Anadolunun Türkçe konuşan yerli halkının Selçuklular-Osmanlılar- tarafından istilası.

yasliİsmet GEDİK

Bilgiyle Oluşumlar -Son Bölüm 16

Türklerin Anadolu’ya 1071 Malazgirt savaşından sonra geldikleri söylenir. Halbuki Türkler 10-12 yıl önceleri Anadolu’ya yerleşen ilk kavimdir. Bunun delili şunlardır:

1-) Malazgirt savaşının taraflarından Bizans ordusunun 70 000, Selçuklu ordusunun 40 000 kadar olduğu bilinir. Savaşı Selçuklular kazanır, çünkü Bizans Ordusundan bazı birlikler Selçuklu tarafına geçer. Taraf değiştiren birliklerin Türk kökenli oldukları belirtilir.


Peki, Türkler Anadolu’ya Malazgirt savaşından sonra geldilerse, Bizans ordusunda Türkçe konuşan kavimler ne zamandan beri Anadolu’da yaşıyordu?

2-) MÖ. 2291 ile 2255 arasında Akad imparatoru olan Naram-Sin, Anadolu’daki beyliklere karşı savaş başlatır ve galip gelmesi üzerine “Shamsahara tableti” olarak bilinen bir tablet hazırlatır. Bu tabletin bir nüshası da Anadolu Hattuşaş (Boğazköy)’de bulunmuştur.

Bu tabletin 15. Satırında bulunan “Türki Kralı İlşu-Nail” yazılıdır. Yani 4-5 bin yıl önceleri Anadolu’da Türklerin yaşadığı bu tablet ile gösterilmiş olmaktadır.

3-) Türkler Anadolu’ya 1071den sonra geldilerse, haritada gösterilen ve tüm Anadolu’ya yayılmış bulunan türk beylikleri birkaç yılda nasıl kurulmuş olabilirler?

1071de girilen bir ülkede Anadolu’daki şu türk-beylikleri 3-5 yılda nasıl kurulur?

Saltuklular (1072-1202)

Mengücekler (1080-1228)

3 Danişmentler (1092-1178)

5 Çaka Beyliği (1081-1093)

Vd.

Olay şöyledir: Anadolu yerel halkı Türkçe konuşmaktadır, gelen Selçuklularla aynı dili konuştuklarından, gelenleri baş-tacı ederler ve onların beylikleri altında toplanırlar. Ancak bu soydaşlarının kendi Türk geleneklerinden tamamen farklı bir düşünce ve gelenek etkisi altına girmiş olduklarını geç fark edeceklerdir.

Anadolulular o topraklarda binlerce yıldır, çiftçisi, çobanı, demircisi, bakırcısıyla birlikte karşılıklı hizmet alışverişi ve kardeşlik duygusu içinde yaşamışlardır. Edindikleri bilgileri çocuklarına aktararak sürekli bir ilerleme ve gelişme içinde olmuşlardır.

Ancak yeni gelen Selçuklu- Osmanlı soydaşları karşılıklı etkileşim ve ortaklık yerine tepedeki bir asil-veya kutsal soyluluğa dayalı otoriter bir hayat görüşü etkisine girmişlerdir.

«Yaratıcı kutsal kitaplarıyla insanlara nasıl davranacaklarını göstermiştir. Dolayısıyla başka bilgiye ihtiyaç yoktur» gibi bir inanca sahip olan 6 asırlık Osmanlı döneminde halk pasifleştirilmiş, bilgi edinmesi, kendini geliştirmesi engellenmiştir. Geri kalmışlığımızın temel nedeni budur.

Doğada her şey sürekli bir değişim-dönüşüm döngüsü içindedir ve değişime uğramayan hiçbir şey yoktur. İnsan da bu değişim-dönüşüm döngüsünün bir öğesidir. Bu nedenle şu soruların yanıtını bilmek-öğrenmek insanın ilk görevidir:

İnsan ne zaman oluştu?

İlk insan tam günümüz insanı gibi mi görünüyordu?

İlk insanlar neler yapmayı biliyorlardı?

İnsanların yaptıkları şeyler zaman içinde nasıl değişti?

Bu konuları kapsayan ve işleyen ekstra bir bölüm hazırlığı devam etmektedir.

İnsanlığın kafası geçmişi hakkında çok farklı bilgilerle dolu. Örneğin yukarıda açıklanan ilk insan (Homo habilis) ve ondan evrimleşen diğer insan türleri dünyamıza çok farklı görünüşlü ve farklı yetenekli insanların geldiklerini göstermektedir. Geçmişimizde çok farklı insan türleri ortaya çıkmış, bazıları diğerinin devamı olarak gelmiş, bazıları eş zamanlı olarak farklı coğrafik bölgelerde yaşamışlar. Yani karşılıklı bir etkileşim ve evrimleşme söz konusudur.

Halbuki insanlarımıza verilen inanç sisteminde, her yaratığın ilk oluştuğu şekilde yaşamaya devam ettiği görüşü egemendir, yani evrimleşme yoktur. Ve insanlarımızın çoğunluğu maalesef hala bu inanç sistemi içinde yaşıyor. Peki bizler 2 milyon yıl önceki atalarımızla aynı mıyız? Sadece kafatası büyüklüğüne bakmak muazzam bir evrim geçirdiğimizi göstermiyor mu? Öyleyse neden hala 2-3 bin yıl önceki insanlar gibi düşünüp-davranmaktayız?

Evrim 4 milyar yıldır devam eder ve devamı sağlayan enerjinin kullanımıdır. Psiko veya ruh, canlılık veren hareket ettirendir. Ve atalarımız doğadaki hareketliliği sağlayan faktörün kuantsal enerji olduğunu ve enerjinin de bilgiye göre dağıtıldığını bilmediğinden, ruh- psiko gibi bir kavram oluşturmuşlar.

Aslında her şey bilgiye dayanır: Bilgi artıkça, an enerji farklı şekillerde depolanmaya başlanmıştır. Enerjinin farklı şekillerde depolanması, farklı kuvvet alanları oluşturmuştur. Kuvvet alanları sürekli değişince, varlıklar da sürekli değişim-dönüşme uğramak zorunda kalmışlardır.

Sonuç:

Görüldüğü üzere doğa bilimleri hayata bir anlam vermemizde ve toplumsal sistemimizi oluşturma konusunda çok aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

Dolayısıyla bizlerin düşünce ve davranışlarını belirleyen hücrelerle uyumlu olabilmemiz için sadece insanlık tarihini değil, doğa ve dünyamızın tarihsel geçmişi hakkındaki bilgileri de öğretmeliyiz.

Bu bilgiler ise jeoloji, fizik, arkeoloji gibi doğa-bilim dalları öğretilmeden elde edilemez.

Zaman kavramı ise başlı başına tüm bilim dallarını ilgilendiren bir kavramdır ve jeoloji bilgisi olmadan öğrenilemez. Günümüz fizikçilerinin en önemli eksikliklerinin ve yanlış yorumlamalarda bulunmalarının nedeni bu konudaki bilgisizlikleridir.

Bu nedenlerle jeoloji gibi zaman kavramını ve hayatın gelişimini anlatan temel bir doğa bilim sadece mühendislik alanında değil, genel kültür dersi olarak ilk okuldan itibaren verilmelidir.

Irkçı değilim. Ama geçmişiyle gurur duyması gereken bir toplum olduğumuz bilgisinin halkımıza verilmesi gerektiğine de inandığım için bu tarihsel gerçekleri sunmak istedim. Tarihi iyi bilmek gerek.

Son SÖZ

Benim insanlarla bir araya gelip, fikir alış-verişlerinde bulunmaya çalışmamın tek bir amacı vardır: toplumsal sorunlarımızın nedenini bulmak ve bu nedeni ortadan kaldıracak bir formül oluşturmak. 

Doğada her şey değiştiği için, insanı oluşturan hücreler de insan beynini, “çevrende neler olup-bitiyor, araştır da, ona göre işlem yapılsın” mantığıyla, muazzam senaryolar üretecek şekilde oluşturmuşlardır. İnsan beyninin bu az sayıda veriden muazzam senaryolar üretme yeteneği, insanların milyonlarca farklı senaryo üretmelerine yol açmıştır.

Araştırmalar toplumsal sorunlarımızın nedeninin Tepeye Bağımlı Örgütlenmeler TBÖ) olduğunu ortaya koymuştur. (8ak: http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/2017/12/tepeye-bagl-orgutlenmenin-zararlar.html )

Bu nedenle ben de doğadaki oluşum ve gelişimlerin tepeye değil de tersine, tabana dayalı olarak mı oluşup-geliştiğini araştırmaya başladım. Bunun ilk adımı, doğadaki varlıkların ne zaman ve hangi sırayla ortaya çıktıklarını saptamaktan geçer.

Bu ise benim temel mesleğim olan jeoloji ve paleontolojinin konusuydu ve doğada önce molekül gibi temel yapı taşlarının, onların kombinasyonlarıyla bakteri gibi çekirdeksiz tek hücrelilerin; onların kombinasyonlarıyla amip gibi çekirdekli tek-hücrelilerin; onların kombinasyonlarıyla çok hücreli bitki ve hayvanların ortaya çıktığını gösteriyordu. Yani doğada alt-sistemlerden (düzeylerden) başlayıp, üst-sistemlere (düzeylere) doğru ilerleyip-evrimleşen bir gelişim vardı.

Bu konulardaki elde ettiğim araştırma sonuçları yukarıda adı-geçen blog-sayfamda sunulmuştur. Bu paketin tümü okunup değerlendirmeden bir yorum yapılması veya görüş bildirilmesi mantıksızlık olur, çünkü doğadaki tüm olaylar ve oluşumlar karşılıklı bir etkileşim içindedir.

Dolayısıyla kuantum fiziği, dinamik sistemler fiziği, jeoloji, biyoloji, antropoloji, arkeoloji, nörofizyoloji vs. gibi tüm dağa bilimlerinin bir sentezini yapabilecek derecede hayat hakkında bir genelleme yapacak bilgiye sahip olmayanların itiraz gibi bir söz hakları olabilir mi?

  • 1- Bizlerin temel amacı toplumsal sorunlarımızın nedeni ve çözüm formülü olmalıdır. Kafalarında bundan başka bir amaç taşıyanların hiçbir görüş bildirmeye hakları olamaz, çünkü amaç aynı değildir.
  • 2- Bir fikre karşı çıkmak, o konuda kişisel olarak daha iyi bir öneri sahibi olunmasını gerektirir. Kişisel olarak bir çözüm formülü olmayan birinin, bir öneriye karşı çıkması, tamamen mantık dışı bir davranıştır.
  • 3- Evrimci veya fizikçi vs.nin toplumsal sorunların nedeni ve çözümü hakkında herhangi bir görüşleri var mıdır? Yoktur. Çünkü onlar “yapraklarla uğraşmaktan ormanı göremeyen” dar görüşlü, yani “at-gözlüğü” takmış insanlardır.
  • 4- Dincilerin amaçları zaten belli: Onlar bu dünya hayatını geçici kabul etmişler ve öteki bir dünya hayali ile yaşıyorlar. Onlardan toplumsal sorunlarımızın çözümünü beklemek zaten söz konusu değil.

Öyleyse tüm sorumluluk bizler gibi hayatı yaşanılır bir hale getirmeyi amaçlayan insanlara kalıyor. Bunun için de bireysellik davranış özelliğimizden vazgeçip toplumsal davranışa geçiş yapmak zorundayız. Bu ise bir bilginin kabul edilmesiyle olur. O bilgi şudur:

Toplum iş ve meslek mensuplarının bir ortaklığıdır. Her insan yeteneğine uygun bir işe soyunur o konuda bilgi edinir ve bir hizmet üretir, bu hizmet toplum havuzuna gider. Diğer insanların hizmetleri ve ürünleri de toplum havuzunda toplanır, insanlar da bu havuzdan neye ihtiyaç duyarlarsa alırlar. Toplumun sahipliğinin kendilerine ait olduğu bilgisiyle yetişen insanlar asla topluma zarar vermezler.

Öyleyse toplumsal sorunları ortadan kaldırmanın en basit yolu, bu bilgiyi insanlara vermektir. Bu bilgiyle yetişen insan toplumun bir hizmet-alış-verişi ortaklığı olduğunu anlar; yeteneğine uygun bir meslek bilgilerini edinip, topluma sunar ve diğer hizmetleri de diğer ortaklardan alarak, kardeşlik içinde yaşar.

Bunda anlaşılamayacak bir yön ve yan var mı?

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: