Mera, Çamlıhemşin Yaylalarında Yağma ve İzmir Depremi

özkayaOrhan Özkaya 

Artık ÇED raporu aranmıyor

Sivas’ta Tokuş köyü kalsit ocağı ve kırma eleme tesisi için “Çevre Etki Değerlendirilmesi-ÇED)” raporunun alınmasının gerekmediği, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından karar verilmesiyle yeni bir dönem başlamış oldu. Tokuş köyü muhtarlığı, maden ocağı yapılmak istenen alanın köyün tek merası olduğunu belirterek duruma müdahale etti.

2015 yılında aynı alana yine bu şirket faaliyet göstermek istemiş, ancak Sivas İdare Mahkemesi’ne açtıkları davayı kazanmaları üzerine iptal olmuş.


Bu kez meraya yakın bir alanı seçerek, yeniden çalışma başlatmak istiyorlar, bu durum köylüleri yeniden ayağa kaldırdı, Tokuş Köyü Muhtarı, “Burası hayvanların otlak yeri. Her yer toz olacak, içme suları da tehlikeye girecek. Arıcılığımız da bitecek, maden ocağını istemiyoruz. Daha önce mahkemede iptal ettirdik. Şimdi sağdan, soldan açmak istiyorlar. Biz otlaklarımızı savunmaya devam edeceğiz” diyerek, yeniden dava açtıklarını belirtti.

Kazdağlarında şirket fırsat kolluyor

Ülkedeki maden yağmasında yer alan yerli-yabancı şirkete karşı halk, Fatsa, Ünye direnişini örnek alarak, kendi bölgelerindeki ağaç, yeşil alan ve mera tahribatına izin vermemeye kararlılıkla sahip çıkıyor. Bu sahiplenmeye bütün köy halkının kadınlı erkekli, çoluk çocuk katılması çok anlamlı. Yine Kazdağları’nda Alamos Gold ile yerli işbirlikçisi Doğu Biga Madencilik, hâlâ iş makinelerini, şantiyesini sökmüş değil.

Ruhsat süresi bittiği halde alanı terk etmemekte diretiyor. Bu konuda Tarım-Orman-İş Sendikası ve Su ve Vicdan Nöbeti Koordinasyon Kurulu’nun açıklamaları, saptamaları sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, “Yaptıkları yanlarına kâr kalmayacak. Bu coğrafyaya verdiği zararı ya Alamos ya da izin verenler ödeyecek” demek suretiyle yaklaşımlarını ifade etti.

“Yeşil Yol” da yeni doğa cinayetleri

Diğer yandan Danıştay Dava Daireleri’nin “Yeşil Yol” u oy birliğiyle iptal kararı vermesine uyulmadan, işe devam edilmesi tartışmalı hale geldi. Rize Özel İdaresi, doğal yapının değişmesine karşılık, buralara çim tohumları ekilerek, çimlendirme ihalesi açması, halkı endişelendirerek, tepkilere sebep oluyor. Mera ve yaylalara çim tohumu ihaleleriyle bulunan formül harika neticeler üreteceği ortada!

Bu tahribatın itirafı şeklinde olan yıkım karşısında bulunan çözüm de yine yandaş şirketler hem çim makinesi ve hem de çim tohumu ihalelerini gözlüyor olacak. Halkımız ormanları bir yandan terör saldırısıyla, sabotajlarla çok büyük alanlarını yitirirken, diğer yandan bilimsel olmayan maden aramaları yağmasıyla mücadele etmeye çalışıyor.

Yağma Cerattepe’yi ihmal etmiyor

İşin tuhaf yanı maden yağmacılarına karşı kolay verilen ÇED raporları, ruhsatlar karşısında halkımız, inatla ve bir adım geri adım atmadan mücadele ediyor; iptal davalarıyla bu saldırıları hem yasal ve hem de dişleriyle, tırnaklarıyla çoluk çocuk ayağa kalkarak önleme çabası içinde… Bu kez Artvin’in Murgul ilçesi Cerattepe’ de Cengiz Holding tarafından altın madeni için siyanür havuzu kurma teşebbüsüne karşı, imza kampanyası açılıyor ve katılım hayli yoğun olarak sürüyor.

Karadeniz halkı, bölgenin doğal yapısını bozacağını, yaşam alanlarını daraltacağını ve tarımı yok edeceğini belirtiliyor. Artvin Belediye Başkanı, ilçe belediye başkanları ve CHP yetkilileri kampanyaya katılarak destek oluyor. Bu arada da, Ünye Üçpınar köyü direnişi sürüyor, köylü sondaj makineleri gidene kadar mücadeleye devam edeceğini vurgulayarak, nöbeti sürdürüyor.

Soma maden işçileri deprem bölgesinde

Soma’ lı maden işçileri deprem bölgesinde kendi deneyimlerini uygulayarak, çalışmalara omuz veriyorlar. İzmir depremindeki arama ve kurtarma çalışmalarına katılarak, yardımcı oluyorlar. Medyaya yansıyan görüntüler, halkımızın acılar karşısında ne kadar kısa sürede kenetlendiğini, yardımlaştığını hiçbir sınır tanımadan bütün ülke olarak birlik oluşturduğunu gösteriyor.

Bu arada gerici, yobaz bazı grupların kendi medya ve internet sitelerinde İzmir depremi için sarf ettikleri açıklamalar ne kadar alçakça olduğu, yine bilinen halka yakın medyada yankı buldu. “İzmir’in zinanın başkenti olduğu için bu depremin meydana geldiğini” belirtmeleri insanlıklarının ne boyutta olduğunu gösteriyor. Bunlar Fransa’da Kilise’ de boğaz keserek katliam yapan, İŞİD, El Kaide kafalılar, bunlara sözlerin ne kadar anlamsız olduğu ortada. Depremin merkez üssünün Seferihisar ve Sisam arasında, Seferihisar’ın 17 km. uzağında ve 16,5 km. derinliğinde olduğu belirtildi.

Bilim adamlarının açıklamaları

Ayrıca Bayraklı, Bornova ilçelerinin çok etkilendiği, 20’ye yakın binanın çöktüğü, kurtulanların sayısının ikinci günde 100 kişi olduğu, 29 kişinin öldüğü, 900’e yakın yaralının bulunduğu belirtiliyor… Büyüklüğünün 7, olduğu şiddetinin 9 olduğu ve 25 saniye sürdüğü, 150 km yarıçapında bir alanı kapsadığı, İstanbul, Tekirdağ ve Edirne’ye kadar etkili olduğu açıklamaları önce Prof. Dr. Ahmet Ercan tarafından çok ayrıntılı olarak halka anlattı.

Ayrıca Hoca, Bayraklı, Bornova, Karşıyaka, Çiğli, Bostanlı, Alsancak, Mavişehir gibi yerlerin jöle gibi bir zemin yapısına sahip olması depremin tetikleyicisi olduğunu açıklamalarına ekledi. Bu açıklamaları tüm bilim çevreleri kabul etti. ABD ve yurt dışı haberlerde yine 7 büyüklüğü, Rusya verileri 7,1 büyüklüğünde saptadığı belirtti. Oysa hâlâ resmi açıklamalar 6,6 büyüklüğünde olduğunu tün kanallarda ısrarla açıklamaya devam ediyor.

Ercan hoca, Seferihisar’da yaşanan tsunamiyi, “süprüntü dalgası” olarak, Türkçe isimlendirdi. Burada 2 kişinin can kaybına uğradığı belirtildi. Bir yaşlı kadının boğularak, diğerinin kalp kriziyle meydana geldiği açıklamaları yapıldı.

Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri’nin açıklaması

“Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu-(İPBES)”, tarafından hazırlanan raporda: Doğanın bozulması ve artan pandemi riski buna bağlandı, “Covid19 salgınının kökenleri hayvanlar tarafından taşınan mikroplardan kaynaklansa da, tamamen insan faaliyetlerinden kaynaklandığı belirtildi. Yetkililer, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybına yol açıyor. Bu durumun etkilerinin pandemi riskini arttırdığı vurgulanıyor.

Tarımın ihmal edilmesi, arazi kullanım biçimleri, üretim ve tüketim şekilleri doğaya zarar vermekte, yaban hayvanları, besi hayvanları ve insanlararası temasın yoğunluğu pandemiyi tetikleyen hususlar olduğu raporda belitiliyor. Ülkemizin plansız bir yapılaşmaya açık olması, çok sık “İmar Afları”nın ne kadar etkili olduğu açık.

Kentsel dönüşümün plansız, mevzi şekilde bina esas alınarak yapılması yeşil alanların daralmasının daha da artmasına neden olur. Bu dönüşümün balediyelerin hazırlayacağı,“imar planları”yla yapılması ve kamu kontrolüyle denetlenmesi kaçınılmaz olmalı.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: