Beynimizin Gelişimi ve Tanrı Düşüncesinin ortaya çıkışı (18. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

Çiftçilik Ve  Paralel Evrim

Bereketli Hilal’den yakın çevresindeki bölgelere yayılan bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesinin bağımsız bir şekilde dünyanın diğer yerlerinde de gerçekleştiği düşünülmektedir.

Batıya doğru yayılan tarım, günümüzden 9.000 yıl öncesinde Türkiye’nin batısına ulaşarak 8.000 yıl önce doğu Avrupa’ya, özellikle günümüzde Yunanistan ve Bulgaristan olarak adlandırdığımız ülkelere ulaştı. Yavaşça batıya doğru ilerleyerek yaklaşık 7.500 yıl önce orta Avrupa’ya, 6.000 yıl önce de İngiltere’ye erişti.


Yakın tarihli genetik ve dilbilimsel araştırmalar, Avrupa’ya tarımı getirenlerin kökleri güneydoğu Türkiye ve Bereketli Hilale uzanan insanlar olduğunu ve Avrupa tarımının bağımsız olarak geliştiğine dair bir kanıt bulunmadığını doğrulamıştır.25

Bereketli Hilal’den doğuya doğru ilerleyen tarım şimdiki İran ve Türkmenistan’a, daha sonra Pakistan ve Hindistan’a yayılmıştır. Yedi bin yıl öncesine gelindiğinde, İndus Vadisinde tarım başlamıştı. Tarım bu yönde hareket ederken binlerce yıldır var olduğu açıkça görülen eski ticaret yollarını takip etmekteydi.

Örneğin, Ürdün’ün bir köyünde bulunan 19.000  yıllık kişisel süs eşyalarının yapımında kullanılan deniz kabuklarının Hint Okyanusundan geldiği ve tarımın başlamasından çok önce “en ücra köşelere dek yayılmış sosyal ağların” bulunduğu kaydedilmiştir. Tarım Bereketli Hilal’den güneye doğru Mısır’ın içlerine dek yayılmış ve bu bölgede 7.500 yıl önce ortaya çıkmıştır.26

Bereketli Hilale komşu bölgelerdeki bu yayılmaya ilaveten, bitkiler ve hayvanlar dünyanın coğrafi olarak farklı bölgelerinde de birbirinden bağımsız olarak evcilleştirilmiştir. Antropolog Robert Wenke ve Deborah Olszewski Patterns in Prehistory isimli kitapta konuyu şöyle özetlemiştir:

 ‘“Tarım devriminin’ en çarpıcı özelliklerinden biri de sadece hızlı ve yaygın olmanın ötesinde dünyanın farklı yerlerinde de bağımsız şekilde gerçekleşmiş olmasıdır.” Aslında bu gerçek, paralel evrimi destekleyen en güçlü kanıtlardan biri olarak kabul edilir.27

Tarımın Çin’de muhtemelen birbirinden bağımsız olarak iki ayrı yerde geliştiği düşünülmektedir. Çin’de çanak çömlek yapımının, muhtemelen yemek pişirmede kullanılmak üzere günümüzden 20.000 yıl öncesinde başladığına dair kanıtlar vardır. Pirinç, yaklaşık 8.900 yıl önce Yangtze Nehri Vadisinde, darı ise 8.500 yıl önce Sarı Nehir yatağında evcilleştirilmişti.

Tavuk, keçi, koyun, öküz ve domuz Çin’de erken tarihlerde evcilleştirilmişti; domuzlarda yapılan genetik çalışmalara göre, bu hayvanlar birbirinden bağımsız olarak en az altı kez evcilleştirilmiştir. Tıpkı Bereketli Hilal’de olduğu gibi, kırık çanak çömlek parçalarındaki kalıntılarda Çin’deki tarımın ortaya çıkması sırasında mayalı içeceklerin kullanıldığına dair kanıtlar vardır.

Sarı Nehir Vadisindeki Jiahu’da bu tür bir kalıntı 9.000 yıl önce tarihlendirilmiş ve Patrick McGovern tarafından “bir üzüm ile alıç meyvesinden yapılmış şarap, bal likörü ve pirinç birası içeren karmaşık bir içecek” olarak tanımlanmıştır.28

Bu dönemde tarımın bağımsız olarak geliştiği bir diğer bölge de Papua Yeni Gine’deki dağlık arazilerdi. Buralarda tarım gölevez , pandanus

muz, tatlı patates ve şeker kamışı ile günümüzden yaklaşık 10.000 yıl önce başladı. Avustralya National Üniversitesinden arkeolog Peter Belhvood’a göre, Papua Yeni Gine’deki erken dönem tarım “tahıl ve evcil hayvanlar olmaksızın çok geniş kapsamlı bir sistem olmasa da gerçek ve birincil tarım olarak nitelendirilebilir”. Papua Yeni Gine’deki tarım muhtemelen buradaki dağlık bölgelerin çok uzak ve fiziksel olarak erişilemez olmasından dolayı Avustralya’ya yayılmadı.29

Tarımın bağımsız olarak geliştiği diğer merkezler arasında Peru, Orta Amerika ve Sahraaltı Afrika bulunmaktaydı. Peru dağlık bölgelerinde “patates gibi bitkilerin evcilleştirilmesi” 7.000 yıl öncesinde “çoktan başlamıştı”. Kıyı kesimlerinde pamuk ve diğer bitkiler 6.000 yıl önce yetiştirilmekteydi. Lama, alpaka ve hint domuzu daha sonra evcilleştirildi.

Kuzey Meksika’dan Guatemala’ya kadar uzanan Mezoamerika’da kabak yetiştirildiğine dair kanıtlar 10.000 yıl öncesine tarihlenir, bunu balkabağı ve fasulye izler. Amerika kıtasının başlıca gıda maddesi hâline gelecek olan mısır ilk kez yaklaşık 5.500 yıl önce orta Meksika’da evcilleştirildi.

Son olarak, pek çok uzman, Afrika’da Sahra Çölünün hemen güneyindeki Sahel bölgesinde tarımın diğer yerlerden bağımsız şekilde, darı, sorgum, pirinç ve tatlı patatesin evcilleştirilmesiyle birlikte başladığını düşünüyor. Bu bölgede sığırların diğer bölgelerden bağımsız olarak evcilleştirildiğine dair de çok kanıt bulunmuştur.30

Figure 1smet Gedik’e ait bir kompozisyon

Yaşayanlar Ve  Ölüler

Günümüzden 12.000 ila 7.000 yıl öncesindeki zaman aralığında avcı toplayıcılıktan çiftçiliğe kademeli olarak geçiş yapılması, yaşayanlarla ölüler arasındaki ilişkiyi de derinden değiştirmiştir. Ölenlerin oradan oraya taşınması pratikte imkânsız olduğundan göçebe yaşam biçimi ölülerin gömülmesini ya da öldükleri yerde bırakılmasını gerektirir.

Buna karşın yerleşik yaşam tarzı, ölen kişinin yaşayanların yakınında gömülmesine ve dolayısıyla önceki nesillere ait gömülen ataların giderek artmasına olanak tanır. Bu durumda ölmüş ataların, yaşayanlar için çok daha önemli hâle gelmiş olması muhtemeldir. Bir açıdan, lokal mezarlar kişinin atalarını hatırlamasını kolaylaştırır; örneğin, atasının dibinde gömülü olduğu ağacın altından her geçtiğinde onu aklına getirir.

Karina Croucher, “Ölülerin yaşayan kişilere yakın tutulması, ölenle duygusal bağları korumaya ve yas tutma sürecine yardımcı olmaya duyulan arzuyu yansıtıyor olabilir,” demiştir. Başka bir açıdan ise ölen aile üyelerini yaşayanların yakınında bir yerlere gömmenin, toprak mülkiyeti ile akrabalık yükümlülükleri bakımından pratik sonuçları vardır.

Bir kişinin atasının sürdüğü tarla ile bu atanın gömüldüğü toprak ve şu anki nesil tarafından sürülen tarla hep aynı yerdir. Bir özet bilgi şunları anlatır:

“Genellikle toprak ve atalar birbirine bağlıdır. Birçok Afrika kabilesinde atalar arazinin nihai sahipleridir… AvustralyalI aborijinler ise ataların arazinin bir parçası olduğunu kabul ederler.” Bu düzenlemeler kaçınılmaz olarak, tarihte belki de ilk kez arazi sahibi olma fikrine yol açmıştır. Arazi mülkiyeti fikri, araziyi kimin miras alabileceği ve sahibinin ölümünün ardından mirasın nasıl bölünmesi gerektiğine dair soruları gündeme getirmiştir.

“Bu şartlar altında, bazı otoritelere başvurulması gerekiyordu ve soy ataları bu otorite için doğal bir kaynak sağlamıştı.” Mike Parker Pearson The Archeology of Death and Burial adlı kitabında tarım devrimi sırasında toprak ile insanlar arasındaki ilişkiyi şöyle anlatır:

Belirli akrabalık gruplarına ait olan insanların ortak ataları, çeşitli nedenlerle giderek önem kazanmaktaydı. Topraktan ekim ve hasat zamanlarında mevsimsel olarak faydalanılması insanların hayatında önemli bir yer edindikçe, ataların fiziksel kalıntıları insanların toprakla birebir bağlantı kurmalarına aracılık ediyordu.

Bu gibi mevsimlik işler için yeterince büyük grupların harekete geçirilmesi çok önemliydi ve bu gruplar birbirlerinin emeklerinden yararlanırken, insanların birlikte yaşamalarına hizmet eden soyağaçlarını anımsamaları ve sahiplenmeleri gerekliydi.31

Tarım devrimi sırasında insan mezarlarına bazen eşyalar da konuyordu, tarımsal yaşam tarzı daha sıkı bir şekilde yerleştikçe bu uygulama daha da yaygınlaşmıştır. Mezar eşyalarının çoğu yararlı veya dekoratif olup, cinsiyete özgü değişiklikler göstermekteydi. 

Örneğin, erkeklerin mezarlarına öbür dünyadaki tahılları hasat etmek için kullanışlı olan kemik aletler, orak veya obsidyen bıçaklar konmaktaydı. Kadınlar ise bazen “kabuk ve taşlardan yapılmış boncuklar; boyun, bel ve bileğe takılan kemik zincirler; kolyeler, bilezikler ve kemerler” ile süslenmekteydi

Karina Croucher, “dört yaşın altındaki çocukların en çok mezar eşyasına sahip olduğunu” ve bunlar arasında bu çocukların öbür dünyada bir şeyler içmeleri için “küçük kupalar’ın da olduğunu belirtir.32

Bu dönemde bazı ölüler kullanışlı ve dekoratif mezar eşyalarına ek olarak öbür dünyada kendilerine eşlik etmeleri için hayvanlarla veya hayvanlara ait parçalarla birlikte gömülüyorlardı. En sık gömülen hayvanlar köpeklerdi; bu yalnızca ölen insanlarla köpekler arasındaki sevgi dolu bir ilişkiyi gösterebileceği gibi, köpeklerin öbür dünyada sahiplerine yardım etmeleri için gömülmüş olabileceğine de işaret edebilir.

Köpeklerden başka “mezarlarda geyik, ceylan, yaban öküzü ve kaplumbağa kalıntılarına” da rastlanmıştır. Bazı bölgelerde çocuk mezarlarında tilkilere ait çene kemikleri bulunmuştur. Dolayısıyla, ölenler ve atalar için endişe duyulması, insanlık tarihinde bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesi ile aynı zamanda öne çıkmıştır. Atalar ve tarım birlikte evriliyordu.33

Modern Homo sapiens işlediği tarlaların yanına yerleştikçe, geniş aileler birbirlerine yakın evler inşa ettiler. Böyle aile kümeleri 11.000 ila 10.000 yıl önce yavaş yavaş köy hâline geldi ve o zamana dek Jericho gibi bir köy yaklaşık 2.000 kişilik bir nüfusa sahip oldu. Arkeolojik kayıtlar, bu ilk köylerde “bitişik evlerin akrabalık ilişkisi içinde olduğunu” doğrulamıştır.

Kalıcı olarak birlikte yaşayan insanların bu şekilde kümelenmesi, insanlık tarihinde ilk kez görülüyordu. Bu durum insanların ekim için en iyi tohumların seçilmesinden ataların en iyi şekilde nasıl onurlandırılacağım kadar pek çok konu hakkında topluca fikir alışverişinde bulunmalarını mümkün kılmıştır.

Mike Parker Pearson bu dönemi şöyle özetler: “[Güneybatı Asya’da] günümüzden 12.800 ila 10.000 yıl önceki zaman aralığında, tarımın ilk kez ortaya çıkmasıyla, insanlarda ölülerin yaşayanlar arasındaki maddi varlığına dair bir saplantı oluşmaya başladığına açıkça tanıklık ediyoruz.”34

Tarım devriminin ilk aşamalarında, yaklaşık 12.000 ila 10.000 yıl önce, ölen kişilerin aileleri tarafından doğrudan yaşadıkları evin altına gömülmeleri yaygın bir uygulamaydı. Yakın tarihli kazılarda, bazı durumlarda önce ölülerin gömüldüğü, daha sonra mezarın tam üstüne evin inşa edildiği belirlenmiştir. Böylece ölen kişi fiziksel olarak yaşayanlara yakın kalmış oluyordu.

Nitekim “bir örnekte, baş kısmı bir taş yastık üzerine oturtulmuş olan bir mezar üstteki evin zeminindeki sıvada bir tümseğe neden olmuştu”. Karina Croucher, “Ölenlerin yaşayanlara yakın tutulması önemli gibi görünüyor. Geride kalanlar hayatlarına ölmüş yakınlarının mezarlarının üzerinde yer alan odalarda devam ediyorlardı,” diye belirtir. Ölen kişilerin köye komşu olan ortak alanlarda, yani mezarlıklarda gömülmesi ilk kez tarım devriminin sonraki aşamalarında görülmeye başlanmıştır.35

(Devamı var)

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: