Beynimizin Gelişimi ve Tanrı Düşüncesinin ortaya çıkışı (15. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

Yeniden Ele Alınan İnsan Devrimi

Otobiyografik belleğin evrimi, modern Homo sapiens in geleceği planlamak için geçmişten daha ustalıkla yararlanmasını sağlamıştır, bu da insanda yaklaşık 40.000 yıl önce görülmeye başlanan büyük değişimin önemli bir bölümünü açıklayabilir.

İnsanlar geçmişte yaşadıkları deneyimleri gelecekteki ihtiyaçlarını planlamak için kullandıklarında alet ve silah yapımı hızla gelişmiştir.


O dönemde bellek aygıtlarının yaygın kullanımı, geçen sonbaharda öldürülen ren geyiği sayısı gibi geçmiş olayların kaydını tutma ve sonraki dolunay gibi gelecekteki olayları tahmin etmeye duyulan ilginin arttığını gösterir.

Figure 1smet Gedik’e ait bir kompozisyon

Daha önce belirtildiği gibi, 40-50 bin yıldan beri sanatın ana teması hayvanlar, özellikle de av hayvanlarıdır. Bu tür hayvanlar, insanların hayatta kalmasında çok büyük öneme sahipti; örneğin, vahşi atlar ve ren geyikleri “insanların beslenmesinin temelini oluşturuyordu”. Dolayısıyla, sanatçılar geçmişte gördükleri veya gelecekte görmek istedikleri şeyleri betimledier.

“Bu hayvan resimlerinin yüzde 15’inde mızrak veya oklarla yaralanmış hayvanların tasvir edilmesi”, yani bir av sahnesinin resmedilmesi de bu açıklamayı destekler. Mağaraların bazılarında çocuk ayak izleri bulunmuştur. Belki de bu tür resimler aynı zamanda çocukları hayvanlar hakkında bilgilendirmek, onlara avlanmayı öğretmek için de kullanılmış olabilir.61

Bazı sanat ürünlerinin yeni gelişmekte olan dinî fikirleri, özellikle de ruhlara olan inancı yansıtması da mümkündür. Hayvanların bolluğu göz önüne alındığında, bazı sanat ürünleri hayvanlara ait ruhları temsil ediyor olabilir. Dünyada hayvanların ruhlarına duyulan inanış oldukça yaygındır.

Bazı kültürlerde, hayvanların insanların atası olduğuna inanılır; böyle bir hayvana totem adı verilir ve çarpıcı bir biçimde Avustralya Aborijinleri ile Amerika’daki kuzeybatı kıyısı Kızılderilileri arasında bulunur. Resimli mağaraların totemik bir yorumunu savunanlar, belirli mağaralardaki belirli hayvanların ve yarı insan-yarı hayvan figürlerin baskınlığına dikkat çekerler.

Resimli mağaralarla ilgili olarak daha ayrıntılı dinî açıklamalar da yapılmıştır. Şaman, aslen, Sibirya’daki Tungus kabileleri arasında transa geçerek şifa veren, yöreye özgü şifacıları temsil eden bir terimdir. Daha sonra, geleceği öngörebilen ya da hava durumunu kontrol edebilen, büyü yapabilen büyücüler ve bu dünyayla öbür dünya arasında aracı olarak görev yapan rahip benzeri kişilere atıfta bulunmak için daha geniş bir anlamda kullanılmıştır. Resimli mağaralar söz konusu olduğunda şamanın işlevi çoğunlukla rahiplerinkine benzer.64

Mağara sanatının şamanlarla ilgili yorumu, mağaralara resim yapıldığı dönemde rahip benzeri şamanların var olduğunu ve bu mağara sanatının çoğunun şamanların trans hâlinin bir ürünü olduğunu varsayar. Mağaraların ölüler için yeraltına giden geçitler olduğu söylenir, bu yüzden buralarda dolaşan insanlar “yeraltındaki dünyayla tamamen kuşatılmıştı”.

Mağara duvarlarındaki el izleri, insanlar tarafından yeraltıyla bağlantı kurma girişimleri olarak yorumlanmaktadır. Geometrik figürlerin şamanların trans hâlindeyken gördükleri görsel halüsinasyonları temsil ettiği söylenir. Mağaranın belirli bölümlerinin gizli topluluklar için buluşma yeri gibi çeşitli ruhani işlevler için düzenlendiği öne sürülmüştür. Yarı insan-yarı hayvan figürlerin şamanları temsil ettiği söylenir.

Peki resimli mağaralarda tanrılar var mıydı? Önsözde de tartışıldığı gibi, tanrılar terimi bazen hayvan ruhları da dahil olmak üzere her türden doğaüstü varlığı kapsayacak şekilde geniş olarak kullanılmıştır. Böyle geniş bir tanım kullanılıyorsa resimli mağaralarda muhtemelen tanrılar bulunmaktaydı. Bununla birlikte, eğer tanrılar terimi ölümsüz olan ve insanların yaşamları ve doğa üzerinde bazı özel güçlere sahip olan erkek ya da kadın kutsal varlıkları belirtmek için daha dar olarak tanımlanırsa resimli mağaralarda tanrıların bulunma olasılığı azalmış gibi görünüyor.

Peki ya din? Resimli mağaralarda din var mıydı? Bunun cevabı dine ait pek çok tanımdan hangisini seçtiğinize bağlıdır. Edward Tylor, dini geniş bir şekilde “ruhsal varlıklara olan inanç” olarak tanımlamış, bu nedenle resimli mağaralarda ruhlar, hayvanlar ya da başka şeyleri içeren herhangi bir faaliyeti din olarak nitelendirmiştir. Benzer şekilde, Fransız sosyolog Émile Durhheim’ın önerdiği geniş tanımlamayı kullanarak, totemlere tapınma bir din olarak nitelendirilir, çünkü Durkheim’a göre “din, kutsal şeylerle ilgili olarak inanç ve uygulamalardan oluşan birleşik bir sistemdir”.

Mağara sanatının anlamının bu geniş kapsamlı yorumlarından hangisi gerçeğe en yakın olandır? İşin aslı, tekbir doğru yorumun bulunması pek olası görünmüyor. Sanat, insanlık tarihinde 20.000 yılı aşan bir süreyi kapsıyor, bu da İsa’nın doğumundan günümüze dek geçen zamanın on katı demek. Herhangi bir mağarada sanatın ortaya çıkışı çoğu kez yüzyıllar sürmüştür.

Bu süre Chauvet Mağarasında yaklaşık 8.000 yıl, Cosquer Mağarasında 6.000 yıl ve içerdiği sanatın büyük kısmının birbirine benzediği Lascaux Mağarasında bile 1.000 yıl kadar sürmüştür. Bu uzun süreler göz önüne alındığında, bir mağarada belirli bir sanatın tam olarak yerleşmesinin tek bir iç mimar tarafından bir kerede gerçekleştirilmiş olması pek mantıklı görünmüyor.67

En azından, mağara sanatının sanatçıların geçmişte gördüklerini veya gelecekte görmeyi umdukları şeyleri tasvir ettiği söylenebilir. Hayvan resimleri, özellikle ok veya mızrak saplanmış olanlar, avın başarılı geçmesini büyülü bir şekilde sağlama girişimleri olabilir. Antropologlar bu tür “avlanma büyüsü” girişimleri günümüzde yaşayan avcı-toplayıcı gruplarında saptamışlardı, bu nedenle mağara sanatının bu şekilde yorumlanması geçen yüzyılda oldukça rağbet görmüştür.68

Ayrıca insanların tasvir edilen hayvanların totem, yani atalarının ruhu olduğuna inanmaları da olasıdır. Özellikle bu dönemin son yıllarında durumun böyle olma ihtimali yüksektir. Son resimli mağaralardaki hayvan resimlerinin bazılarının yapılma tarihi, yaklaşık 11.500 yıl öncesinden başlayarak Göbekli Tepe’de tasvir edilen hayvanlarınki ile örtüşür; bu tarihte insanların atalarına ibadet ettiğine dair kanıtlar daha sonraki bölümde ele alınacağı üzere daha güçlüdür.

Bir yarı insan-yarı hayvan figürü “tanrı” olarak adlandırmak ya da aynı dinî inançlara dayalı gizli toplulukların varlığını öne sürmek için henüz erken. Bu tür şeyler mümkündür ancak elimizdeki kanıtlar bunu destekler gibi durmuyor. Mağara sanatına getirilen böylesine aşırı dinî spekülasyon, arkeolog Dale Guthrie tarafından da o dönem halkını yanlış değerlendirdiği için eleştirilmiştir:

“Bu büyülü-dinî yaklaşım… ilk insanları çarpıtarak, tamamen mistik kaygılarla meşgul, batıl inançlı ahmaklar gibi gösteriyor. Buna karşın, Paleolitik sanata ilişkin kanıtlar oldukça farklı bir hikâye anlatır; karmaşık bir dünyanın ayrıntılarıyla yakın temasta olan insanları tasvir eder. Dinî imgelerin varlığı muhtemelen doğrudur, ancak bunlar daha büyük bir deneyim mozaiğinin sadece parçasıdır.”69

Otobiyografik belleğin gelişimi göz önüne alındığında, o dönemlerde yaygınlaşan mezarlara değerli eşyaların konmasını nasıl değerlendirmeliyiz?

Edward Tylor’un yüzyılı aşkın bir süre önce belirttiği gibi, mezara eşya yerleştirilmesi pek çok nedene bağlıdır. Bunlar arasında, ölen kişinin en sevdiği kişisel eşyalarının onunla birlikte gömülmesi; ölene duyulan sevginin bir göstergesi olarak mezarına bir eşya konulması ve ölen kişinin ruhunun eve geri dönerek eşyaları aramaması için kişisel eşyalarının da onunla birlikte gömülmesi yer alır.70

Bununla birlikte, kişisel eşyaların mezara gömülmesinin en yaygın nedeni, bu eşyaların, ölen kişilerin öbür dünyada kullanabilmeleri için yanlarında hazır bulunmasıdır. lan Tattersall’ın gözlemlediği gibi: “Ölülerinmezara eşyalarla birlikte gömülmesi… öbür dünyanın varlığına dair bir inancın varlığını gösterir: Eşyalar gelecekte ölen kişiye faydalı olmaları için oraya konur.”

Benzer şekilde, Steven Mithen “fiziksel olmayan bir biçime geçiş olarak görülen bir ölüm kavramı olmasaydı Sungir’deki gibi defin sırasında böyle bir işlemin yapılmasının pek inandırıcı olmayacağım” savunur. Mezar eşyaları ile ilgili bu yorum, bazı topluluklarda görülen ve ölen kişilere öbür dünyada hizmet etmeleri amacıyla insanların öldürüldüğü uygulamalar ile tutarlıdır.

Primitive Culture adlı kitabında Tylor, misyonerlerin gelişinden önce bu uygulamanın pek çok örneğine yer verir. Örneğin, “Karibler  … şeflerinin mezarında ölümden sonraki yeni hayatında ona hizmet etmesi için kurban edilmiş köleler vardı ve aynı amaçla köpekler ve silahlar da beraberinde gömülürdü.” Mezar eşyaları otobiyografik belleğin ve bu belleğin getirdiği insanların öldükten sonra öbür dünyada yaşamayı sürdürdüklerine dair inancın en çarpıcı örneklerinden biridir.71

(Devamı var)

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: