Beynimizin Gelişimi ve Tanrı Düşüncesinin ortaya çıkışı (17. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

Atalara  ibadet  edilmesi

Göbekli Tepe, Hallan Çemi, Nevali Çori ve Çayönü bize ne anlatıyor?

O binalarda muhtemelen bir tür ruhsal etkinlik ya da törenler yapılmaktaydı. Bu törenlerde hangi ruhların onurlandırıldığına ilişkin bir ipucuna sahip miyiz?

Nevali Çori’de bulunan ve kuşa benzeyen bir gövdesi olan insan kafası heykeli ile totem direklerine benzeyen çok sayıda hayvan yontusunun varlığı hayvan ruhlarının burada da resimli mağaralardaki gibi önemli bir ilgi odağı olduğunu akla getirir.


Peki, bazılarında el, kol, baş, kemer, alt kısımlarında peştemal ve hatta bir kolye bulunan sütunlar ne anlama geliyor?

Bunlar bir çeşit antropomorfik varlık olabilirler. Göbekli Tepe’de bulunan gerçek boyutlardaki taştan yapılmış insan kafaları burada insan ruhlarının da olabileceğini düşündürüyor. İngiliz arkeolog Karina Croucher, sütunları yapanların dilediklerinde gerçekçi insan heykelleri de yapabildiklerine ancak “bu  varlıkları’ belirsiz kılmak için insan biçimini taşla birleştirme­yi tercih ettiklerine” dikkat çeker. Croucher sütunların “atalara ait daha amorf bir kategoriyi temsil edebileceğini” ileri sürmüştür.11

Bu tören yerlerindeki faaliyetler sırasında atalar da onurlandırıldıysa şaşırtıcı olmaz. Edward Tylor dinî düşüncenin evrimsel kökeniyle ilgili kitabı Primitive Culture’da ölülerin ruhları olduğuna dair inancın kişiyi “doğal olarak ve neredeyse kaçınılmaz bir şekilde er ya da geç huşuya ve tövbe etmeye götüreceğini” iddia eder.

Edinburgh Üniversitesinde dinle ilgili çalışmalar yapan Profesör James Cox, “yerli dinî inançların, ritüellerin ve sosyal uygulamaların atalara odaklandığını ve bu nedenle akrabalık ilişkilerine aşırı vurgu yaptığını” belirtir. Atalara ibadet etmenin ortaya çıkışı 28 avcı-toplayıcı toplumun incelendiği yakın tarihli bir çalışmayla tutarlılık göstermektedir.

Bu çalışmaya göre “böyle toplumlarda öbür dünyaya olan inanç atalara ibadetin başlamasından önce gelişmiştir ve bu inanç daha sonra ortaya çıkan atalara ibadetin gelişimini de hızlandırmıştır”. Buna karşılık, bu tür toplumlarda yüksek (göksel) tanrı kavramı çok daha sonraları ortaya çıkar.12

Bir atayı onurlandırmanın nedenleri nelerdir? Avcı-toplayıcı kültürlerine dair bir inceleme bunun nedenlerinden birinin ataların yaşayanlara yardım edebileceğine inanılması olduğunu ileri sürer. Örneğin, Seylan’daki Vedda halkının sahip olduğu çok eski bir inanca göre “her yakın akraba, öldükten sonra geride kalanları gözetleyip kollayan bir ruh hâline gelir”. Bu ruhlar “hayattaki yakınlarının rüyalarına girerek onlara avlanacakları yerleri söylerler”.

Bu nedenle Vedda dini “en belirgin ve en önemli özelliği… esas olarak ölen akrabaların ruhuna hürmet etmek” olan bir “ölüler kültü” olarak nitelendirilir. Benzer şekilde, Bolivya’daki Siriono göçebeleri arasında, “bir adam av sırasında üst üste gelen şanssızlıklarla karşılaştığında (bir zamanlar müthiş bir avcı olan) atasının kemiklerinin gömülü olduğu yere giderek ondan kötü talihini düzeltmesini ve av için nereye gitmesi gerektiğini söylemesini ister”. Ölen kişilerin geride kalanlarla iletişim kurabileceği ve onlara yardım ettiği inancına bugün bile rastlanmaktadır.

Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde 2009 yılında yapılan bir araştırmada Amerikalıların yüzde 30’unun “ölmüş biriyle ilişki kurduğunu” söylediği bildirilmiştir. Otomobil kazasından sağ kurtulanların feci kazadan birkaç dakika önce yeni ölmüş büyük annelerinin emniyet kemerini takmaları için kendilerini uyardığına dair hikâyeler anlatmaları hiç de nadir rastlanılan bir durum değildir.13

Avcı toplayıcı toplumlar genellikle atalarını onurlandırmak için resmî törenler yaparlardı. Muhtemelen 11.000 yıl önce Göbekli Tepe ve civardaki yerlerde de benzer törenler yapılıyordu. Örneğin, Kanada’daki Ojibvva yerlileri, her iki ya da üç yılda bir “Ölüm Şöleni” düzenlerdi; şölende, “bu iki üç yıllık arada ölenlerin kemikleri gömülerek bolca yiyecek ve diğer temel kullanım maddesi dağıtılırdı”.

Bazı Ojibvva topluluklarında “ölüler bir sicimin üzerine takılı ahşap figürler hâlinde temsil edilirdi… [ve] davullar çalmaya başladığında bu figürlere dans ettirilirdi”. Karaayak yerlileri de “ölülerin ruhlarının davet edildiği bir dans” düzenlerdi. Çupik Eskimoları, her Ağustos ayında “Ölüler için Şölen” yaparlardı; akrabalar “hediyeleriniateşe atarlardı…  [ve] yanmış nesnelerin ölen kişiye gittiğine inanılırdı”.

Benzer şekilde, daha önce Amerika’daki Kuzeybatı Kıyısı Kızılderilileri tarafından düzenlenen ünlü hediye törenleri, “diğerlerinden ayrı bir tören değil, daha çok ölünün anısına adanmış bir dizi törenin bir parçası” idi. Bu törenlerde “konuklara sunulan yiyecekler arasında, hediyelerin verildiği ölülerin en sevdiği şeyler bulunurdu”.14

Avcı toplayıcılar arasında ataları onurlandırmak için yapılan ibadetler ne denli yaygındır? Atalara ibadete bu tür toplumların hepsinde olmasa da büyük çoğunluğunda rastlanmaktadır. Londra Kings College’da karşılaştırmalı din profesörü olan Geoffrey Parrinder, “Afrikalıların düşünce dünyasında ataların ruhlarının çok büyük bir rol oynadığına şüphe yoktur… Birçok Afrika kabilesinde tanrılara gerçek anlamda ibadet edilmez; tanrıların yerine atalara ibadet edilir,” der.

Örneğin, Sierra Leone’de “iki farklı ata grubuna ibadet edilir… isimleri ve yiğitlikleri bilinen atalar ile çok uzak bir geçmişte ölmüş olan atalar”. Güney Afrika’nın !Kung Bushman halkının “ölülerin ruhları olduğuna şiddetle ve güçlü bir şekilde inandıkları” söylenir, ancak !Kung halkının “atalarına ibadet ettiklerine veya onlar için dinî ayin yaptıklarına dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır”.

Yine de bu tür kanıtların bulunmaması daima ihtiyatla karşılanmalıdır; Edward Tylor’ın belirttiği gibi “ilkel insanların teolojilerine ait ayrıntıları kendilerinden öğrenmek her zaman kolay değildir”. Dolayısıyla, atalara ibadet etmenin ne kadar yaygın olduğu göz önüne alındığında,  11.000 yıl önce GöbekliTepe’de gerçekleşen törenlerin bu amaçla yapılmış olması muhtemel bir açıklama gibi gözükmektedir.15

Bitki Ve  Hayvanların  Evcilleştirilmesi

Göbekli Tepe, yaygın şekilde Bereketli Hilal olarak anılan yay şeklindeki coğrafi bölgenin en kuzey ucunda yer alır. Bereketli Hilal günümüzde İsrail ve Filistin’den başlayıp Lübnan, Ürdün, Suriye ve Güneydoğu Türkiye üzerinden Irak ve İran’a doğru toplamda yaklaşık 1.600 km uzanır.

İklim ve olumlu koşullar nedeniyle, bu bölgede alışılmışın üzerinde bir yoğun­lukta yabani buğday (hem gernik hem de küçük kızıl buğday çeşitleri), çavdar, arpa, mercimek, nohut ve fasulyenin yanı sıra yabani koyun, keçi, sığır (yaban öküzü) ve domuz (yaban domuzu) mevcuttu; dolayısıyla tarımın gelişmesi için ideal bir ortam bulunmaktaydı. Bereketli Hilal’in tarım devriminin başladığı yer olduğuna inanılmaktadır.16

Sonrasında tarım devrimine dönüşecek olan ilk başak hasadı, yaklaşık 20.000 yıl öncesinde Bereketli Hilal’de başlamıştır. Bu tarihten sonra da çoğu insan, yarı göçer bir şekilde, mevsimlere ve hayvan sürülerine göre hareket eden küçük gruplar hâlinde yaşamaya devam etseler de önceden belirtildiği gibi bazıları belli yerleşim yerlerinde daha uzun zaman geçirmeye başlamıştı.

İsrail’de alışılmadık şekilde iyi korunmuş bir yerleşim yerinde, 19.000 yıl öncesinde insanların “bir yandan yabani arpa ve yabani küçük kızıl buğday gibi tahıllardan yararlanırken” diğer yandan yabani zeytin, badem, antepfıstığı ve üzüm topladıklarına dair kanıtlar vardır. Bu, tahılları yetiştirdikleri anlamına gelmez, sadece bu bitkileri zaten doğal olarak yetiştikleri yerlerde kesip kullanıyorlardı.

Ürdün’de “günümüzden 20.000 ile 10.000 yıl öncesi arasında avcı toplayıcılar tarafından işgal edilen bir yerleşim yerinde,  150’den fazla yenilebilir bitki türü tespit edildi”. Bu tür arkeolojik bulgular, alışılagelmiş olmasa da “Doğu Akdenizli avcı toplayıcı toplulukların yabani tahılları, tarımın başlamasından binlerce yıl önce yiyecek olarak tükettiklerini” ileri sürer. Antropolog Douglas Kennett özetle şöyle der: “Tarım aslında bir devrim değildi. İnsanlar çok uzun zamandır bitkilerle oynayıp duruyorlardı.”17

Modern Homo sapiens in zekâsı göz önüne alındığında, bazı insanların geçen yılın tohumlarının bir kenara atıldığı yerde yeni bitkilerin ortaya çıktığını fark etmeleri kaçınılmazdı. Bu, mantıklı olarak istemli bir şekilde tohum ekimine ve ardından en iyi bitkilerin tohumlarının gelecekte ekilmek üzere seçilmesine yol açacaktı. Böylece bitkilerin istemli ekimi sürdü ve tarım doğdu.

İstemli bitki yetiştiriciliğinin, 11.500 ila  11.000 yıl önce, Göbekli Tepenin inşa edilmesiyle yaklaşık aynı zamanda Bereketli Hilal içinde birden fazla yerde başladığına dair kanıtlar bulunuyor. Bunlar arasında İsrail, Suriye’nin kuzeyi, Türkiye’nin güney­doğusu ve kuzey Irak’taki bölgeler ile İran’daki Zagros Dağları yer alır.

Bu merkezler arasında obsidyen, deniz kabukları, bitüm  pigmentli toprak boya ve diğer malların ticaretinin yapıldığına dair çok sayıda kanıt bulunduğu için, bitki yetiştirme konusunda da bilgi alışverişi yapılmış olması muhtemeldir.

Bu bölgelerde “tahıl, hasır ve kamış hasat edilmesine bağlı bir aşınma deseni gösteren” orak bıçakları bulunmuştur. Öğütme taşları, havanlar ve havan tokmakları gibi gıda hazırlamayla ilişkili diğer araçlar da ortaya çıkarılmıştır.18

Zamanla insanlar buğday ve arpa gibi bitkileri başka türlü kullanabileceklerini de keşfettiler. Öğütülüp un hâline getirilir ve suyla karıştırılıp pişirilirse bu otlardan ekmek yapılabilirdi. Doğal olarak oluşan bir mantar olan maya eklenerek ekmeği kabartmak mümkündü. Zaman içinde öyle bir noktaya gelindi ki arpa lapası ve mayanın muhtemelen yanlışlıkla bir yerde unutulmasıyla bira adını verdiğimiz fermente bir içecek ortaya çıktı.

Pennsylvania Üniversitesinden arkeolog Patrick McGovern, Bereketli Hilal’de erken dönemlerde keşfedilen içeceğin sadece bira olmadığını, aynı zamanda şarabın da ilk kez burada ortaya çıktığını ileri sürer. 

Buradaki Toros, Zagros ve Kafkas dağları Avrasya üzümlerinin çıkış yeri olarak kabul edilir, çünkü buraları “türlerin en büyük genetik çeşitliliğini gösterdiği ve dolayısıyla ilk kez evcilleştirilebildiği yerlerdir”. Bu kurama göre, insanlar yabani üzümleri topluyor ve bunları kaplarda saklıyorlardı. Üzüm kabukları doğal maya içerdiği için üzüm kendi hâline bırakıldığında yavaşça “düşük alkollü bir şaraba, bir tür Taş Devri Beaujolais Nouveau’suna dönüşebilirdi”.

McGovern’a göre, “klanın en gözüpeklerinden biri bu uydurma karışımın tadına şöyle bir bakmış”, arkadaşlarına keyif verici etkisinden bahsetmiş ve sonra onları da paylaşmaya davet etmiştir. Bu, belki de dünyanın ilk şarap tadımı idi; artık geri dönüşü yoktu.19

Biranın ilk keşfi tarihsel kayıtlarda genellikle mizahi bir şekilde ele alınsa da aslında bitkilerin evcilleştirilmesinde önemli bir rol oynamış olabilir. Yarım yüzyılı aşkın bir süredir akademisyenlerin bir kısmı bazen “ekmekten önce bira” hipotezi olarak ifade edilen “tahılların temel geçimi sağlamaktan ziyade bira üretmek amacıyla vcilleştirildiği” yönündeki iddiasını ortaya atmışlardır.

Arkeolog Brian Hayden ve Simon Fraser Üniversitesindeki meslektaşları o zamanlar bira yapımında kullanılan teknolojinin belirlenmesi de dahil olmak üzere bu tezin ayrıntılı bir incelemesini üstlendi. Bu araştırmacılar bira yapımının avcı toplayıcı toplumlarda pek mümkün olmadığına dikkat çekerek bira yapımının büyük olasılıkla Homo sapiens ‘in yarı yerleşik bir hayata geçtiğinde başladığını belirtmişlerdir.

Üstelik “ilk evcilleştirilen tahılların (çavdar, küçük kızıl buğday, gernik ve arpa) bira yapmaya uygun olduğu” ve “Geç Epipaleolitik çağda [yaklaşık 12.000 yıl önce] bira yapımının gelişmesini kısıtlayacak önemli bir teknolojik engelin bulunmadığı” anlaşılmıştır. Hayden ve arkadaşları ayrıca biranın ilk yapımının öncelikle ziyafetle ve yiyip içerek eğlenmeyle ilişkili olduğunu ileri sürmüşlerdir:

Bira yapımı, zahmetli bir işlem olup, çok fazla miktarda tahıl ve emeğin kontrolünü gerektirir… Yoksul ailelerin veya bireylerin laf olsun diye, geçici bir zevk için yapacağı bir şey değildir. Etnografik literatür, bira yapımının, neredeyse sadece sosyal açıdan önemli olan özel günler için, fazladan üretilmiş tahıllarla yapıldığını çok net bir şekilde ortaya koyar.

Bu sebeple, bira yapımı, geleneksel dünyanın birçok bölgesinde ziyafetlerin vazgeçilmez bir unsurudur.20 Daha önce de belirtildiği gibi, Göbekli Tepe ve Hallan Çemi gibi yerlerde 12.000 ila 11.000 yıl önce şölenler yapıldığına, ziyafetler verildiğine dair kanıtlar bulunmaktadır. Ayrıca yakınlardaki bir yerleşim olan Körtik’teki içki fıçılarının içinde şarap kalıntılarının bulunduğu ileri sürülmüştür.

Ölmüş ataların veya diğer ruhların onurlandırılması amacıyla şölenler yapılırken, “insan doğasının mistik güçlerini” tetiklediği iyi bilinen bira ve şarap, bu ruhlarla iletişim kurmada yardımcı olmak için kullanılmış olabilir. Eğer bu doğruysa dinî fikirlerin gelişimindeki erken dönemlerde bira ile şarabın önemli bir rol oynamış olması mümkündür.21

Modern Homo sapiens bitki yetiştirmeyle aşağı yukarı aynı zamanda hayvanları da evcilleştirmeye başladı. Bu iki olayın sırası tartışmalı olsa da büyük olasılıkla birbirlerini etkilemişlerdir. Örneğin, evcilleştirilen bitkilerin insanlar tarafından kullanılmayan kısımları ile keçi ve domuzlar beslenebilirdi. Benzer şekilde, evcilleştirilmiş sığır, öküz ve atlarla saban sürülerek bitkilerin ekildiği alanlar artırılmış olabilir.

Köpeklerin evcilleştirilen ilk hayvanlar olduğu neredeyse kesindir. Bunun 32.000 sene önce olduğu ve evcilleştirmenin birden fazla kez gerçekleştiği öne sürülmüştür.

Alaska Üniversitesinden Dale Guthrienin belirttiği gibi, “Köpekler av bulmada, onu tutup getirmede veya yaralı avı takip etmede, muhtemelen Pleistosen (buzul çağı) standartlarına göre avdaki başarıyı müthiş artıran, çığır açıcı bir yardım sağlamışlardı”. Günümüzden 11.000 yıl önce, diğer hayvanlar evcilleştirilmeye başlandığında, evcil köpekler oldukça yaygındı.22

Koyun ve keçiler muhtemelen bir sonra evcilleştirilen hayvanlardı ki bunun en az 10,000 yıl önce gerçekleştiğine dair kanıtlar var. Modern Homo sapiens, mağara resimlerinin gösterdiği gibi, hayvansal davranışı kurnazca gözlemleyebiliyordu. Bu insanlar yabani koyunlarla keçilerin liderlerini nasıl izlediklerini ve yeni doğan hayvanların sürüden alındıklarında evcilleştirilebileceğini fark etmiş olmalılar.

Hem koyun hem de keçi, ilk çiftçilerin hayatlarına önemli katkılarda bulunmuş olmalı. Juliet Clutton-Brock’un Domesticated Animalsfrom Early Times isimli kitabında şöyle yazmıştır: “Keçi ilkel köylülere ve göçebe çobanlara fiziksel ihtiyaçlarının tümünü sağlayabilmekteydi; giysi, et, süt, ayrıca el yapımı objeler için kemik ve tendon (kas kirişi), ışık için içyağı ve yakıt ile gübre için tezek.” Keçi derileri giyim ve su kapları olarak da kullanılabilmekteydi.

Yaban domuzları ile sığırların (yaban öküzleri) daha sonra evcilleştirildiği düşünülmektedir. Bununla birlikte Bereketli Hilal’in bazı yerlerinde domuzun koyun veya keçiden önce evcilleştirildiğine ilişkin iddialar vardır. Sığırların evcilleştirilmesi özellikle önemlidir. Sığırlar et, süt, tereyağı ve peynir sağlamaktaydılar; postlarından giysi, ayakkabı ve kalkan yapılabili­yordu; dışkıları yakıt veya gübre olarak kullanılabiliyor ya da bina yapmak için samanla karıştırılabiliyordu; yağları yakılabiliyor ve boynuzlarından silah yapılabiliyordu.

Büyükbaş hayvanlar aynı zamanda arabaları çekmek, kuyulardan su çıkarmak için çarkları çevirmek amacıyla da kullanılıyor ve harman dövmek için tahılların üzerinde yürütülüyordu. Bu nedenle, Güneybatı Asya’daki en eski kültürlerin bazıları da dahil olmak üzere birçok kültürde bu hayvanlara büyük saygı gösterilmesi, hatta ibadet edilmesi şaşırtıcı değildir.23

Bereketli Hilal’de bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi, düzenli ve doğrusal bir süreç değildi. Bereketli Hilal yaklaşık 1.600 km genişliğindedir ve tarım devrimi, yaklaşık 12.000 ila 7.000 yıl önce, 5.000 yıllık bir zaman aralığında gerçekleşmiştir. Tarımın yavaş yavaş ortaya çıktığı yüzyıllar boyunca bir yandan da avcılık ve toplayıcılık sürmekteydi. Karina Croucher’ın kaydettiği gibi, “Neolitikleşme, önemli hususların bölgeden bölgeye değişkenlikler gösterdiği birkaç bin yıllık bir süre içinde gerçekleşti”.24

(Devamı var)

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: