Neden uzlaşamıyoruz? -/- Atlantis-Sümer-Alevi-TC- 1. Bölüm

yasliİsmet GEDİK

Fikir ayrılıklarımızın temel nedenlerinden biri, geçmişimiz, yani tarihimiz hakkında yanlış bilgiye sahip olmamızdır.

O yanlışlık da şudur: Biz Türkler ana-vatanımızın Orta-Asya olduğu görüşüyle eğitilmişizdir, bu nedenle her olayı bu orta-Asyalı olmakla ilişkili yorumlamaya çalışırız.

Bu nedenle Alevilik orta-asya kökenli şamanizmle ilişkili yorumlanmaya çalışılmıştır.

y

Sümerler Basra yöresine taa Orta-Asya’dan gelmiş varsayılmıştır.

Genetik haplogrub analizlerinin İngiltere-İrlanda dahil tüm Avrupa toplumlarının atalarının Anadolu-toplumundan kökenlenmiş olduğunu gösterir; ama Anadolu toplumunun nerden geldiği açıklanamaz.

Çevresindeki tüm toplumlar Hint-Avrupa ailesi diller konuşurken, Baskların dilinin neden aglütine olduğu açıklanamaz.

Tüm bunların nedeni de “GEDİK, İ., 1992: Atlantis: Efsanevi batık kent nerede? Türklerle ilişkisi var mı? Cumhuriyet Bilim Teknik, sayı 285, s.8-10, İstanbul.” Adlı yayının hiç dikkate alınmamasıdır.

Gedik 1992 makalesi uluslararası geleneklere uygun bir makaledir ve yayınlanmıştır.

“Uluslararası yayın” konusu hakkında kısa bir bilgi vereyim.

-1)-Yayın dünyada yazılı basında kullanılan herhangi bir dilde yapılmış olabilir.

-2)- Yayın olarak kabul edilebilmesi için en az 200 nüsha olarak basılması şarttır. (Bu nedenle akademik tezler en az 200 adet olarak çoğaltılırlar)

-3)- Yayınlanma tarihi öncelik, telif hakkı vs. gibi konularda önem taşır.

-4)- Yayın bir dergide veya kitap halinde olabilir.

Bu bilgileri vermemin nedeni, Gedik 1992 tarihli “Atlantis: Efsanevi batık kent nerede)” başlıklı yayının uluslararası kurallar çerçevesinde bir yayın olarak kabul edilmiş olacağını vurgulamaktır.

Atlantis konusu uluslararası yayın ilkelerine uygun olarak 1992 yılında yayınlanmıştır ve bunu her bilimsel araştırıcı kabul etmek zorundadır. Yayına karşı çıkacak kişilerin ise, yazılanlarda bir veri veya mantık hatası bulup ortaya koymaları gerekir, ki bu hiç yapılmamıştır.

Atlantis makelesini yayınladığım yıllarda meşhur bir arkeolog Eberhard Zangger Atlantis’in Truva’da olduğu şeklinde bir makale yayınladı. Ben de 1992’de Atlantis’in jeolojik nedenlerle Basra-Hürmüz arası ovada olduğunu yazdığım makaleyi ona gönderip, Truva olamayacağını yazdım. Ne cevap verdiğini düşünürsünüz?

“Evet Truva’da olamayacağını biliyorum, ama öyle yazarsam, mali destek alma şansımız artıyor” mealinde bir mektup yazmıştı. Mektup hala benim arşivlerimin bir yerinde vardır.

Bunun haricinde İngilizce olarak : http://dropletsofgod.blogspot.com.tr/p/atlantis.html 

Ve Türkçe olarak:  https://tanriyianlamak.blogspot.com/2019/08/atlantis-neden-gercektir.html  adreslerinde daha ayrıntılı veriler sunmaya devam ettim. Ama şartlanmış insanlık nedense görmemeye devam ediyor.

Halkımızın çoğunluğu (nerdeyse %99.9u) yabancı hayranlığı içindedir ve kendi öz değerlerinin dedikleri -yazdıkları yabancı bir BÜYÜK tarafından desteklenmedikçe, dikkate alınmaz. Hal böyle olunca Atlantis konusu uydurma bir efsane imiş gibi ansiklopedi sayfalarında yerini almaya devam eder.

İnsanlığın karşılıklı bir körler-sağırlar diyaloğu davranışını engellemek niyetiyle, “İnsanlığın Gelişim Tarihi” başlıklı bir yazı dizinini sizlere duyurmanın yararlı olacağını düşündüm. Bu yazı dizini “DOM, Olasılık Oluşumlu Doğadaki Dinamik Oluşum Mekanizması” adlıyla yayınlamayı düşündüğüm bir kitabın son bölümüdür. Kitabın arka sayfasında şu paragraf yer alacaktır:

“Bilgisiz bir şey yapamıyoruz. TOPLUMSAL sistemimizi hangi bilgiye göre oluşturacağız? Şimdiye dek insanlara toplumların lider-kral gibi tepeye yerleştirilen özel kişilerce yönetilmesi gerektiği bilgisi verildi, insanlık da 4 bin yıldır bu sistem altında yaşıyor. İnsanlara “toplumun sahibinin insanlar olduğu” temel bilgisi verilmediğinden, insanlar asla toplumu kendilerine ait olarak görmemişler, topluma zarar verecek davranışlarda bulunmuşlardır.

Toplumun sahipliğinin kendilerine ait olduğu bilgisiyle yetişen insanlar asla topluma zarar vermezler. Öyleyse toplumsal sorunları ortadan kaldırmanın en basit yolu, bu bilgiyi insanlara vermektir. Bu bilgiyle yetişen insan toplumun bir hizmet-alış-verişi ortaklığı olduğunu anlar; yeteneğine uygun bir meslek bilgilerini edinip, topluma sunar ve diğer hizmetleri de diğer ortaklardan alarak, kardeşlik içinde yaşar.”

Böyle bir bilgiye yetişen insanlar doğal sisteme uygun bir toplumsal hayat süreceklerinden, günümüzün korkulu rüyası olan virüs-salgını gibi felaketlerle de kolayca baş ederler. Çünkü virüs gibi salgınlar doğal sistemin kendi kendini düzeltme eylemleridir; canlılar doğadaki denge ve düzeni sarsacak şekilde davranırlarsa, doğal sistem onları engelleyecek şekilde önlemler alır.

Günümüzdeki virüs salgını böyle bir uyarıdır. Doğal sistem dinamik sistemler fiziği ilkelerine göre işler. Bu sistem, karşılıklı etkileşimlerle ortak-kararlar (informator = bilgilendirici) oluşturulabileceğine dayanır. İşte günümüzde ortaya çıkan durum budur. Virüs ortak bir karar alması yönünde tüm insanlığı dar bir boğaza sokmuştur. Bugün olmazsa, başka bir gün insanlık aynı dünya gemisinde olduğunu anlayacak ve DOM sisteminin öngördüğü ekolojik bir toplum hayatına geçecektir.

Atlantis-Sümer-Alevi-Türkmen-Selçuk-Osmanlı-TC-bağlantıları

Neden uzlaşamıyoruz? Fikir ayrılıklarımızın temel nedenlerinden biri, geçmişimiz, yani tarihimiz hakkında yanlış bilgiye sahip olmamızdır. Şöyle ki: Tarih kitapları 3 bin yıllık insanlık tarihini anlatır ve o anlatılanlar da objektif değil, yazarın şartlanmış önyargılarına göredir, dolayısıyla tarafgirdirler.

Günümüzde genetik yöntemlerle insanların geçmişte ne derece birbirleriyle bağlantılı oldukları ve ne zaman ayrılmaya başladıkları saptanabilinmektedir. Jeolojik bilgiler dünyamızın neresinin ne zaman yaşamaya uygun olduğunu, nerelerin uygun olmadığını gösterirler. Arkeolojik veriler, uygarlaşmanın, yani toplumsallaşmanın ne zaman nerede ilk defa ortaya çıktığını ve ne zaman yayıldığının verilerini sunarlar.

Genetik, arkeolojk ve jeolojik verilerden yararlanıldığında, tarihsel geçmişimizin bizlere ne kadar yanlış öğretildiği ve bu nedenle:

 Neden Aleviliğin tamamen Anadolu kökenli olduğu,

Neden Sümerlerin  Basra körfezi altındaki batan bir adadan kaçarak Basra kıyılarında yerleştikleri,

Neden İngiltere-İrlanda dahil tüm Avrupa toplumlarının atalarının Anadolu-çiftçileriyle yakın genetik akrabalık gösterdikleri,

Neden  Hindistan dahil tüm Güneydoğu toplumlarının Dravidian denilen Batı-Hindistan kültüründen, Batı-Hindistan kültürünün de, Bereketli-Hilal kültüründen etkilendikleri açıklanamamaktadır.

Çünkü tüm bu kültürel gelişimler Atlantis-Ovası dediğimiz buzul-devri ovasındaki çok mümbit bir ovada başlamış ve oradan dünyaya yayılmıştır.

 Atlantis-Sümer-Alevi-TC- 1. Bölüm

Önceki Bölümlerin Bilançosu:

Dünyamızın geçmişinin kaydedildiği jeolojik katmanların okunmasıyla ortaya konulan zaman olgusu ve kuantum denilen en alt-sistem öğelerinin özellikleri şu sonuçları göstermişti:

-1)-Doğa alt-sistemden üst-sistem yapılarına doğru gelişmektedir,

-2)-Oluşumları tetikleyici faktör (yani kuvvet oluşturuculuk) alt-sistemlere aittir,

-3)-Oluşumlar “information & self-organisation = bilgilen ve örgütlen” olarak özetlenen dinamik sistemlere göre gerçekleşir,

 ve Dinamik sistemlerde ise,

-4)-Bilgiler (kurallar) karşılıklı etkileşimlerle oluşturulur ve bu sayede doğal zorluklar aşılır.

-5)- Evrenin, Güneş-sisteminin ve Hayatın gezegenimizdeki gelişimi, evrensel ölçekte bir bilgi artışına dayalı evrimleşme olduğunu, ancak bu evrimleşmenin nereye doğru gittiğinin bilinmediğini göstermektedir.

-6)- Bilgisiz bir şey yapılamadığı, bilginin ise varlığın çevresindeki dönüşümleri algılayarak daha ergonomik yapılar oluşturma çabaları sonucu gerçekleştiği görülmektedir.

-7) Varlıklar davranışlarını sürekli değiştirilip-yenilenen ether okyanusu içindeki sinyallerden yararlanarak belirlerler.

-8)- 1960lı yıllarda “Life is nothing but chemistry” diyen fizikçi Kervan’ın öngörüsü sonraki yıllarda yapılan araştırmalarla doğrulanmıştır. Varlıkların içsel bileşenlerinin kimyasal değişimleri sonucu yaşam formları değişmekte ve geliştirilen bilgilerle daha ergonomik yeni sistem oluşumları şeklinde sürekli evrimleşmektedir.

-9)- Zamanın ilerlemesi bilgi düzeyine koşut gelişir. Zaman ilerledikçe varlık çeşitliliği artar. Bilgiler atom gibi temel öğelerde depolanıp işlendiğinden, atomların da yaşayan öğeler olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bedenler içinde atomlar birbirlerine dönüşebilmekte, hücreler içinde bir yaşam sergilenmektedirler.

-10) Doğada her şey bilgi ile oluşturulur, ama doğal sistem de sürekli değiştirilip-dönüştürülür. Böyle olunca, bir hücre grubu da, doğadaki tüm bu değişim-dönüşümler nasıl oluyor, nereye doğru gidiliyor gibi sorular sorup araştıran insanı oluşturur.

Şimdi böyle bir bilgi oluşturma yeteneğiyle donatılmış insan türünün zaman içinde ne tür bilgiler oluşturduğunu görelim.

Devamı var…

butun-yazilari

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: