Beynimizin Gelişimi ve Tanrı Düşüncesinin ortaya çıkışı (28. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

Tanrılar  evrimin  ürünleri  mi, yoksa  yan  ürünleri  midir?

Tanrıların kökenine ilişkin kuramlara dair son soru şudur: Tanrıların ortaya çıkışı evrimin bir adaptasyonu mudur ve evrimsel olarak avantaj yaratmış mıdır yoksa tanrıların ortaya çıkışı evrimin sadece bir yan ürünü, bir yazarın sözleriyle “ilkel bir zihnin işlevini kaybetmiş bir kalıntısı mıdır?

Yazarların çoğunun adaptasyonu savunan bir görüşe sahip olduğu tartışma, ateşli bir şekilde devam etmektedir.33


Adaptasyonu savunanların ileri sürdüğü en yaygın argüman, tanrıların insan topluluklarının hayatta kalma şansını artırdıklarıdır. Bu kurama göre, “inanan grupların işbirliği yapma avantajı göz önüne alındığında, kültürel açıdan yaygın Tanrı kavramlarına sahip olan topluluklar, bu gibi kavramlara sahip olmayan toplulukları geride bırakacaktır”. Bu argüman, tanrılara inanan grupların kaynakları paylaşmaya, dış tehditlere karşı grubu savunmaya daha istekli ve genel olarak daha işbirlikçi olduklarını varsayar.

Nicholas Wade şöyle özetler: “Eşit şartlar altında, daha güçlü bir dinî eğilime sahip olan gruplar, daha az bağlı gruplara göre daha fazla birleşmiş olacak ve önemli bir avantaj elde edecektir. Daha başarılı gruptaki insanlar arkalarında daha çok sayıda çocuk bırakacak ve dinî davranış içgüdüsünü destekleyen genler insan nüfusunun tamamına yayılana dek giderek artacaktır.”

Bu mantıklı bir hipotez olmasına rağmen, bu görüşü destekleyen herhangi bir veriye rastlamadım. Ayrıca, bazı genetikçiler evrim kuramının yalnızca bireyler için geçerli olduğunu söyleyerek grup seçiliminin geçerliliğini sorgulamaktadır.34

Tanrılara inanmanın bireysel düzeyde de evrimsel üstünlükleri olduğu söylenir. Dean Hamer, “Tanrı genlerinin insanlara doğuştan iyimserlik duygusunun verilmesinde” avantaj sağladığını savunmuştur. “İyimserlik, ölümün nihai olarak kaçınılmaz olduğu gerçeğine rağmen, yaşamaya ve üremeye devam etme arzusudur. Matthew Alper benzer şekilde şöyle yazmıştır: “Beyinleri, ölüm farkındalığımızın neden olduğu kaygıya dayanabilecek bazı genetik mutasyonlara sahip olan kişilerin hayatta kalma şansı daha yüksekti.”

Patrick McNamara da din kaynaklı “birleşik Benliğin davranışsal hedeflere ulaşmada… yırtıcılardan kaçmada… savaşta ve mücadelede daha etkili” ve daha işbirlikçi olabileceğini öne sürer.35

Tanrıların evrimsel olarak avantaj sağladığına dair bir başka sav, onların fiziksel ve zihinsel sağlığınız için iyi olduklarıdır. Düzenli olarak kiliseye giden insanlarda hipertansiyon, kalp hastalığı, amfizem, siroz, kaygı bozukluğu, depresyon ve intihar oranlarının daha düşük olduğu birçok çalışmada bildirilmiştir.

Bununla birlikte, düzenli olarak kiliseye gidenlerde sigara ve alkol kullanımının muhtemelen daha az olması da bu farklılıklarda rol oynayabilir. Ayrıca, bu tür çalışmaların çoğu ileri yaştaki yetişkinlerde gerçekleştirilmiştir; bu farklar, sadece doğurganlık çağındaki bireyler için geçerli olduklarında evrimsel açıdan avantajlı olacaktır.36

Tartışmanın öbür tarafında, tanrıları evrimin yan ürünü olarak tanımlayan araştırmacıların sayısı daha azdır. Bu kitapta ana hatlarıyla anlatılan beynin evrimi kuramı, tanrıların ortaya çıkışının edindiğimiz otobiyografik belleğin bir yan ürünü olduğunu, insan nüfusu arttıkça ve toplumlar örgütlü hâle geldikçe dinlerin tanrıları takip ettiğini ileri sürer. Yan ürün görüşünü savunan diğer yazarlar arasında, daha önce değinilen Pascal Boyer de yer alır; Boyer Religion Explained isimli kitabında tanrıların ve dinlerin insanın kalıp aramaya yönelik eğilimin yan ürünleri olduğunu savunur.

Paris’teki Centre National de la Recherche Scientifique’ten antropolog Scott Atran In Gods We Trust kitabında, “dinin kendisinin hiçbir evrimsel işlevi bulunmadığını” iddia eder. Oxford Üniversitesinden biyolog Richard Dawkins, The God Delusion (Tanrı Yanılgısı) isimli kitabında, dinin “sağ kalımda kendi başına doğrudan bir rolü yoktur ancak böyle bir role sahip olan başka bir şeyin yan ürünüdür,” diye belirtir.37

Evrimin yan ürünleri olarak, tanrıların genellikle tarafsız oldukları ve evrim üzerinde aslında bir etkilerinin olmadığı varsayılabilir. Bu düşünce doğru olabileceği gibi yanlış da olabilir, çünkü tanrıların nihayetinde evrimsel açıdan dezavantaja yol açması da olasıdır. Bununla ilgili olası senaryolar, kimin tanrısının doğru tanrı olduğunu belirlemek için savaşların yapıldığı “tanrı yarışları’dır.

Bu tür savaşlar, 6. Bölüm’de anlatıldığı gibi eski Mezopotamya’da şehir devletler arasında yapılmaktaydı ve görünüşe göre dünyadaki ilk uygarlığın yok olmasına katkıda bulunmuştur. Birçok kişiye aşina olan Eski Ahit’teki tanrı yarışması, Kenan kökenli doğurganlık tanrısı Baal ile İsrail’in koruyucu tanrısı olan Yehova’mn müridleri arasındaki savaştır. Savaşı Yehova’nın peygamberi İlyas kazanmış ve Baal’ın 450 müridi öldürülmüştür.38

Modern Homo sapiens ın günümüze kadar olan tarihi, tanrı yarışmaları ile doludur. The Great  BigBook of Horrible Things isimli kitapta yer alan, tarihin insan yapımı en kötü 100 vahşeti listesinde 25 madde tanrı yarışmalarıdır. Bu tür yarışmalar, dünyanın sonu (kıyamet) ile ilgili inançlarla ve modern Homo sapiens’in varlığını sona erdirecek güce sahip kitle imha silahlarıyla birleştirildiğinde çok tehlikeli hâle gelir.

Sam Harris, Letter to a Christian Nation isimli kitabında buna değinir: ABD hükümetine bağlı önemli bir kurumun yakında dünyanın sonunun geleceğine ve bunun olağanüstü güzellikte olacağına inandığını düşünün. Bunun sonuçları ne olurdu? Görüldüğü kadarıyla Amerika’daki nüfusun yaklaşık yarısı, dinî inançlarından dolayı aslında böyle bir şeye inanıyor.

Bu durum aslında ahlaki ve entelektüel bir acil durum olarak düşünülmelidir…  Dinin geçmişte belki de işimize yaramış olması günümüzde küresel bir uygarlık kurmamızın önündeki en büyük engel olma ihtimalini ortadan kaldırmaz. Bu tür senaryolarda, evrimin deistikyan ürünleri, nükleer bir koronun son kez Dies Irae yi  söylemesiyle insan varlığını sona erdirebilir.39

İnsanlar tanrılara gereksinim duyar. Fyodor Dostoyevski’nin ifade ettiği gibi: “İnsan, içinde yaşadığı küçük gezegene nasıl ihtiyaç duyuyorsa sınırsız ve sonsuz olana da öyle ihtiyaç duyar.” İnsanın tanrılara olan ihtiyacı, bizi benzersiz bir şekilde insan yapan beyin ağlarının ayrılmaz bir parçası olduğu ve resmî dinler kültürlerimizle toplumsal olarak derinden bütünleşmiş oldukları için, ne tanrıların ne de dinlerin artık kendilerine ihtiyaç duyulmasa bile yakın bir zamanda yok oluvermesi pek olası değildir.

Sadece Amerika’da, Agasha Bilgelik Kilisesinden Zygon Uluslararası’na kadar uzanan 1.500’den fazla farklı dinî sınıf vardır ve bunların çoğu küçük olsa da 25 tanesi en az bir milyon müride sahip. Dünyanın birçok yerinde, tanrılar ve dinler insanların yaşamında çok önemli roller oynamaya devam ediyor.

Şili, Santiago’daki Jotabeche Metodist Pentikost Kilisesi, 18.000 kişi kapasitelidir. Güney Kore, Seul’deki Yoide Full Gospel Kilisesinde ana kilisede 1 2 .000, bitişik şapellerinde ise 20.000 sandalye vardır ve pazar günleri aynı ayin yedi kez tekrarlanır. İngiliz antropolog Sir James Frazer şöyle söyler:

“Muhtemelen, türümüzün çoğunluğu gururunu okşayan ve acısını rahatlatan bir inanışı sürdürecektir.” Ve ekler: “Sonsuz yaşam savunucularının kendilerini ele geçirilemez olmasa da güçlü bir konuma yerleştirmiş oldukları yadsınamaz; zira şu anki durumumuzda bildiğimiz kadarıyla, ruhun ölümsüzlüğünü ispatlamak ne kadar imkânsız ise bunu çürütmek de eşit derecede olanaksızdır.”40

Dolayısıyla tanrılar ve kendilerine eşlik eden dinler büyük olasılıkla doğmaya ve ölmeye devam edecektir. Son iki yüzyıl içinde ortaya çıkmış ve hâlihazırda birkaç milyon mensubu olan dinlere örnek olarak Pakistan’da Ahmedilik ve Amerika Birleşik Devletlerinde Mormonluk gösterilebilir. Ahmedilik (Kadıyanilik), Müslümanlara vaat edilen Mesih ve Mehdi olduğunu iddia eden Mirza Gulâm Ahmed tarafından kurulmuştur.

Ahmedilerin öğretisine göre, İsa çarmıha gerilmiş, çarmıhta hayatta kalmış ve İsrail’in Kayıp Kabilelerini  Keşmir’de ararken yaşlılık nedeniyle ölmüş eski bir peygamberdir. Ahmedilik, Afrika kökenli Amerikalı Müslümanlar arasında etkili olmuştur. Resmî olarak İsa Mesih’in Ahir Zaman Azizler Kilisesi (The Church of Jesus Christ of Latter-Day Saints) olarak bilinen Mormonizm, kadim bir dinin yer altında gömülü kayıtları olan altın levhaları bulduğunu iddia eden Joseph Smith tarafından kurulmuştur; Smith’in dediğine göre, bir melek bu altın levhaları oldukları yerden kazıp çıkarması için Smith’i yönlendirmiştir.

Bahsedilen kadim din 2.600 yıl önce Amerika’ya gelen İsrailliler tarafından kurulmuştur. Mormon öğretisine göre, çarmıha gerilmesini ve ölümden sonra göğe yükselmesini takiben İsa Amerika’ya gelmiş ve burayı yeni Vaat Edilmiş Topraklar olarak tayin etmiştir. Bu nedenle Mormon dini kendisinin bu kadim dinin devamı olduğunu iddia eder.41  (*  Bugünkü Filistin, Lübnan ve İsrail topraklarında Birleşik İsrail Krallığı nı kuran ve daha sonra izleri kaybolan on Yahudi kavmini betimlemek için kullanılan terim. —ç. n.)

Yeni tanrıların ve dinlerin doğmaya devam edeceği gibi, başka tanrı­lar ve dinler de ölmeye devam edecekler. Anu, Ra, Zeus ve Jupiter gibi pek çok eski tanrı, günümüzde dünyanın dört bir yanındaki sanat müzelerini taçlandırıyor ve hayranlık uyandırıyor ama artık onlara tapman kalmadı, ilahi yaratıklardan çok sanatsal yaratımlar olarak görülüyorlar. Bu tür müzeleri, ölü tanrıların tapınakları olarak düşünmek hiç de yanlış olmaz.

Başka eski tanrılar Yeni Çağ veya diğer çağdaş dinler tarafından benimsenmektedir. Druidler  Avebury ve Stonehenge’de, anıtlar inşa edildikten 2.000 yıl sonra ortaya çıkmış olmasına rağmen, gündönümü Seküler Druid Tarikatı  (Secular Order of Druids) tarafından ilahilerle kutlanmaktadır. Benzer şekilde, Türkiye’deki Çatalhöyük, tanrıçaya ibadet edenler için bir hac yeri hâline gelmiştir.42

Eski tanrıları onurlandırmak için yapılmış anıtları izlemek aynı zamanda bize ihtiyaç duyduğumuz tarihsel bir perspektif de sağlar. İngiltere’nin Gloucestershire kentinde, tahminen 5.000 yıllık büyük bir mezar höyüğünün “uçurtma ve model uçak uçurmak için bölgenin en iyi yerlerinden biri” olduğu söylenir. Buranın yakınlarında yer alan ve yaklaşık 24 iskeletin bulunduğu bir höyükte ise “yaz aylarında piknikçilerin olmadığı tek bir pazar günü geçmez”.

Ohio, Newark’ta bulunan olağanüstü Great Circle Earthwork Hopewell halkının 2.000 yıl önce yaptığı kutsal mezar höyükleri olup, Moundbuilders Country Club’ın  18 delikli golf sahasına dahil edilmiştir. Bazı mezar höyükleri golf vuruşlarının ilk yapıldığı başlama yeri olarak kullanılırken, kimileri de golf sahasındaki delikleri çevreleyen kum çukurlar olarak işe yarar.

Örneğin dokuzuncu başlama yeri, 2,5 metrelik bir höyüğün üstündedir ve 200 metre uzunluğundaki 3 delikli parkur, eski sekizgeni büyük daireden ayıran geçidi takip eder; burası muhtemelen tören alayının görkemli dinî yürüyüşler yaptığı yoldur. Golf kulübünün web sitesinde şu not yer alır: “Günümüzden 2.000 yıl sonrasında höyükleri araştıran arkeologlar kaybolan golf toplarını bulduklarında nasıl da şaşıracaklar!’43   *  Druid: Kelt çoktanrıcılığı sırasında Britanya Adalarında yaşamış eski Kelt rahip sınıfı. —ç. n.

Bununla birlikte, eski tanrıların ve dinî anıtların çoğu insanlık tarihine yenilmiştir. Ozymandias  gibi, çölde “iki büyük ve çıplak taş bacak” olarak dikili dururlar:

Eserlerime bir bak hele, ey güç sahibi, ve kederlen!

Geriye başka hiçbir şey kalmamış. Göçüp gitmekte olan

Devasa harabenin etrafı sınırsız ve çıplak,

Yalnız ve dümdüz kumlar uzaklara doğru uzanmış. 44

(Devamı var)

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dağ Medya

Hayvan Medyası

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

Yıldız Teknik Üniversitesi

Sürdürülebilir Kampüs Komisyonu

artidergi897604762.wordpress.com/

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü Artı Dergi

SUSMA

Araştır, Soruştur, Konuş. SUSMA

%d blogcu bunu beğendi: