Kemal Okuyan: Soygunu 3-5 şirketle açıklamak, hırsızları korumak olur

sol_HABER MERKEZİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tartışma yaratan sözlerini TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’a sorduk.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bütçe görüşmelerinde yaptığı yaklaşık bir saatlik konuşmasında kullandığı “Beşli çetenin tüm yatırımlarını kamulaştıracağız” ifadesi hayli tartışma ve heyecan yaratmış görünüyor.

soylesiDaha önce de aynı partiden yine aynı grup için “kamulaştırma” sözleri edilmiş, sonra TÜSİAD’dan gelen uyarılarla “bedeli ödenerek alınabileceği” yollu düzeltmeler yapılmıştı.


Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında ne tür bir uygulamayı kastettiği tam anlaşılmadı, çünkü 1 saatlik konuşmasında edilmiş bir cümlede geçiyordu sadece.

Ancak devletleştirmeyi ısrarla savunan, bir süredir başta sağlık olmak üzere enerji, eğitim, inşaat gibi sektörülerinin hemen devletleştirilmesi gerektiğini söyleyen bir TKP var. Neyi, neden savunduklarını ayrıntılı bir şekilde açıklıyorlar ve hem ekonomik hem de salgın sonucunda artık insani bir felaketle karşılaşan ülkeye bir çıkış yolu işaret ediyorlar.

Dolayısıyla son tartışmanın öncelikli muhattaplarından birisi de TKP… Biz de partinin Genel Sekreteri Kemal Okuyan’a sorduk:

Öncelikle siz Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları takip edebildiniz mi?

Evet, canlı olmasa da özetini sonradan izledim. 

“Beşli çete” namıyla anılanlar, malum iktidara yakınlığı nedeniyle birçok devlet ihalesini alan büyük inşaat şirketleri. İsimlerini tekrar anmaya gerek yok.

Siz Kılıçdaroğlu’nun sözlerini nasıl değerlendirdiniz?

Aslında konuşmasında hayli kısıtlı bir yer kaplamasına rağmen sanki CHP “kamulaştırma” ağırlıklı bir program öneriyormuş gibi bir hava oluşturuldu.

Oysa konuşmanın ağırlık noktası hiç de bu değildi. 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kamucu bir programı yok, olamaz da. Kılıçdaroğlu’nun konuşması, CHP’ye umut bağlayan ama partinin sürekli sağcılaşması nedeniyle hayal kırıklığına uğrayan, buna karşın gerçek seçeneğe tutunacak cesareti henüz gösteremeyenlerde heyecan yarattı. Bir tür iç rahatlaması… Oysa Türkiye’nin öncelikli meselesi hiç de yolsuzluklar değil.

Türkiye’nin öncelikli ve temel meselesi yolunu bulmuş soygun, yani sömürü. Beşli çeteye odaklanmak buzdağının çok ama çok küçük görünen bir kısmını dert edinmektir. Yalnız CHP değil, hiçbir muhalefet partisi Türkiye ekonomisinin birincil derdi olan, özel sektör ve piyasa diktatörlüğüne değinmiyor bile.

Bütçe görüşmeleri memleket kaynaklarının nasıl değerlendirileceğine, kullanılacağına ilişkin bir tartışmadır. Bir hükmü olmasa, sembolik bir yan taşısa da… Türkiyenin kaynakları burjuvazi, patronlar tarafından gasp edilmiştir ve bu ne yolsuzlukla ne yandaş şirketlerle açıklanabilir.

Bir yandan da kamulaştırma ifadesinin bu kadar heyecanla karşılanmasına sevinmeli miyiz, sizce neden bu kadar tartışıldı? 

Bu ülkede kötürümleştirilmiş, kuşatılmış, enerjisi yok edilmiş olsa da, bir sol duyu var. Yurtsever, laik, sosyalizan. Oldukça geniş bir toplumsal kesimden söz ediyoruz. Bu kesimlerin daha iyi bir dünya, daha yaşanası bir ülke, eşitlikçi bir toplumsal düzene inancı kalmamış… Daha doğrusu inancı, düzen partileri tarafından on yıllardır süren çabalarla kabuk bağlamış.

Buna rağmen ne zaman karşılarına vicdanlara hitap eden bir şey çıksa ona sevecen yaklaşıyorlar. Kuşkusuz komünistler için son derece değerli bir birikim anlamına geliyor bu. Ancak kolaycılığı aşacak, insanları örgütlü mücadeleye çekecek bir enerji yaratmamız gerek. Bu bizim meselemiz.

Aslında siz bir süredir TKP olarak çeşitli sektörler için acil devletleştirme talep eden açıklamalar yapıyorsunuz.

Özellikle salgın sürecinde öncelikle sağlık sektöründe bir devletleştirmeye gidilmesi gerektiğini çeşitli defalar vurguladınız.

Bunun dışında eğitim, enerji ve en son inşaat sektörünün devletleştirilmesi gerektiğine dönük bir açıklama yaptınız.

Kılıçdaroğlu’yla aynı şeyi mi söylüyorsunuz, devletleştirme ve kamulaştırma arasında bir fark var mı?

Türkiye’de bu kavramlar birbirinin yerine kullanılıyor ve bir karışıklık var. “Kamulaştırma bedeli” diye oldukça yerleşik hukuki terimin de ifade ettiği gibi, Türkiye’de kamulaştırma dendiğinde, devletin özele ait bir mülk ya da işletmeyi bedel ödeyerek kamuya ait hale getirmesi anlaşılıyor. Bir tür zorla satın alma denebilir. Kuşkusuz böyle olmak zorunda değil; yani illa bedel ödenmesi gerekmiyor.

Hatta yabancı dillerdeki karşılığına bakacak olursak kamulaştırma bir tür el koyma olarak da görülebilir. Ancak devletleştirme çok daha açık ve kapsamlı bir kavram. Devletleştirme politik bir boyuta sahip ve tekil uygulamaların ötesinde bir anlam da taşıyabiliyor. Biz devletleştirme derken, herhangi bir bedel ödemeksizin, bir sektördeki bütün ekonomik birimlerin devlet mülkiyetine geçmesini savunmuş oluyoruz.

Bugünkü iktidar bunu yapamaz, asla yapamaz çünkü patron sınıfının çıkarlarını savunuyor. Ancak böyle olması, devletleştirmenin bugün acil bir talep, acil bir hedef ve de son derece gerçekçi bir uygulama olmasını engellemiyor. Biz işe sağlıkla başladık çünkü korona salgını gösterdi ki, özel sektör insan sağlığına düşman. Ancak diğer sektörler için de aynı şey geçerli.

Bugün Türkiye aynı anda sanayileşme hamlesi yapıp, toplumsal eşitliği yakalayacaksa, yoksulluk ve işsizlik belasından kurtulacaksa, tarımda kendine yeten bir ülke olacaksa, bütün temel sektörler devletleştirilmeli. Bu söylediklerim ile Kılıçdaroğlu’nun sözleri arasında bir benzerlik olmasa gerek. 

Bir de konunun bir başka boyutu var. Ekonomi alanındaki muazzam soygunu üç-beş AKP yandaşı şirketle açıklamak aslında hırsızları korumak anlamına gelir. Sadece bazı ihaleler ya da sadece bazı özelleştirmeler değil ki mesele. Bakın özelleştirmeler dendiğinde hemen Telekom örneği veriliyor. Telekom elbette büyük bir işletme, tam anlamıyla peşkeş çekildi, o yabancı şirkette attı kazığını gitti.

Önemsiz değil. TKP çok uğraştı Telekom’un özelleştirilmesini durdurabilmek için, özelleştirmeye direnen işçilerle birlikte… Ancak Telekom’daki soygun ve yağma da, Tüpraş’taki değil mi? Düzen muhalefeti ağzını açmaz Tüpraş’a çünkü orayı Koç grubu kapattı. Özelleştirme topluma ait olanın gasp edilmesidir. Benzer biçimde Azeri bir şirkette olduğu için Petkim de gündeme gelmiyor. Özelin güzeli olmaz. Beşli çete filan güzel söylemler ama meselenin özünü gizliyor.

Siz önceki gün kürsüden bir konuşma yapıyor olsaydınız kabaca ne söylerdiniz, hem milletvekillerine hem de tüm vatandaşlara?

“Kabaca” sözcüğünü hem kısa hem de biraz vulger biçiminde anlayarak yanıtlayayım. Derdim ki, burada önümüze konan bir bütçe değil, her tarafı dökülen bir soygun düzeninin sürmesi için, yani ülkemizin bütün çoğunluğunun zararı, yoksulluğu, yıkımı pahasına küçük bir azınlığın ihya edilmesi için bulunan formüller ve ülke kaynaklarının nasıl yağmalanacağını gösteren bir belgedir.

Bu belgenin tartışılması, soygunun meşrulaşmasıdır.

Biz bunu yapmıyor, tartışmıyoruz.

Onun yerine Türkiye ekonomisinin halkçı toplumcu bir içerikle nasıl yeniden yapılandırılacağını anlatmak istiyoruz.

Bize bedelsiz eğitim, sağlık, ulaşım, su, elektrik, barınma nasıl olacak diyenlere buyrun kaynaklarımız diyoruz.

Evet, böyle konuşurduk…

düsün


sol_https://sol.org.tr/yazar/hepimize-cip-takacaklar-21116

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: