Korku ile sürü – leştirme… -/- (Konu bu kadar basit mi? Aynı fikirde değiliz!)

atabekErdal Atabek

Ankara’da dostlarla bir sohbette iken bir hukuk profesörü dostumuz bana bir soru sordu:soru

Hocam” dedi, “nasıl oluyor da bir ilkokul mezunu vaizin peşine takılan bunca üniversite bitirmiş, devlet görevi yapmış, orduda rütbe almış insan biat edebiliyor?

cizi

Soru önemlidir, yanıtı daha da önemlidir.

O dönemde Fethullah Gülen cemaati daha işbaşındaydı. Devlet üzerinde güçleri, ortaklıkları vardı.

Yanıtım “toplumsal korku” üzerinden oldu.

Toplumsal korku”, bir topluluğun kolektif bilinçdışına yerleşmiş ortak korkuların güdüsüdür.

Carl Gustav Jung, bir topluluğun ortak paydası olmuş “kolektif bilinçdışı”nın gücünü açıklamıştır.

Bu yerleşik kabul edişler, bu gönüllü razı oluşlar, artık nedeni unutularak topluluğun ortak ekseni olmuştur.

İşte bu “toplumsal korku” eksenini yakalayan şeyhler, hocalar, mürşitler peşine takılanların güç verdiği önderler olurlar.

Peki, bu toplumun “toplumsal korkuları” nasıl oluşmuştur?

Bunu bilmek gerekiyor.

Toplumsal korkular

600 yıl Osmanlı İmparatorluğu, yönettiği toplumu Allah’ın kulu- padişahın kölesi kimliği ile tanımladı.

O dönemin insanı “Sen kimsin” sorusuna “Osmanlıyım” yanıtını veriyordu.

Osmanlılık” kimliği içinde “kulluk ve kölelik” yer alıyordu.

Saray, padişah demekti, kişiye “emre itaati” simgeliyordu.

Sarık ve tespih de dinin emrine uymayı, küfrün günahını anlatıyordu.

Dinin emirlerini korkuya dayandırmak, iktidarların gücüdür.

Ortaçağın Vatikan’ı da bu korkuyla egemen olmuştur.

Musevilik de bu korkuyu gücü yapmıştır.

İslamı iktidar için kullananlar da “toplumsal korku”yu kullanmışlardır.

Oysa, İslam dininde “Allah”, korkutucu olmaktan çok, “koruyucu ve bağışlayıcıdır”.

Besmeledeki “rahman” ve “rahim” sözcükleri bunu anlatır.

Ama besmeleyi bile korku nedeni yapan bağnaz, bunu ya bilmez ya da bilse de aldırmaz.

İşte bu “toplumsal korku”, yüzyıllar boyunca ürkütülmüş toplumu her türlü güdüme açık duruma sokmuştur.

Cemaatlerin, tarikatların, tekkelerin kullandığı eksen bu “toplumsal korku”dur.

Evrimsel hayatta kalma güdüsü, korku duygusuna içgüdüsel olarak “saldır ya da kaç” tepkisi verir.

Saldırma söz konusu olmadığında, “kaçma”, her zaman “sığınma” ile sonuçlanır.

İşte bu sığınma da dindir, tarikattır, cemaattir, tekkedir.

Aşiretler, kabileler, etnik köken kimlikleri, ırkçılık da bu eksen çevresindeki toplaşmalardır.

Bu toplaşma, o topluluğun özgür aklı kullanmaktan vazgeçerek sürüleşmesidir.

Toplulukların sürüleşmesinin sosyo- psikolojik dinamiği budur.

Çözüm nedir?

Bu toplumsal korkuyu aşmanın yolu, toplumu “içgüdüler çemberinden kurtaracak”, “özgür akıl – özgür irade” yönetimine kavuşturmaktır.

Bu da “bireyi özgür düşünme yetisine” kavuşturmakla olacaktır.

Özgür düşünen bireyler”, her şeye “eleştirel düşünce” ile bakarlar. “Neden” diye sorarlar, “nasıl” diye araştırırlar.

Bu yetiyi kullanan insanlara dogmaları “gerçekler” diye kabul ettiremezsiniz.

Özgür düşünen, özgür iradeye sahip” bireyler, hacının hocanın peşine takılıp kafa sallamazlar, el etek öpmezler.

Bu dogmatik bağnazlar, bu kurnaz siyasetçiler bu bireyleri kandıramaz, peşlerine takamazlar.

İşte, öfkeleri, saplantılı saldırıları, takıntılı düşmanlıkları bu yüzdendir.

Atatürk’ü bundan dolayı sevmezler.

Çünkü Mustafa Kemal Atatürk, bu büyük Aydınlanma devrimcisi, bu yüzyılların “kulluk kölelik korkularını” çok iyi bilerek, toplumuna “özgür- uygar insan kimliği”ni kazandırma iradesini göstermiştir.

Bağımsızlık ve laiklik onun için Atatürk Cumhuriyeti’nin temelidir.

Ülkeyi bugünkü çıkmazdan kurtaracak olan da, ‘O’nun açtığı bu yoldur.

Özgür insan aklının, özgür insan iradesinin Aydınlanma yolu.

Çözümün yolu budur.

Çözüm, bu yolu insanlara doğru anlatarak, cesaretle anlatarak, ödün vermeden anlatarak başarılacaktır.

Akıllı insanların cesur da olmaları gerekir.

Toplumsal korku”nun paraleline girerek, bir parçası olarak başarıya ulaşılmaz.

Karşı çıkılan her şey açıkça ortaya konacaktır.

Her zaman kazanacak olan doğruluktur, dürüstlüktür, akıldır, bilimdir.

Bu yolda kaybedilecek zaman da kalmamıştır…

erdalatak@superonline.com

cumhurhttps://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/erdal-atabek/korku-ile-suru-lestirme-1746619

parmakTüm Yazıları

kitap sevgisi resim ile ilgili görsel sonucu

Bir Yanıt

  1. Yazı başlığında (-) parantez içinde ne dedik?

    (Konu bu kadar basit mi? Aynı fikirde değiliz!)

    Evet, değiliz ve bunu yüzlerce kez tekrar ederiz.

    Bunu neden yapıyoruz?
    Atatürk vakti zamanında bir şey söylemiş,
    bu fotoğraflı bir söz ama,

    BİZ SADECE SÖZLERİ AKTARALIM.
    +++
    “Halkını cehalet ile sefalete teslim eden yöneticiler
    yok olmaya;
    cehalet ve sefalete sürükleyen yöneticileri seçen halk ise
    köle olmaya mahkumdur”
    (Mustafa Kemal ATATÜRK).

    +++
    Görüldüğü gibi,
    cehalete mahkum olmuş-edilmiş toplumlar
    sadece sürü olmakla kalmıyor,
    KÖLE olmaya mahkum oluyor-olmaktadır.
    +++
    Şimdi buna başka sorular ekleyelim.
    Arkadaş, senin kitap okuman için başına polis mi dikilmesi gerekiyor?
    Kitap almak kitap okumak için gırtlağına basılması mı gerekiyor?

    -ASLA KİTAP Okumuyorsan,
    -okumaktan nefret ediyorsan,
    -okumayı angarya olarak görüyorsan,
    -bununla yetinmeyip;
    -okuyandan da nefret ediyorsan,
    -en basit bir çıkarın için,
    -pislik yuvası tarikatlara üye oluyorsan,
    -şıhlarına, şeyhlerine tapıyorsan,
    -kitap okumak günah dediklerinde;
    -sen bu pisliklere inanıyorsan,
    -kişiliğini onlara satacak kadar alçalıyorsan,
    -her konuda onlardan medet umuyorsan,
    -bir gün bırakalım sürü olmayı,
    -köle olmaya bile adaysın demektir.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: