü olarak alet olduğumuzu öğrendiğimizde pişman olabiliriz.

Bilgi sahibi olmak artık zor değil…

Tarih ve olaylar sayısız dersle doludur.

Atatürk gereksiz abartmalarla yücelmez.

Atatürk doğruyu ve gerçeği savundukça büyür.

altanarisoy@gmail.com  

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: