‘İçindeymişik, yeşilmişik, sazmışık’

Mine Söğütmine

Şehrin ortasında, deniz gören bir evde oturuyorsunuz.zeytin Ama pencerenizin önünde devasa bir ağaç var.

Manzarayı kapatıyor. 

Denizi görmek için o ağacı keser misiniz? Denizi görmek için o ağacı hunharca budar mısınız?


Ağacı kesmemek, budamamak için direnen olursa ona hayatı zindan eder misiniz?

Bu sorulara verilecek yanıtların çoğunun “Evet” olduğunu bildiğiniz şu dünyada, hiç düşündünüz mü, sizin için deniz manzarasını ağaçtan daha kıymetli yapan nedir?

Neden denizi görmesi bir evin değerini artırır da yeşilliklerin içinde olması artırmaz?

Beton yığınlarının dibinde yaşayan insan, ağaca nasıl olur da bir mücevher gözüyle bakamaz?

Balkonsuz evlerde, açamadığı pencerelerden izlediği şehrin griliğine katlanır ve otoban kenarlarına iliştirilmiş, dokunamadığı, kokusunu soluyamadığı, bir bağ kuramadığı dikey bahçelerin yeşiliyle onu oyalayan bir hayata dayanır?

‘Güzel’ doğada olandır

Yatay yerleşimden dikey yerleşime geçtiğinden beri değerleri şaşan ve neyin “güzel” neyin “çirkin” olduğunu kendi kodlarıyla yeniden yaratmak zorunda kalan çağdaş toplumlar yollarını, referanslarını doğadan almadıkları noktada kaybederler.

Yaptığı ilk resimden, icat ettiği alfabeye kadar dilini ve estetiğini doğayı kopyalayarak oluşturan ve soyut bir kavram olan “güzel”i doğadan bakarak kavrayıp çoğaltan insanın yaptığı ilk evler o yüzden hayvan inine, kuş yuvasına…

Yaptığı ilk aletler taşa ve ağaca…

Yaptığı ilk arabalar kaplumbağalara, kertenkelelere benzer.

Ve o yüzden onlar bugün hâlâ tartışmasız güzeldirler.  

İnsanın trajedisi, parçası olduğu o muazzam doğayı anlamaktan ve ona uyum sağlamaktan vazgeçtiği anda başlar. 

Malzemesini, parçası olduğu doğadan değil aksine doğaya zarar veren yapay materyallerden üretmeye…

Bu üretim uğruna kendi soyunun yaşam kalitesini düşürmeye…

Ahlakını artı değer yaratma telaşıyla biçimlendirmeye…

Ve özene bezene inşa ettiği o modern şehirlerin kaosunda yaşamaya başladığından bu yana…

Yeşille hep savaşta.

O yüzden;

Karnını doyuran, hastalığına şifa olan toprağa asıl değerinden bambaşka değerler yüklüyor.

Yaşamsal ihtiyacının temeli olan suyu kaygısızca kirletip ölçüsüzce tüketiyor.

Kendisini ağacın gölgesinden ve oksijeninden mahrum bırakmakta bir sakınca görmüyor.

Zehirli atıklarını hunharca denizlere, derelere boşaltıp sulardaki hayatı yok ediyor.

Ve denizin de ormanın da ağacın da manzarasını…

Denizden, ormandan ve ağaçtan daha çok seviyor.

İnsanın seçimleri

Dünyayı otobanlarla donatanlara oy vermesinin…

O otobanlarda yol alan araçların kullandığı petrol için savaşanlara oy vermesinin…

O arabaların ve o petrolün kirlettiği havayı ona solutanlara oy vermesinin…

O otobanları aşarak gidip geldiği işiyle evi arasında geçen hayatın omzuna yüklediği kaygılarla onu usul usul öldürenlere oy vermesinin…

Ve sadece doğayı değil, kendini bile sevmemesinin nedeni bu. 

Nihayetinde;

Şu anda otobanların yan duvarlarına dikey çiçek bahçesi mi yapılsın yoksa o duvarlar resimlerle mi donatılsın diye tartışmanın hiçbir anlamı yok.

Çünkü, o vahşi otobanların, o yüksek duvarların, o korkunç hayatların hiç olmayacağı bir dünyayı hayal edemeyen insanlıktan artık hiç umut yok.

Not: Ekonomisi çökmekte olan böyle bir ülkede, alternatifleri varken, maliyeti yüksek şehir mobilyalarının ve süslemelerinin tercih edilmesi, belediyecilik açısından evet, israftır. 

Ama özgürlüklerin engellediği, baskının arttığı bir ülkede ve hatta dünyada, kamusal duvarları aslen sivil itaatsizliğin simgesi olan duvar yazılarının ehlileştirilmiş yapay ve içeriksiz halleriyle donatmak ve özünde başkaldırı ve isyan olan çok değerli bir yeraltı sanatını kapsayarak yok etmek de çağdaş şehircilik politikasının -en iyi ihtimalle şuursuzluktan kaynaklanan- başka bir sorunudur. 

minesogut@gmail.com

cumhurhttps://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-sogut/icindeymisik-yesilmisik-sazmisik-1773284

Tüm Yazıları

 

Bir Yanıt

  1. Bize deniz biraz uzak kalıyor, ancak terastan ve izin verirlerse önümüzdeki evlerin aralarından görüyoruz.
    Ama yürüyerek 12-15 dakika uzakta yani ille de evlerimizden görmemiz gerekmiyor.
    ++
    Önümüzde yani güney tarafımız Anacadde, arkamızda sonra açılan sokağımız var ve önde ve arkada minik bahçelerimiz.
    Hesapta burası bir site ama, sadece bizim sitemiz çok çok farklı, ön ve arkamız cadde olduğu için evimize giriş çıkışlar her iki yönde de var.
    Doğudan Batıya doğru tek sıra halinde 85 evden (evler ikiz) oluşan ve kişi kendisi yaptırmamış ise etrafımızı çevreleyen tel örgü ya da duvarımız yok.
    ++
    Sanki evlerimiz müstakilmiş gibi yani kişiye özelmiş gibi.
    Ve bu evlerimizin ilk yapıldığı yıl 25-30 yıl öncesine dayanıyor.
    O zaman ki sahipleri ön ve arka hatta şerit halinde olan yan bahçeciklerine bile neredeyse her 50 cm’ye bir ağaç dikmişler ama, bu ağaçların bir gün büyüyeceklerini hesap etmemişler.
    Bu nedenle bugün birçok ağaç yanındaki ile neredeyse sarmaş dolaş durumda.
    ++
    Bahçelerimizde ne yok ki?
    Palmiye, değişik türde Çam ağaçları Malta Eriği, Kış Armudu, Zeytin, İncir, Şeftali, Ceviz, Mandalina, Limon, Nar, Avokado ve şu an aklıma gelmeyen daha birçok başka ağaçlar.

    ++
    Birçoğumuz İncir ağaçlarımızı zorunlu olarak kestik, kesmek zorunda kaldık, zira; mutlaka bir zamanlar duymuş olmalıyız, şöyle denir örneğin: “Ocağına İncir ağacı dikmek” nedir nedendir bu hiç yaşanmadıysa anlamını bilmeyiz ama, bizler burada öğrendik.
    ++
    İncir ağacı şayet evin yakınlarındaysa bir gün başınızı dert açacağını peşinen söyleyelim.
    Kökleri çok derinlere inen, ama sürekli yürüyen ve suyun olabileceği her yere uzanan kökleriyle tehlikeli bir ağaç incir ağacı.
    ++
    Ve burada hemen her evin tuvaletini defalarca tıkamış, evin altından yürüyerek ön taraflarında bile filiz vermiş ve bu nedenle artık bahçelerimizden üzülerek söyleyelim sonuçta kesilmiştir.
    “Ocağına incir ağacı dikmek” işte buymuş, bu anlamı taşırmış, yani evini başına gerekirse yıkarmış incir ağacı.
    ++
    Bizim de vardı, tuvaletimizi tıkayınca kestik, komşumuz da kesti.
    Ama komşumuz başka ağaçları da kesti.
    Bir ceviz ağacı vardı ve ben o ağaca bayılırdım, yükseğe çıkmaz ceviz ağacı belirli bir yükseklikten sonra etrafa yayar dallarını, geniş yapraklarıyla muhteşemdir ve hiçbir zararı yoktur, yararından başka.
    ++
    Bu güzelim ağacı kesti komşum, neden diye sorduğumda gölge yapıyor dedi. (…)
    Ama iki hafta sonra kestiği ağacın yerine 1 şemsiye 1 masa 4 sandalye koydu…
    O güzelim yaşlı ağacı kes altına şemsiye koy…
    Ve ben iki yılı aşan bu olaydan beridir saç baş yolarım o boş yeri gördükçe.
    ++
    Gölge yapıyor diye ağaç kesilir mi arkadaş?
    Şimdi iki yaşlı kız kardeş yan yanalar ve arka bahçeleri dımdızlak, tüm ağaçları kestiler yerlerde karolar döşeli ve onların aralarından yeşillik çıkar öylesine güzeldir ki görünüm.
    Ama gündelikçi kadın tutulur ve o minik yeşillikler tek tek ayıklanır karoların aralarından..
    …bunun bir yanıtı var mı ve siz biliyor musunuz?
    ++
    Yeşilden yeşillikten, ağaçlardan nefret et her yanı betonlaştır, bu nasıl bir mantıktır böyle?
    Büyük kızkardeşi birkaç ay önce toprağa verdik, ev galiba satılmış ama özellikle arka bahçe sahra çölüne döndü bakımsızlıktan.
    Bu görüntü insanın yüreğini karartıyor..
    ++
    Ve benim evimin etrafında birçok ağacım var gözüm gibi baktığım, onları sık sık okşadığım, onlarla konuştuğum…
    15 yıldır buralardayım ve doğadan o kadar çok şey öğrendim ki… yeni biçilen çimlerin üzerinde yalınayak yürümeyi hiç denediniz mi?
    Tarifi olanaksız bir duygudur bu mutlaka deneyiniz..

    ++
    Çıplak elle toprağı hiç karıştırdınız mı, yeni ekeceğiniz bir çiçek için yer açtınız mı?
    Hayır mı?
    Hiç zaman yitirmeden deneyiniz..
    Harika bir duygudur bu..
    .

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: