Beynimizin Gelişimi ve Tanrı Düşüncesinin ortaya çıkışı (29. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

SONUÇLAR

Yukarıdaki bölümlerde doğadaki yaratıcılığı tanımlayıcı bir terim olan TANRI kavramının nasıl ortaya çıktığı ve toplum için gerekli mi gereksiz mi olduğuna kadar varan çok geniş kapsamlı bilgiler-görüşler sunulmuştur.

Gerek yukarıda sunulan bilgilerden, gerek daha eski araştırmalara dayanan önceki yazılarımızdan anlaşıldığı üzere, bir canlının, daha da genel ifadeyle herhangi bir maddenin oluşumu, varlığın oluştuğu ortam koşullarına göre kendisini ayarlaması ve uydurması sayesinde gerçekleşmektedir. 


Bu nedenle hem canlıların genel şekli hem de beyin gibi davranış belirleyici organı değişimlere uğramaktadır. Bu temel ilkeden hareketle şu söylenebilir:

(1)- Beyin araştırmalarının gösterdiği üzere, doğumdan hemen sonra canlının çevre koşullarına uyumlu olabilmesi için muazzam sayıda sinaps üretilir. Bu sinapsların çevrede mevcut sinyallere uyumlu olanları geliştirilir ve tüm diğer fazla sinapsları yok edilir. Bu şekilde her canlı çocukluk evresinde çevresine uyumlu olacak şekilde gelişmiş olur (Shonkoff & Phillips (Eds) 2000).

Doğumdan hemen sonra, canlının çevresine uyumlu olabilmesi için muazzam sayıda sinaps üretilir. Çevreye uyumlu olanlar korunurken, işe yaramayanların hepsi kaldırılır.

Bu olgudan hareketle şu kesinlikle söylenebilir: Bizim dünya gezegenimizde yaşayan bir varlığın, başka bir dünyada yaşaması mümkün değildir, çünkü o dünyanın koşulları farklıdır ve kendi koşullarına uygun oluşturulmuş varlıkları vardır. Bu nedenle “ahiret hayatı veya öteki dünya hayatı” gibi bir tasarım ve inanç mümkün değildir. Atalarımızın en büyük yanılgısı bu noktadadır.

(2)- Öteki dünyada sadece ruhların yaşayacağı iddiasına gelince: Ruh, bedendeki hücrelerin oluşturdukları elektromanyetik alanlardır. Beden ölünce hücreler atomlarına-moleküllerine ayrıştıklarında, ruk denile alan da tamamen yok olur. Beden ölünce, ruh da tamamen ortadan kalkar.

Görüldüğü üzere atalarımızın hayat anlayışı kökten hatalıdır.

Tanrı evren, dünya ve doğadaki herşeyin yaratıcısı-yapımcısı olarak tasarlanmıştır. Evren ve dünyamızın nasıl oluşturulup-geliştiği jeolojik-astrofiziksel verilerle ana hatlarıyla ortaya konmuştur. Bu konudaki bilgiler Dinamik Doğadaki Oluşum Mekanizması = DOM- bilgileri içinde verilmiştir. DOM-sistemi içinde kuantum fiziği ve dinamik sistemler fiziği bilgileri, jeolojik-paleontolojik verilerle birlikte zamansal olarak değerlendirilerek,

  • Doğada bir yaratıcı, daha geçek tanımıyla, oluşuturucu-yapıcı güç sistemi olduğu,
  • Bu yapıcı güç sisteminin kuant denilen en temel etkileşim öğeleriyle ve de bilgiyle başlatılıp- geliştirildiği,
  • Yapımdakullanılacak kuvvetin enerji aktarımlarıyla oluşturulduğu
  • Enerjinin ise doğal sistemin en temel yapıtaşları olan kuantsal öğelerden alındığı,
  • Kuntsal öğelerin bilinçli, canlı, ama çok kısa ömürlü öğeler oldukları, en ergonomik yapıları tercih edip, kötüleri terk ettikleri,
  • Daha uzun ömürlü sistemler oluşturmak için kuantların birleşerek üst-sistem yapıların ortaya çıkarıldığı,
  • Bu şekilde doğada kuantsal öğelerden başlanarak, atom, molekül, hücre, beden sistemlerinin oluşturulduğu,
  • Yeni bir üst-sistem oluşumu için, belli bir sayının üstinde alt-sistem öğesinin gerekli olduğu ve bu alt-sistem öğeleri birbirleiyle rezonansa girebilrlerse yeni ve daha egonomik bir üst-sistem oluşturulabileceği,
  • Bu nedenle, insanlar için bir üst-sistem olan toplumsal sistemin, ancak ve ancak insanların karşılıklı bir uyum-uzlaşma içerisine girebilmeleriyle mümkün olacağı gösterilmiştir.

Tüm bu bilgiler yaklaşık 50-60 yıldan beri ancak bilinmekte ve sürekli bir değişim-dönüşümlü doğada yaşadığımız anlaşılmaktadır. Sürekli değişim-dönüşüm, doğum-ölüm döngülü olmak zorundadır, çünkü ancak o zaman yeni ortaya çıkan durumlara uygun yeni bedenler oluşturmak olasıdır.

Doğal sisteme sürekli yeni varlıklar eklendikçe, hem önceden var olanlar kendilerini değiştirmek, hem yeni oluşanlar var-olanları dikkate alarak değişik özellikler ortaya koymak zorundalar. Tüm bu işlemler için her varlık çevresini bizzat algılayarak, değişim dönüşümlere kendini uydurmak zorundadır.

Şimdi her varlığın bizzat kendisinin çevresindeki değişim-dönüşümleri algılayarak, hayata uyum sağlaması gerektiği konusunu bir örnek üzerinde netleştirelim.

Günümüz dünyasında tüm devletlerde işsizlik, adaletsizlik, hak ve hukuk gibi bir çok sorun vardır. Sorunları az olan devletlerin daha demokratik, sorunları çok olan devletlerin daha otoriter sistemli devletlerde olduğu görülmektedir.

(Devamı var)

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: