9 Eylül 1922’den 9 Eylül 2021’e ya da “Neredeeen nereye”? 

noyanDr.Noyan UMRUK 

– beş otuz…
ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz…
sonra.
sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.

sonra, 30 ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu


sonra. 

sonra, 9 eylülde izmir’e girdik 

ve kayserili bir nefer 

yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
güneyden kuzeye,
doğudan batıya, türk halkıyla beraber   

seyretti izmir rıhtımından akdeniz’i.

 İzmir’in işgali ile başlayan Milli Mücadeleye,ülkenin kurtuluşu ile konulan son noktayı bir Haluk IŞIK’ın dizeleri ne de güzel anlatır:  

+++

Sen “9 Eylül” dersin iki kelime, 

Ben değişen yazgı anlarım, 

Bağımsızlık, özgürlük anlarım,  

Sen “İzmir” dersin iki hece, 

Ben sevinçten ağlarım… 

+++

Sen “9 Eylül” dersin iki kelime 

Ben onurlu bir halk anlarım. 

Rüzgârın çevirdiği sayfa anlarım. 

Sen “İzmir” dersin iki hece 

Ben saygıyla ayağa kalkarım… 

 

Evet, ışıklar içinde yatsın rahmetli İlhan Selçuk ustanın yıllar önce dediği gibi, 1922’nin 9 Eylül’ünde “İzmir Türkiye, Türkiye İzmir” olmuştu.   

Yüzyıllarca örselenen gururunu 98 yıl önce kanı ile, canı ile kazanmış onurlu bir halk, bağımsız, başı dik bir devlet, ardından tüm dünya faşizme giderken, hatalarıyla sevaplarıyla demokrasiye ulaşma çabalarını ve sosyoekonomik gelişmeyi heyecanla sürdürmekte ciddi mesafeler alan genç bir Cumhuriyet… 

+++

9 Eylül 2020-Hal-i pür melalimize bakın: Neredeeen nereye???

*Küresel girdaba sıkışmış ve reel üretimden uzak, kaynaklarını büyük ölçüde betona, yandaş müteahhitlere akıtan, teknoloji-marka fakiri, iç ve dış borç, bütçe açıkları  ve cari açık sarmalı içinde debelenen, nereden, ne amaçla geldiği açıklanamayan devasa bir net hata-noksanlar kalemi ve şaibeli bir ödemeler dengesi ile planlama anlayışından iyice uzaklaşmış, “babalar gibi neyim varsa satarım” anlayışını “Varlık Fonu” ile sözüm ona kurumlaştırmış bir ekonomi, 

+++

*Yeni ya da farklı şeyler söyleyenlere kapalı, ülkenin bugününden çok geçmişini kendine dert edinen, iktidara yönelik eleştirileri “oto sansür”e tabi tutmayı erdem sayan, nöbetçi yorumcularına papağanlar gibi hep aynı ezberi tekrarlatan bir patronaj altındaki devşirilmiş ya da tutsak alınmış bir medya, 

*Kurumlarını kayıtsızca çürüten bir devlet ve siyasi iktidar: 

-Kendi eski Eğitim Bakanlarınca dahi eleştirilen, allak bullak edilmiş, sabileri sefil eden, korona günlerinde iyice çuvallamış bir “Milli Eğitim”,  

 -Yaşattığı bunca skandalle toplumda adalet ve emeğiyle başarma etik’ini derinden sarsarak, yargıç adaylarının sınavını dahi yüzüne gözüne bulaştıran, bir türlü hesap sorulmayan bir “Merkezi Ölçme-Yerleştirme” 

 -Çok iyi yetişmiş bürokrasisinin engin devlet deneyimini bir kenara iterek, “ne idiğü belirli” liyakatsizlere terkedilen, her tarafı lime lime dökülen, ülkeye  “değerli yalnızlığı” alternatif! olarak sunan bir dış politika, 

-Yönetimbilim ve hukukunun temel ilkesi “Meritokratik” yaklaşım (Liyakate göre görevlendirme ve yükseltme) yerine, yandaş ya da yandaş gözükmeyi yeterli bulan bir bürokratik yapılanma,

-Topluma dini ve ahlaki değerlere saygının önemini benimsetmek yerine, tarikatlerdeki iğrenç skandallere sırtını dönüp, birçok önemli bakanlıktan dah fazla bütçe tahsis edilen kılıçla gösteriler yapmayı marifet sayan bir diyanet, 

 -Bilimsel gerçekleri söyleyerek topluma öncülük etmekten çekinir hale getirilen üniversiteler, 

 –Toplumun güvenini derinden sarsan “köpekleri salan, taşları bağlayan” bir adalet sistemi ve süreç içerisinde bağımsızlığını tamamen yitiren, bazen de bir türlü karar veremeyerek, siyasi koalisyonun taleplerini uzun tutukluluk süreleri ile sağlamaya çalışan iğdiş edilmiş bir yargı, 

Ve Ordu… 

 Yapıcı ve şevklendirici eleştiriler yerine geçmiş yıllarda “dahili ve harici” ortak operasyonlarla en değerli ve deneyimli personelini, askeri okullar kapatılarak mesleğe özgü geleneksel eğitim sistemini yitirmiş, prestij ve morali sarsılmasına rağmen 3,5 cephede ülkesinin çıkarlarını korumaya çalışan, 

Ve nihayet, şehit düşen kınalı kuzuları için, “vatan sağolsun” diyebilen, şehitliği kutsal bir mertebe olarak algılayan bir halkın çocuklarından “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir…” diye bahsedilen bir ordu… 

En kötü ve en tehlikeli durumu asıl şimdi yaşıyoruz; farkında mısınız? 

Yüreklerimiz kanıyor demek yetmiyor… Yüreklerimiz, inançlarımız, değerlerimiz, kutsallarımız paramparça ediliyor… 

Sözün kısası:  

Evet… Çoook zaman kaybettik… Az gidelim, uz gidelim; dere tepe düz gidelim derken, son 20 senenin nihayetinde yokuş aşağı yuvarlanmaktayız…  

Üniversitesinden “Milli Eğitimi”ne, Yargı’sından Ordusuna, Parlamentosundan planlamaya dayanması gereken ekonomisine  kadar Cumhuriyetimizi, kurumlarımızı geri istiyoruz… Geçirdiğimiz, edindiğimiz acı deneyimlerden yararlanarak onları bu ülkeye, çilekeş halkına layık duruma getirmek için…  

Direnmeliyiz halka bütünleşerek, dirsek teması içinde yeniye, güzele, haklıya ve ileriye doğru…  

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: