Beynimizin Gelişimi ve Tanrı Düşüncesinin ortaya çıkışı (9. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

İçebakışçı  Benlik Ve  Dil

Pek çok primat için birbirlerini tımar etme önemli bir sosyal bağlanma aracıdır. Bu kuruma göre, primat grupları büyüdükçe, bir primatın artan sayıda bireyi tımar etmesi zorlaşmıştır.

Böylece dil, tımar etmenin yerini alacak şekilde gelişmiştir: “Sohbeti aslında sosyal bir tımarlama şekli olarak kabul edersek dil bize aynı anda birden fazla kişiyi tımar etme olanağı sağlar.”


Bu kuram doğru ise o zaman Dunbar’a göre “konuşma (dolayısıyla dil) yarım milyon yıl önce, en azından bir biçimde Homo sapiens’lerin ortaya çıkışı sırasında zaten var olmalıydı”.

Dolayısıyla, içebakışçı benlik ile bildiğimiz şekliyle dilin beraber gelişmiş olması muhtemel gibi görünmekte. Dil sadece bilginin iki faks makinesi arasında telle yapıldığı gibi aktarımı değildir; daha çok, duyarlı, planlı ve sorgulayıcı sosyal hayvanların bir dizi değişken davranış sergilemesidir. Dil, yalnızca sembolik düşünceyi değil, aynı zamanda bireyin kendi iletişiminin ve alıcı olarak diğerlerinin farkına varmış olmasını da gerektirir.

İnsanda dilin, frontal ve parietal lobların gelişimi ile birlikte gelişen, görece geç bir evrimsel edinim olduğunu destekleyen anatomik kanıtlar da vardır. Maymunların ve büyük maymunların karmaşık sesler çıkarmak için kullandıkları konuşma alanları, insanlardaki gibi yakın geçmişte evrilmiş olan kortekste değil, filogenetik olarak daha yaşlı beyin bölgeleri olan limbik sistem ve beyin sapında yer alır.

Biz insanlar da bu eski konuşma alanlarını kullanırız ama sadece bir çekiçle parmağımıza vurduğumuzda küfrederken ya da ağlarken veya güldüğümüzde sesler çıkarırken.

Bunun aksine, insanda konuşmanın büyük kısmı, nispeten kısa bir süre önce kortekste gelişen iki beyin alanı tarafından kontrol edilir. Birincisi, frontal lobda bulunan Broca alanıdır; burası sözlü konuşmayı kontrol eder ve anatomik olarak ağız, dil ve gırtlak kaslarını yöneten beyin bölgesine bitişiktir. İkinci konuşma alanı, temporoparietal bileşkeye bitişik, üst temporal lobda yer alan Wernicke alanıdır; burası konuşmanın anlaşılmasını kontrol eder ve anatomik olarak işitme ile ilişkili beyin bölgesinin bir parçasıdır.

Bu nedenle, özfarkındalığın, başkalarının düşüncesine yönelik farkındalığm ve kişinin kendi düşündüğünü düşünme becerisinin gelişmesiyle ilişkili olan beyin alanlarının dil gelişiminde rol oynayan beyin alanları ile örtüştüğü görülür.

Son olarak, insanda dilin nispeten geç bir evrimsel edinim olduğunu destekleyen dil ile ilgili kanıtlar vardır. Yeni Zelanda’dan psikolog Quentin Atkinson, daha karmaşık (daha önce gelişmiş) ve daha az karmaşık olan (daha yakın bir tarihte gelişmiş) 504 dünya dilini fonetik karmaşıklık açısından analiz etti. Atkinson, en eski dillerin Orta ve Güney Afrika’da olduğunu ve diğer dillerin Afrika’dan dünyaya yayılan Homo sapiens in göç yollarını yakından takip ettiğini saptadı. 23

Otobiyografik belleğin dil ile birleşimi, işbirliği ile yapılan böyle bir avlanmayı kolaylaştırmıştır. Avustralyalı psikolog Thomas Suddendorf ve meslektaşları şuna dikkat çeker: “Dilin evrimi zihinsel zaman yolculuğunun evrimiyle yakından bağlantılıdır… Dil, kişisel olayların ve planların paylaşılmasını sağlayarak yaşanabilir geleceği planlama ve inşa etme becerisini artırır.” Suddendorf ayrıca “zihinsel zaman yolculuğu insan evriminde itici bir güçtür,” diye de iddia eder. 41

İçebakışçı benliğin kazanılması, homininlerin bilişsel gelişiminde belirleyici bir olaydır. Yaklaşık iki yaşımıza kadar olan gelişim süresince, kendimiz hakkında düşünme becerisini kazanmış oluruz; dört yaşında ise başkalarının düşünceleri hakkında düşünme yetisini elde ederiz. Altı yaşına kadar da ikinci derece zihin kuramına, bir başkasının bizimle ilgili düşüncelerini düşünme becerisine sahip oluruz.

Arkaik Homo sapiens bir zihin kuramı edinerek, tanrıların da düşünceleri olduğunu idrak etme yetisini kazandı. Daha sonra, erken dönem Homo sapiens, ikinci derece zihin kuramı -içebakış- ile tanrıların bizimle ilgili düşünüyor olabileceğini, ne düşünüyor olabileceklerini ve tanrıların bizimle ilgili ne düşündüğünü düşünme becerisini edindi.

Kısacası, modern Homo sapiens, tıpkı günümüz insanının de yaptığı gibi, tanrılarla muhabbete girmeyi sağlayan bilişsel beceriyi kazanmış bulunuyordu.

Beynimizin Gelişimi ve Tanrı Düşüncesinin ortaya çıkışı (10. Bölüm)

Ölülerin Gömülmesi ve Mezar Eşyaları

Modern Homo sapiens’ in sergilediği en çarpıcı davranışlardan biri de bazı ölü gömülerine mezar eşyalarının eklenmesiydi. Homininler yeryüzünde, altı milyon yıldır ölmelerine rağmen bu süre içinde ölenlerin cesetleri ya çürümeye terk edilir ya da leşçil hayvanlar tarafından yenilmek üzere yerde bırakılırdı.

Ölülerin maksatlı gömülmesi ile ilgili ilk kesin kanıt 90.000 ila 100.000 yıl öncesine aittir. Nispeten bozulmamış 11 ceset, muhtemelen güneybatı Asya’ya göç etmiş olan erken dönem Homo sapiens tarafından İsrail’deki mağaraların altına gömülmüş hâlde bulunmuştur. Yetmiş beş bin ila 35.000 yıl önce Neandertallerin de birçok ölüyü gömdükleri anlaşılıyor.

Üçüncü Bölüm’de de belirtildiği gibi, bu definler zihin kuramı edinmiş olan Neandertallerin gösterdiği ilgi ve bakım davranışını yansıtıyor olabileceği gibi sadece ölü bir bedenin yırtıcıları cezbetmemesi için ondan kurtulma amaçlı da olabilir.

10 Daha sonra, günümüzden yaklaşık 28.000 yıl önce, yararlı ve değerli eşyaların ölenlerle birlikte gömüldüğü dikkat çekici maksatlı defin işlemleri yapılmaya başlandı. Bu tür öğelere mezar eşyaları adı verilir. Şimdiye kadar keşfedilen en eski gömüt Moskova’nın 193 km kuzeydoğusunda Sungir’de bulunmuştur.

Bir erkek ve iki çocuk, “hayret verici çeşitlilikte ve sayıda eşya ile” birlikte defnedilmişti, buradaki maksat neredeyse kesinlikle bu eşyaların ölümden sonra onlara yardımcı olmasıdır. Üç ceset, 13.000’den fazla fildişi boncukla süslenmiş kıyafetler giymişti; son araştırmalara göre, bir boncuğun oyulması yaklaşık bir saat sürüyordu.

Erkeğin kolları 25 adet parlatılmış fildişi bilezik ile süslenmişti ve boynuna ucundan kırmızı bir süs sarkan kolye takılmıştı. Ergen erkek çocuk 25 tilki dişiyle süslenmiş bir kemer takmıştı ve boynunda ucu fildişinden yapılma hayvan şeklinde bir kolye vardı; yanında oyulmuş bir fildişi mamut figürü ve fildişinden yapılma bir disk duruyordu.

Kız çocuğunun yanında ise üç adet renkli fildişi disk, karmaşık bir örgü işi, çeşitli fildişi mızraklar ve biri sıra hâlinde delinmiş iki adet boynuzlu asa bulunuyordu. Her iki çocuğun da yanında mamut dişlerinden yapılmış 182 cm uzunluğunda mızraklar vardı. Yeterli yiyecek, giysi ve barınak elde etmek için çok fazla zaman ve enerji harcan­ması gereken kuzey ikliminde, bunlar toprağa gömülmek için olağandışı çeşitlilik gösteren eşyalardı.11

Yirmi yedi bin yıl öncesine tarihlendirilmiş benzer gömütler Sungir’in 1930 km güneybatısında, Çek Cumhuriyetinde keşfedilmiştir. Bir kazı alanında,  18 kişi birlikte gömülmüştü, mamut kemikleri ve kireç taşı plakaları ile kaplıydılar. Dolni Vestonicev adlı başka bir kazı alanında, genç bir kadın ile iki genç erkek, kadın erkeklerin arasında olacak şekilde birlikte gömülmüşlerdi.

Cesetlerin pozisyonları araştırmacılar arasında şiddetli tartışmalara yol açmıştı: Kadının başı, kendisine göre ters tarafa bakan bir erkeğe dönüktü, diğer adam ise kadına doğru bakıyordu, iki eli de kadının kasığındaydı. Adamların başlarının etrafına delinmiş kutup tilkisi ve kurt dişleri ile mamut dişinden yapılmış süsler yerleştirilmişti. Mezarın içinde bol miktarda kırmızı toprak ve salyangoz kabuklan da bulunmaktaydı.

Şekil 1: Varna’da 7 bin yıl öncesine ait bir mezar.

Mamut avcıları Dolni Vestonice kazı alanında ahşap ve mamut kemiklerinden yapılmış evlerde en az 2.000 yıl boyunca yaşamışlardı. Evlerden biri 23 ton mamut kemiği kullanılarak inşa edilmişti. Bu kazı alanında 700’ün üzerinde kil heykelcik ile dünyada bilinen ilk seramiğin yanı sıra 26.000 yıl öncesine tarihlenen bir Venüs heykelciği, bazı fallik figür oymalı fildişi asalar ve sepet işi olduğu düşünülen kalıntılar bulunmuştur.12

27.000 yıl öncesine tarihlenen bir başka olağandışı gömü Avusturya’da ortaya çıkarıldı. İkiz oldukları düşünülen iki yenidoğan, fildişi boncuklarla süslü toprakla kaplandıktan sonra bir fildişi ile desteklenen büyük bir mamut kürek kemiğinin altına gömülmüştü. Kürek kemiği ölülerin bedenlerini mezarı doldurmak için kullanılan topraktan koruyordu.

Benzer şekilde İtalya’da da aynı döneme ait, iki çocuğun bulunduğu bir mezara rastlandı. Cesetler “leğen kemiği ile kasıkların etrafına yerleştirilmiş, muhtemelen peştemal süslemesi olan” 1.000’den fazla delinmiş salyangoz kabuğu ile birlikte gömülmüşlerdi. İtalya’da daha eski olması muhtemel bir çifte gömüde de yaşlı bir kadın ile bir genç bulunmaktaydı, “cesetlerin başları işlenmiş bir taşla korunmuştu”.

Ergenin başının etrafında dört sıra salyangoz kabuğu, kadının da kabuklardan yapılmış iki bileziği vardı. Sibirya’da, “fildişi bir taç, bir boncuk kolye ve kuş şeklindeki bir kolye ucu” takılmış olan genç bir erkek çocuk 24.000 yıl önce bir taş kütüğün altına gömülmüştü.13

Daha önce anlatılanlar gibi bu dönemden kalan bilinen mezar sayısı nispeten azdır. Bunun nedeni, bu gömülerin çoğu mağaralardan ziyade açık alanda oldukları için bulunmalarının güç olmasıdır. Bilinen mezarların birçoğu modern inşaat projeleri sırasında rastlantıyla keşfedilmiştir. Buna ek olarak, en erken gömülerin büyük bir kısmı, Fransa ve İspanyaya göre çok daha az arkeolojik araştırma yapılmış olan orta veya doğu Avrupa’da bulunmuştur.14

Bazı bilim insanları, bu gömülerin mezar eşyaları bulunan ilk mezar­lar olup olmadığı konusunda fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Avustralya’da,40.000 yıllık bir Homo sapiens gömüsü 193 km uzaktan getirilmiş bir pig­ment olan kırmızı toprak ile örtülmüştü. Güney Afrika’da muhtemelen daha eski bir gömü yerinde, bir bebek 56 km uzaktan getirilen “büyük ola­sılıkla bir süs veya muska olan, üzerinde delik açılmış bir deniz minaresi” ile birlikte gömülmüştü.

Bazı akademisyenler ise daha önceki Neandertal gömülerinin bir kısmında da mezar eşyaları bulunduğunu ileri sürer. Tartışmaların çoğunun merkezinde, nelerin mezar eşyası sayılacağının tanı­mı yer alır. Tartışmanın bir tarafında, mezar eşyalarının “pigmentli toprak, taş veya kemik aletler, üzerinde değişiklik yapılmamış hayvan kemikleri vb.” şeyleri kapsaması gerektiğini savunur. Bu grup içindeki araştırmacı­lar, İsrail’de bulunan erken dönem mağaralarındaki hayvan kemiklerini ve geyik boynuzlarını maksatlı mezar eşyalarına kanıt olarak gösterirler.

Bir araştırmada, 75.000 ila 35.000 yıl önceki maksatlı insan mezarlarının üçte birinden fazlasında bu tür mezar eşyaları olduğu bildirilmiştir. Tartışmanın diğer tarafında, bu tür mezarların bulunduğu mağaraların zemininde büyük olasılıkla zaten taş aletler, kemikler ve pigmentli toprak parçaları olduğunu, bu nedenle bunların bazılarının mezar doldurulur­ken içeride kalmasının şaşırtıcı olmayacağını iddia edenler bulunur.

lan Tattersall’ın belirttiği gibi, mezarlarda bulunan kemikler ve boynuzlar me­zar eşyası olarak “pek de etkileyici değildir”. Bu eleştiriler, 40.000 yıldan daha eski olan hiçbir mezarda daha sonraki mezarlarda sıklıkla görülen kabuk, boncuk, kâse veya diğer öğelerin bulunmadığına dikkat çeker.15

Özellikle tartışmalı bir konu da Irak’ta Şanidar Mağarasında bulunan 50.000 yıllık çoklu Neandertal mezarıyla ilgilidir. Buradaki mezarlardan ikisinde bol miktarda çiçek poleni bulunmaktaydı, bu da “kazıcıların ak­lına ölenleri bahar çiçeklerinden oluşan bir yığının üzerine yatırdıklarım” getirmişti.

Yıllarca, bu mezar Neandertallerin ölülerini sadece gömmekle kalmadıklarının, aynı zamanda gömme işlemini ölümden sonra hayatın varlığına inandıklarını düşündüren törensel bir davranış ile gerçekleştirdik­lerinin kanıtı olarak gösterilmiştir. Ancak son zamanlarda, o yöreye özgü gerbil cinsinden jird adı verilen kemirgenlerin bu alanda oyuklar açtıkları ve sıklıkla yuvalarına tohum ve çiçek taşıdıkları keşfedildi.

Richard Klein ve Blake Edgar’ın The Dawn o f Human Culture da (Uygarlığın Doğuşu) belirt­tikleri gibi: “Jird açıklaması insanlarla ilgili olandan daha az heyecan verici olsa da Şanidar Mağarasındaki diğer gömütlerde olduğu gibi, Neandertal mezarlarında tören yapıldığına dair kanıtların bulunmaması ile tutarlılık gösterir.” Mezar eşyaları ile ölümden sonra hayata olan inanç arasındaki- ilişki daha sonra ayrıntılı olarak tartışılacaktır.16

(Devamı var)

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

Yıldız Teknik Üniversitesi

Sürdürülebilir Kampüs Komisyonu

artidergi897604762.wordpress.com/

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü Artı Dergi

SUSMA

Araştır, Soruştur, Konuş. SUSMA

Bahçelievler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

Ankara Çankaya Bahçelievler'de semt kültürünün geliştirilmesini amaçlıyoruz.

busanat.wordpress.com/

Film, müzik ve daha fazlası

kanser cerrahisi

birlikte daha iyiye....

birbalzamin

Bir tutam peri tozu...

Annelik delilik mi?

Annelikle delilik arasındaki ince çizgide gezinirken

ozgecigdemozkoktem

Başarının yol haritasını öğrenin

%d blogcu bunu beğendi: