Kulaklarımda sorun mu var acaba? -/- (Günce)

benTürkCelil 

Hep böyle yapmaz mıyım? HEYKELBir yere randevum mu var, saatler öncesinden, hatta bir iki gün öncesinden iç dünyamda bir paniktir başlar mı?

Ya uyanamaz geç kalırsam? Ya çok beklersem? Ya beklentilerim tam anlaşılmaz ise, ya konuşacağım kişinin canı sıkkınsa, ya ortam çok sıcaksa ve ben ortalık yerde sırılsıklam terlersem…  …tüm bunlar düşünülüyorken zaman bir işkenceye dönüşür!


Ne zaman ki olay iyi kötü gerçekleşmiş, randevu artık gerilerde kalmıştır rahatlar bedenim, bir yerde sanki yeniden kendime dönerim, tekrar ben olurum. Bugün de öyle oldu!..

Bugün 10.8.20 saat 10.30’de S…k D…Hastanesi 2. Katında sol koridorun en solunda dipte kapının üstünde K.B.B. Yani Kulak-Burun-Boğaz yazıyor ve ben oradayım… İçeride doktorum Mustafa Altıntaş

Benimse uzuuun süredir kulaklarımda sorun var, yani tıkalı, yani bazen duymuyorum ve arada bir de özellikle sol kulağımdan şıkır şıkır sesler geliyor. Kulak tıkanması bedenin doğal bir olayı sanırım, çünkü yıllar önce son bir temizleme esnasında ben; “ya ben kulaklarımı sık sık temizlerim” diye kendi kendime konuşuyorken, temizleyen arkadaş yanıtladı: yok, kulağın içindeki kir bedenin kendi yaptığı bir eylemdir sizinle ilgisi yok. ..demişti…

Aslında çok doğru, öyle ya ben kalkıp ta kulağıma çamur dolduracak değilim ki. … ama bu kez tıkanma çok uzun sürdü, hemen her duştan sonra sorunlar yaşadım. Şıkırdama mı istersiniz, tümüyle tıkanma mı? Bazen elimin içiyle bastırıp çekerek vakum yapmaya çalıştım, bazen ucu pamuklu çubukla temizlemeye çalıştım, ‘bu hareket bir hataydı bal gibi biliyordum’ ama, insan bazen öyle çaresiz kalıyor ki, hani kibrit çöpüyle bile karıştırası geliyor.

Zaten Dr. Mustafa Bey bir bakışta benim neler karıştırdığımı anladı ve; “kulağınızı çok kurcalamışsınız!” dedi, yok mok diyemezsiniz ki “evet, kurcaladım dedim ama çaresizdim” diye de ekledim.  İlaç-damla yazdı 10 gün sonra temizlik için gel dedi. (…) 10 gün mü?

******

-Ama hem dr’un kendisi hem de yardımcısı kardeşim biraz sanki sıkıntılı gibilerdi. Hoş hepimizin yüzünde maske olduğu için, kimsenin genç mi yaşlı mı, suratsız mı güleç yüzlü mü, somurtkan mı sempatik mi anlamak olası değil ki. Ama içgüdüsel olarak hem Mustafa beyin hem karşısında oturan hemşire kardeşimin iyi insanlar olduklarını haykıran bir ses oluştu içimde. Bunun normal olarak olması mümkün değil, ama ben onları o zaman nedense sevmiştim arkadaş…

Eve dönünce kendimce bir karar verdim, her ikisine de bir şeyler vermeliyim. Tamam, şeker zaten veriyorum, ama o hiçtir hiçbir şeydir. Asıl vermek istediğim kalıcı olmalı, yıllarca unutulmamalı.  

Ne olur-olmalı bu?

KİTAP

Ve bu KİTAP doğaldır ki SEFİLLER olmalı, çünkü Sefiller bir roman değildir, herkes öyle sansa bile hayır, o bir roman değildir… ve Sefiller’i hemen herkes okumalı, ama yudum yudum, sindirerek!..

Sefiller bir çağı anlatır, o bir belgeseldir. 1800’lü yılların Fransa’sını Paris’ini anlatır. Sefillerde gerçek sefaleti yaşarsınız, -acıyı-sevgiyi-fakirliğin dik alasını, vahşeti, barbarlığı, acımasızlığı, iyiliği tanırsınız, orada iyilikler hep başkadır. Kutsaldır.

Sabretmeyi öğrenirsiniz Sefillerden, haksızlık yapmamayı da. Acıların en kötüsü sarar bedeninizi Sefillerin sayfalarında, acılara yoksulluğa katlanmayı öğrenirsiniz yine aynı satırlardan.

Sefiller bir okuldur, okuyup anlayanlar için. Tekrar edelim mi; Sefiller bir roman değildir bir kez okuyup rafa kaldırılan. O bir yaşam öğretisidir, arada bir kesinlikle okunması gereken.

*******

Neyse… ilaç diyorduk ilaçta kalmıştık!. 10 gün sonra tekrar gelin kulaklarınız temizlenecek demişti dr. “10 gün mü? İçimde bir ses bunu sordu, evet ya 10 gün! Ama önceki gelişimde 8-10 yıl önce, ilaç sıkılmış, ben kapı önünde 15-20 dakika beklemiş ve sonra da temizlenmişti,” diyemedim!..

 Yapacak, itiraz edecek durumda değiliz, kabul dedik içimizden ama biraz üzgün. Çaresiz ilacımızı aldık eczaneden eve döndük. Damlayı kulağıma damlatacağım ama nasıl?

Abi ben kulağımı nasıl görüp 5 damlayı sayarım ki? Mümkün değil. Hay bin kunduz ne yapsam? Ulen komşu falan da yok ki etrafta seslenelim. Üstelik de elin insanına, komşun bile olsa;  gel kulağıma damla damlat denir mi abi ya?

Üstelik bir kez değil ki, 10 gün süreyle günde 3 kez?! Denmez, demem, ölsem bile demem. Hani genç olsak katlanır insanlar, ama benim gibi yaşlı birinin yanına bile yaklaşmıyorlarsa…

Peki, ne yapmalıyım şimdi? Birden aklıma tuvaletteki ayna geldi, aynanın önünde dikildim sağ elimde damla, sağ kulağıma damlatmam gerek. Yok, ben dikey duruyorum, elim yatay, olmadı!. Başımı eğdim yatay oldum damla dikey pozisyonda, ama damla bir türlü akmaz! Ya aksana kardeşim diye yırtınsam da ıhı tınlamadı bile…

Çaresiz sıkmaya başladım tüpü, aaaa bişiler geliyor, ama kulağımın tam ortasını bir türlü tutturamıyorum ki. Bir o yanına bir bu kenarına damlıyor, offf olmayacak bıraktım ama sinirlendim de. Ulen yalnızlık, ulen çaresizlik… ulen ben senin… Baktım olmayacak, dayadım damlayı kulağımın ortasına bastım gövdesine.

Aksın artık ya, ama sıvı su gibi değil biraz koyu akmaz bir türlü. Sıkıca bastırdım ve minik bir serinlik geldi kulak etine, ha oldu. Bunu günlerce yaptım, ne kadar başarılı oldu bilmem.

************

Ve bugün; aradan 11 gün geçmiş ve tarih 21.8.20 randevum var 10.20’de, saat 9.45’te kapının önündeyim. -Önce olduğu gibi tıklatsam mı acaba kapıyı? Ama kapı üstünde içeride bir hasta var görünüyor, koridor öylesine sıkıcı bir yer ki başladım ufaktan terlemeye.

Hay bin kunduz, ne yapsam… -bir ses der ki, tıklat kardeşim kapıyı. -İkinci ses itiraz eder; sakın ha, içeride hasta varmış sabret kardeşim ya…

İyi, ama terliyorum arkadaşım, demeye kalmadı kapıya yanaştım, gizlice kapı dinleyen hizmetliler gibi kulağımı şööle yaklaştırdım. Abi içeriden hiç ses gelmiyo, tık tık tık yapıverdim otomatikman. Başımı içeriye uzattım, aaaa kimseler yokmuş, gelebilir miyim dedim ve daldım içeri.

Oh be, bir rahatladım ki sormayın gitsin. Hemşire kardeşim otur diye fısıldadı ufaktan, ama burası oturma odası değil yani koltuk-moltuk olmadığı için, muayene koltuğuna kuruldum. İçimden de bir şeyler söylemen gerek diye haykırıyor o içgüdüsel sesim.

Ne desem, nereden başlasam nasıl başlasam?

“Üstadım ya; kaç gündür komşumla kanlı bıçaklıyız, kulağım tıkalı ya, telefonu duymam, kapı zilini duymam Tv’nin sesini açınca komşu basıyor feryadı diyecekken, diyorken öylece kaldım, yani sustum,”. Ya dr. şimdi içinden: “bana ne ulan senin komşunla kavgandan derse…, ne saçmalıyorsun sen kardeşim diye de eklerse…”

Neyse… dr. aldı eline bir hortumu başladı sağ kulağımın içine bişiler üflemeye-vakumlamaya. Ya galiba kulağım açılıyor, diye ben içimden bir seviniyorum ki anlatamam. Önce sağ bitti, sonra sola geçti, solda biraz uzun uğraştı ve tamam dedi. (solda o şıkırtı-tıkanıklık azda olsa yine var ama…) Ben kepimi kel kafama taktım ve kalktım hemen cebimden şekerlerimi hazırlayıp verdim.

Ve “şu soruyu soruyorum ikinize de deyiverdim aniden:” -nasıl yani- dedi dr. —Mesela kitaplarla aranız nasıl- dedim,. –Ne olacak-dedi dr. Gizli olacaktı sözde ama…(Çare yok açıklamak zorundayım, zira hediye açıklanmaz-söylenmez ki sürpriz olsun. Ama burada söylemek zorundayım artık.)

Size kitap hediye etmek istiyorum– dedim… –nasıl kitap?- sorusu doğaldır ki geldi. Adını söyledim ve beklediğim gibi asla itiraz gelmedi. Sefiller bir hazinedir onun için itiraz asla olmaz. Ve… Dr. Mustafa Bey birden bişi soruverdi: ben ne iş yapıyor muşum gibi bir soruydu sanki. Sonra ellerimde motor, korumalı yarım eldivenlere baktı, -motor mu kullanıyorsunuz-, dedi. -Evet!- -Peki kaskın nerede- dedi?

Aha, abi kasksız ben 100 metre gitmem yeminle gitmem. Motorumun bagajında kaskım! Sonra: evde 6 adet kaskım, en az 5 korumalı montum ve yine iki-üç korumalı pantolonum var. Gençliğimde yapamadıklarımı-alamadıklarımı hocam, şimdi alıyorum-yapıyorum diye ekleyiverdim.

…ama bu soruya nasıl sevindim, nasıl mutlu oldum asla tahmin edilemez. Ve ben açtım ağzımı yumdum gözümü. Yok canım feryat falan etmedim, ufaktan içimden geldiği gibi konuşmaya, bir kanarya gibi şakımaya başladım. Dost ve bilgili insanlar arasında konuşmak öylesine güzeldir ki…

Ve ben içimden geçeni, yüreğimden döküleni söyledim durdum. Ve baktım ki bu iki güzel insanı içgüdüsel olarak sevmemin nedeni varmış. Onlar da sanki konuşmaya, biraz olsun gülümsemeye hasretlermiş. Hani zaman ve zemin ve de ortam izin verseydi uzun uzun konuşup sohbetler etseydik.

 Çünkü, dr bana; bizi güldürdünüz bizi mutlu ettiniz, bu artık tüm gün bize yeter demez mi? (…) ..ve ben; sevinçten düşebilirdim o an…

Zaman öyle bir zaman ki, oturup dertleşecek, gerçekten de samimi ve içten sohbetler edecek tüm kalbimizle güvenebileceğimiz kimseler yok artık, en azından benim etrafımda yok. Ben kitap sevdalısıyken etrafımda tek bir kişi çıksın ki kitap okusun. Yok, 14 yıldır henüz rastlamadım.

Önceleri hevesle soruyordum: kitap okur musunuz, getireyim okuyun, bitince gelir alır yenisini getireyim derdim, ama bir tek insan çıkmadı ki okurum-severim desin. Neden bilmem insanların bir yerleri hep kitap okuyorken ağrımakta. Artık boş verdim, olumsuz yanıt alacağım için sormuyorum bile.

Ama Sevgili Doktor Mustafa Bey ve kadın yardımcısı kardeşim hayır demediler. Onları siparişini verdiğim kitaplarım gelince tekrar ziyaret edecek hediyelerini sunacağım. Umar ve dilerim bu kitabı (Sefiller 2 cilt) sıkılmadan okusunlar. Ve sonra başkalarına da okumaları için versinler.

Çünkü okuyan insanlardan kötü insan çıkmaz.

Lakin, şunu lütfen karıştırmayalım: Üniversite bitirmiş olmak, okumuş olmak değildir. Üniversiteler kişiye meslek öğretir, yaşam bilgisi vermez.

Bunun için: Okumak, yaşam boyu kitap okumak gerektir…

****

Önceki 2015 yılında kapattığım profesyonelce yayında olan sitemin logosunda şu sözüm vardı:

Çok okumuş gördüm, bir “odundan” farksızdılar!..

Çok odun gördüm, onlar da “okumuştular!..” –TürkCelil

 Ve bugün iki güzel insanla “sizlerle” sohbet ettim, bu son zamanlarda yaşadığım en güzel en mutlu olaydı…

Saygı ile ve dostlukla kalınız emi..

TürkCelil -22.8.20

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: