Beynimizin Gelişimi ve Tanrı Düşüncesinin ortaya çıkışı (16. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

Tanrı kavramının Ortaya Çıkışı Atalarımız  Ve  Tarım

Torrey dahil, dünyada henüz kimse, insanlığın Basra-Hürmüz arası ovada uygarlaşmaya geçtiğini bilmediğinden, ortak yaşam sisteminin ne zaman ve nerede başladığı konusunda kesin bir görüş oluşturamamaktadır. Bu nedenle Torrey şöyle yazar:

Dünya ısınırken insanlar öncesine göre daha büyük gruplar hâlinde bir araya gelmeye başladılar. Homininler yüz binlerce yıl boyunca, çoğunlukla avcı-toplayıcılardan oluşan küçük gruplar hâlinde yaşamaktaydılar.


Ancak yaklaşık 18.000 yıl öncesinden başlayarak avcı toplayıcı grupların yılın belirli zamanlarında işbirliği içinde avlanmak için bir araya geldikleri öne sürülmüştür. Fransa ve İspanya’da bu tür toplanma yerleri, görünüşe göre kalıcı barınak olan yapılar bulunmuştur.

Bu toplulukların bazı mevsimlerde ayrı ayrı, diğer mevsimlerde ise birlikte ava çıktıkları tahmin ediliyor. Bu muhtemelen tarihte çok sayıdaki homininin düzenli olarak ilk kez bir araya geldiği dönem olup, dikkat çekici sonuçlar doğuracaktır. Bu sonuçlardan biri de Göbekli Tepe’dir.

“İnsan  eliyle  inşa  edilmiş  ilk  kutsal  mekân”

1995 yılında keşfedilen Göbekli Tepe, Türkiye’nin güneydoğusundaki Urfa yakınlarındaki bir tepede yer alır. Yapımına 11.500 yıl önce, güney Avrupa’daki mağaralara son resimlerin çizilmesiyle aşağı yukarı aynı dönemde başlanmıştır. Yani Stonehenge’den 7.000 yıl daha eskidir.

Doksan dönüm üzerine yayılmış olan Göbekli Tepe, bazıları terrazzo (dökme mozaik) veya taş zeminlere, kireçtaşı sütunlarına ve taş banklara sahip 20 çevrilmiş alan içerir. Bu alanlar ilk başta çatı ile kaplanmış olabilir. Yaklaşık 200 adet olan sütunların her biri 5,5 metre yüksekliğinde ve 15 ton ağırlığındadır.

T şeklinde olmaları arkeologların büyük ilgisini çekmiştir; bazılarının yanlarda oyulmuş kollar ve eller vardır, orta kısımlarında tokalı bir kemer yer alır, kemerin altına peştamal eklenmiştir ve bir sütunun tepesine yakın bir kolye bulunur. Tepedeki T şeklinin kafa tasviri olduğu düşünüldüğünde, sütunların bir tür antropomorfik varlığı temsilettikleri açıktır.

Sütunların birçoğu oyulmuş hayvan figürleri ile, özellikle de yılan, tilki, akbaba, akrep, örümcek, aslan ve yaban domuzu gibi tehli­keli hayvanlarla süslenmiştir. Oyulmuş insan figürlerine Avrupa mağara resimlerinde olduğu gibi burada da oldukça nadir rastlanır.3

Göbekli Tepenin sadece bir kısmı ortaya çıkarılmış olsa da taş sütunların yanı sıra dikkat çekici başka birçok bulgu mevcuttur. Bunların arasında gerçek boyutlarda, kabaca oyulmuş taştan insan kafaları da bulunur. Oymalı taştan yapılmış totem direk olduğu düşünülen objelere de rastlanmıştır; 2009’da keşfedilen ve şu anda Urfa’daki müzede sergilenen bu direklerden biri, yaklaşık 2 metre uzunluğundadır ve bir ayıya benzer.

Ayı ne olduğu anlaşılmayan bir hayvanı veya muhtemelen doğum yapmakta olan bir insanı tutan başka bir insanı tutarken tasvir edilmiştir. Totemin her iki yanını büyük yılanlar süsler. Direk, Amerika’daki Kuzeybatı Kıyısı Kızılderilileri tarafından  11.000 yılı aşkın bir süre sonra oyulmuş ahşap totem direkleri andırır.

Göbekli Tepe hangi amaçla kurulmuştu? Şimdiye kadar burada ev, yemek pişirmek için ocak, çöp koymak için çukur ya da kalıcı yerleşime dair başka bir kanıt bulunamamıştır. Öte yandan, binlerce geyik, ceylan ve domuz kemiğinin yanı sıra taş kâseler ve kadehler bulunmuştur, tüm bunlar da burada şölenlerin gerçekleştiğini akla getirmektedir.

Göbekli Tepenin çağdaşı olduğu düşünülen, yakındaki arkeolojik alan Körtik’te yapılan kazılarda bulunan içme kaplarındaki tortu kalıntıların analizi bu düşünceyi destekler. Bu tortuların ön analizi, kaplarda şarap bulunduğunu göstermiştir.4

Göbekli Tepe de henüz sadece birkaç insan kemiği bulunmuş olsa da 2014’te ölümünden önce burada yaklaşık 20 yıl boyunca kazı yapan Alman arkeolog Klaus Schmidt, Göbekli Tepenin “ölü gömü yeri ya da ölümle ilgili bir tapınma merkezi… insanın inşa ettiği ilk kutsal mekân… dünyanın en eski tapmağı” olduğunu ileri sürdü. Taşlara oyulmuş tehlikeli hayvan figürlerinin amacı ölüleri korumak mıydı?

Schmidt, Göbekli Tepe nin “en az 50 kilometre uzaklıktaki yerleşim yerleri için” bir hac yeri ve törenlerin yapıldığı bir merkez olduğuna inanıyordu. “Burası tepedeki görkemli katedral,” diyordu.5Bugüne kadar keşfedilen en büyük merkez olmasına karşın, Göbekli Tepe, Türkiye’nin güneydoğusundaki bu döneme ait tek tören merkezi değildi.

Yaklaşık 12.000 yıl öncesine tarihlenen Hallan Çemi höyüğü törenlerin yapıldığı diğer bir merkezdir. Kazıları gerçekleştiren arkeolog Michael Rosenberg’e göre, “Doğal hâlleri pek de konuta benzemeyen, daha çok insanların bir araya geldiği yapıların varlığına ilişkin güçlü kanıtlar bulunmaktadır”.

Birçoğu süslenmiş çok sayıda taş kâse ve yontulmuş havan tokmaklarının halk şölenleriyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Buna ek olarak, umuma açık yapılardan birinde “muhtemelen bir zamanlar kuzey duvarında asılmış olan bir yaban öküzüne ait bütün bir kafatası vardı”6

Yaklaşık 10.500 yıl önce kurulmuş olan Nevali Çori yerleşkesi, Göbekli Tepeye sadece 32 km mesafededir. Burada da terrazzo zemin, taş banklar ve T şeklinde sütunları olan bir bina vardı. Merkezdeki sütunlardan birinin üzerine “bükülü iki kol ile birbirine kenetlenmiş iki el” oyulmuştu.

Bu yapının içinde “kireç taşından yapılmış devasa heykellere ait çok sayıda küçük parçalar” ile “kafası insan, gövdesi kuş olan garip bir varlığın ka­fasıyla vücudunun parçaları” kireç taşından minyatür maskeler ve birbirine zıt yöne bakan iki insan kafasını sıkıca tutuyormuş gibi görünen bir kuş figürünün olduğu bir totem direği bulundu.

Nevali Çori’de bulunan en tanınmış obje, dış kısmında iki insanı büyük bir kaplumbağa ile dans ederken gösteren bir kabartmanın yer aldığı kireç taşından bir kâsenin parçalarıdır.7

Göbekli Tepe ve Nevali Çori’ye yakın olan Çayönü höyüğünde ilk yerleşim yaklaşık 10.500 yıl önce gerçekleşmiş olsa da en ilginç bulgu daha sonra inşa edilen bir binadır. Bina harç içine gömülmüş “beyaz kirecin boyanmasıyla yapılmış ve birbirine paralel dizilmiş şeritler” bulunan terrazzo zemine sahiptir.

Bu binada yaklaşık 450 insan kalıntısı bulunmuştur. Kalıntıların büyük kısmı eklem yerlerinden ayrılmış, “kuzey-güney hattında düzenlenmiş, doğuya veya batıya bakan” uzun kemik yığınları ile kafatası yığınlarından oluşuyordu. Yaban öküzlerinin kafatasları da insankafatasları ile birlikte yığılmıştır. Günümüz araştırmacıları bu binayı “kafatası evi” veya “ölüler evi” olarak adlandırmaktadır.8

Çayönü’deki “kafatası evi’nin yaklaşık 1.000 yıl boyunca aktif olarak kullanıldığı ve bazı törenlere ev sahipliği yapmış olduğu düşünülmektedir. Binanın bir ucunda, üzerinde  10 cm’lik sivri bir siyah çakmak taşı bulunan “cilalı taş levha” vardı.

Çakmak taşında bulunan hemoglobin kristallerinin yaban öküzü, koyun ve insan kanından kaynaklandığı tespit edilmiştir, bu nedenle kafatası evinde muhtemelen hayvanların ve insanların kurban edildiği, en azından üzerlerine kesikler atıldığı tahmin edilmektedir. Manchester Üniversitesinden arkeolog Karina Croucher “Çayönü’ndeki Kafatası Evi’nin görünüşe göre taş levha ile ilintili olayların merkezde olduğu birtakım gösterilerin sergilenmesi amacıyla kullanıldığı” sonucuna varmıştır.9

Bahsettiğimiz bulgulardan neler çıkarabiliriz? En azından, tören binaları olduğu düşünülen yapıları inşa etmek için çok sayıda insanın bir araya geldiğini söyleyebiliriz. Örneğin, büyük taş sütunlarını taş ocağından Göbekli Tepeye taşımak için yaklaşık 500 kişiye ihtiyaç duyulduğu tahmin edilmektedir.

Ancak burada en dikkat çekici nokta, tüm bunların bitki ve hayvanların evcilleştirilmesinden önce, büyük yerleşimler henüz ortaya çıkmak üzereyken yapılmış olmasıdır. Hallan Çemi  veya Göbekli Tepe’de tahıl ekimine ilişkin bir kanıt bulunmamakla birlikte, Hallan Çemi’de domuzların evcilleştirildiği yönünde bulgular mevcuttur.

Figure İsmet Gedik’e ait bir kompozisyon

Klaus Schmidt’in belirttiği gibi bu durum bir soruyu akla getirir: “Ya tarımın ‘icadı’ büyük avcı toplulukları ve buna eşlik eden çalışmaların bir yan ürünü ise?” Dolayısıyla “insanların uzunca bir süre kitleler hâlinde bir arada olmaları… bitkilerin evcilleştirmesinde hızlandırıcı bir etki göstermiş olabilir”.

Bir gazeteci Schmidt’in tezini şöyle özetler: “Yiyecek arayan bir grup insanın büyük bir tapınak inşa etmesi, örgütlü dinin ortaya çıkışının tarımın ve uygarlığın diğer öğelerinin yükselişinden önce olabileceğini gösterebilir.” Bu tezi destekleyen bazı bulgular “modern kızıl buğdayın bilinen en yakın yabani atalarının Göbekli Tepenin sadece 97 km kuzeydoğusunda bulunduğunu” gösteren DNA çalışmalarından elde edilmiştir.10

(Devamı var)

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: