.1. Dünya Savaşı’nın Gerçek Yüzü

özkayaOrhan Özkaya (Yazar)

Kaustky ve Plehanov’un döneklikleri

Birinci Dünya yağması 1914 yılının Ağustos’unda ana emperyalist güçlerin Avrupa’yı yakarak, yıkarak tutuşturdukları yangınla karşı karşıya bıraktı.

1914’te Avusturya-Macaristan Veliaht Prensi Franz Ferdinand ve eşi Sofia’yla birlikte Saraybosna’da Sırp Gavrilo Princip’in saldırısı sonunda öldürülmeleri, yavaş yavaş yanmakta olan fitili ateşledi.


Birinci Dünya Savaşı, 9 milyon askerin, 5 milyon kişinin kayıp ilan edildiği bir felakete neden oldu. 21 milyonun üstünde yaralının 7-8 milyonu kalıcı sakat kaldı. Aslında bu savaş kolektif bir savaştı; kentler, tarım alanları ve ülkeleri korkunç bir enkaz yığını haline getirdi. Ekonomik yönden 400-500 milyar dolarlık bir maliyete mal oldu.

Dünya, Avusturya-Macaristan, Almanya ve Osmanlı’ya karşı, Britanya, Fransa, Rusya ve ABD olarak ikiye yarılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu, Rusya (Romanov Hanedanlığı), Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yıkılmasına neden olan bu yağma savaşını aslında; İkinci Enternasyonel’e üye sosyalist partiler, öngörmüşler, savaşa karşı çıkacakları konusunda son derece kararlı bir şekilde anlaşmaya varmışlardı.

Ne yazık ki, “Marksist Ortodoksluğun” sembol isimleri Karl Kautsky, Alman hükümetinin,  Georgi Plehanov, Rus Çar’ının yanında yer alarak, kendi hükümetlerinin yanında “yurt sever” savaş gerekçesiyle verdikleri sözlerinden dönüş yaptılar. Kitleler onlara olan saygıları nedeniyle yanlarında yer aldı. Böylece 2. Enternasyonel emperyalizme hizmet eder hale gelerek dağıldı.

        Kapitalizmin oligarşik yağma savaşı       

Lenin bu duruma son derece öfkelenmiş ve üzüntü duymuştu. Zira bunlara bir zamanlar büyük bir saygı duymuş ve Plehanov’lada çalışmıştı. Onların yurtseverlerin katledilmesine boyun eğmelerini, sessiz kalmalarını, Rus hükümetine ve müttefiklerine karşı açıkça destek vermelerini ve devrimci taahhütlerini terk etmelerini içine sindiremedi.

Onları “sosyal şoven”, “sosyal yurtsever” olarak nitelendirerek terk etti. Düştükleri bu çelişkileri ne kendisi anlıyor ne de başkalarına anlatabiliyordu. Sonunda onlardan uzaklaşmak zorunda kaldı. Savaşan taraflar sömürü sistemlerini gizleme gereği duyarak, sadece en önem verdikleri konu olarak “ulus” un bütünlüğü ve çıkarlarını öne çıkarıyorlar, savaşı bu ideolojiye kilitliyorlardı.

Oysa Lenin, ezilen ulusların haklarını “Demokratik Cumhuriyet’in kurulmasında, kadın haklarının tanınmasında, ifade özgürlüğünün serbestçe dile getirilmesi”nde görüyor ve bunu en yaşamsal sorun olarak nitelendiriyordu. Ayrıca Lenin, ezilen ülkelerin milliyetçiliğini, ezen ülkelerin milliyetçiliğiyle karıştırılmasına karşı çıkıyor, ancak savaş dönemi baskılarını aşmakta güçlük çekiyordu. Savaş yanlıları ağır basıyor, yoksulluk ve yıkım artarak toplumların savaşa karşı milliyetçi duygularını istismar ediyordu.

        Savaş halkın yurt sevgisini sömürür

Sürdürülen savaşın köleciliği sağlamlaştırmak amacına yönelik olduğu, toplumların “ulusal” ideoloji ve “yurt savunması” kılıfıyla yanıltıldığı apaçık bir aldatmacaydı. Emperyalist bir savaş olan bu savaş, feodalizmin devrilmesinden sonra ortaya çıkan ulus devletin burjuvaziye artık dar gelmesiyle, genişleme duymamakta olması beklenemezdi.

O nedenle son derece yoğun bir tekelleşme, sendikasyon, tröstleşme ve holdingleşme yoluna girilerek bütün dünyayı örümcek ağıyla sararak, kıskıvrak kavradı. Ne serbest rekabet ne de ticaret söz konusu değildi. Kapitalizm, ilk gelişmeleri, rüşeym sırasında ilerici bazı konumlar yaratmasına karşın, daha sonra tamamen gerici finans diktasına evrildi.

“Savaş, politikanın başka ( şiddete dayalı) araçlarla sürdürülmesidir” diyen ünlü düşünür; Clausewitz’ in tarafından ifade edilmesi, Marx ve Engels’in bakış açısına destek yapmalarına neden olmuştur. Lenin’de aynı görüşü sürekli vurgulamış, sömürü savaşlarına karşı verilen haklı savaşların dışında bunu devamlı kınamıştır.

Atatürk’ün de “Behemehal şu veya bu nedenler için milleti savaşa sürüklemek taraflısı değilim. Savaş, zorunlu ve hayat için olmalıdır. Gerçek inancım şudur ki, Milleti savaşa götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz.

Lâkin Milletin hayatı tehlikeye düşmedikçe savaş bir cinayettir” demiş ve bütün ömrü cephelerde askerlerin yanında geçmiş; emperyalist Birinci Dünya Savaşı’na karşı hem Çanakkale’de ve hem de Afyon Kocatepe’de unutamayacakları ders vermiştir.

.1.Yağma Savaşı da sonuçsuz kaldı

Sosyal şövenlerden yana güçler ve Kautsky taraftarları, bütün savaşan sosyalistlerin “yurt savunması” yapmaya haklarının olduğunu belirtmeleri Basel Manifestosu’na da aykırı düşüyordu. Savaşın istisnasız bütün hükümetler için tehlikeli olduğunu, bunların işçi devriminden korktuklarını, 1871 Paris Komünü, 1905 Kasım- Aralık Rus Devrimi’nden çekindikleri için çıkardıklarını vurguluyorlardı.

“Büyük Güçlerin emperyalist, yağmacı ve hanedanların ihtirasları, kapitalistlerin kârları uğruna haklı görmek mümkün değildir” diyerek Manifesto’yu imza altına almışlardı. Son anda dönerek, devrimcileri ortada bıraktılar. Sonuçta durum, Avrupa liberal partilerin çoğunluğunda oportinizmin ve ulusal-liberal işçi politikasının öne çıkması ağırlık kazanarak olayları saptırmış, hâkimiyet kazanmıştır.

Bu mücadele savaşın korkunç yıkımını, ülkelerin çöküşünü, halkların yoksul ve sefil hale gelişine sebep oldu. Devrimler çağının ortaya çıkmasına neden olması çok önemli bir kazanım halini aldı. Ancak dünya kapitalizmi, böyle bir gelişmeye tahammül edemezdi; kurduğu düzenin önünün kesilmesini, toplumların sosyal uyanışını engellemek için yeni hamlelere ihtiyacı vardı.

“Birinci Yağma Savaşı”nın Rusya’da 1917 Ekim Devrimi’ne yol açması, kapitalist ülkeleri ve emperyalistleri öfkelendirmiş, hemen önlem olarak yeni bir savaşın hazırlıklarına girişmiştiler. İşte tam bu aşamada; Hitler, Mussolini ve Franko gibi diktatörler gündeme geldi. Durumu kontrol altına alacakları yanılgısına düştüler.

Oysa bu Faşist ve Nazizm onları egemenlikleri altına alarak, tüm dünyaya dehşeti yaşattılar.Bugün emperyalist kapitalizm, yine son derece içinden çıkılmaz bir krize girmiş ve üstüne Covid19 krizi eklenince; tröstler, holdingler, dev şirketler sapı sapır dökülmeye başladı. Sonunda yoğun bakım kliniğinde yaşam ünitesine bağlı aşı ya da ilacın insafına kaldı.

       Kaynak:

“Devrim, demokrasi, Sosyalizm, Seçme Yazılar”

Yordam kitap, 2. Baskı, çev: Sungur Savran, Aralık 2014 İstanbul.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dağ Medya

Hayvan Medyası

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

Yıldız Teknik Üniversitesi

Sürdürülebilir Kampüs Komisyonu

artidergi897604762.wordpress.com/

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü Artı Dergi

SUSMA

Araştır, Soruştur, Konuş. SUSMA

%d blogcu bunu beğendi: