İnsanlar neden birlikte yaşamak isterler?

yasliİsmet GEDİK

Doğada bir denge-düzen vardır ve bu düzen gittikçe evrimleşmektedir. Gittikçe evrimleşip değişen bir doğada yaşadığımız için, çocuklarımız tam bizlerin kopyası olarak oluşturulmazlar.

Doğadaki oluşturucu sistem information & self-organisation olarak özetlenen dinamik sistemler fiziğidir. Dolayısıyla tamamen bilgiye dayalıdır. Bilgi ise varlıkların kimyasal yapılarında kaydedilip-aktarılır.

Yani her şey tabana, yani içsel öğelere bağlıdır. Dolayısıyla doğal sistemin yaratıcısı, tabandan yönetip-etkileyen ve gittikçe daha ergonomik üst-sistemler oluşturacak şekilde davranan bir içsel bilinçli yaratıcılıktır.


Bu nedenle toplum hayatında da aynı yöntem uygulanmalı ve tepeden yönetim sistemi tamamen kaldırılıp, tabana dayalı (dinamik) sisteme geçilmelidir. Bu ise bu temel görüşün herkese duyurulmasıyla geçekleşebilir, çünkü kimse tepeden bir yerden etkilenmemelidir. Etkilendiği anda, karşılıklı-etkileşim gerçekleşemez.

Yaşamdaki amaç, “Öteki dünya” diye olmayan bir alemde yaşama hayalleri değil, toplum hayatına düzen getirmek olmalıdır.

Peki bu nasıl olacak?

Toplum insanların, ortaklıklar yaparak birlikte yaşadığı sistemdir.

İnsanlar neden birlikte yaşamak isterler?

Çünkü, tek başlarına yaşadıklarında her şeyi kendileri yapmak zorundadırlar: tavuk yetiştirecek, buğday ekip-biçecek, buğdaydan un yapacak, sebze – meyve yetiştirecek; çanak çömlek, kap-kacak, kazan, tabak, kaşık, bıçak yapacak; bıçak yapmak için madencilik yapacak, bakır, demir gibi madenler üretecek, vs.

Tüm bu işlevler asla bir-iki kişi ile yapılacak işler değildir. Bu nedenle insanlar zaman geçtikçe, nüfus artıkça, taş-devri, cilalı-taş-devri = çamur-aletler-devri (çanak-çömlek), tunç-devri, demir-devri gibi gelişim evrelerinden geçerek günümüz kültür düzeyine ulaşabilmiştir.

İnsanlık yaklaşık 2,5 milyon yıl önce ortaya çıkmış ve yaklaşık 12-13 bin yıl öncesine kadar bağımsız aileler şeklinde yaşamış; ama 12-13 bin yıldan beri, önce kabile, sonra köy, kasaba, kent, devletler şeklinde gittikçe büyüyen üst-sistemler içinde yaşamaya çalışmaktadır. Peki neden gittikçe büyüyen üst-sistemler oluşturulur?

Nedeni basit: Rahatlama dürtüsü.


Tek başına yaşayıp, yukarıdaki işleri yapmaya çalışan bir insanı- aileyi düşünün, yaban hayatından ileri gidemez; üstelik çevresindeki diğer insanlardan kendisini ve ürettiklerini koruması gerekir, çünkü normal doğa hayatında tüm canlılar arasında rekabet-kavga vardır. Dolayısıyla bireysel düzeyde yaşayan insanların kafalarını kaşıyacak, rahat uyku uyuyacak zamanları yoktur. Bu nedenle önce kabile, sonra kasaba-kent gibi ortak yaşam ortamlarında birlikte yaşamaya çalışılmıştır.

İç-güdü diye bir terim vardır, ama dış-güdü diye bir terim üretilmemiştir, çünkü her varlık kimyasal bileşimine uygun olarak, çevresindeki olaylardan etkilenir ve otomatik tepki verir.

Bu tepki, bir enerji-alış-verişi sonucu oluşan bir olaydır. Dışarıdaki bir olayın yaydığı bir enerji, beden içindeki hücrelerde (moleküllerde, vs) normal durumdan farklı bir değerde algılanırsa, o hücre (molekül, vs) hemen tepki verir.

Geçmiş bölümlerde belirtildiği üzere, doğa atom-altı-öğeleri denilen ve doğadaki tüm enerji sistemlerini oluşturan, kuantsal canlılardan oluşur. Kuantsal canlılar çok kısa ömürlü ve çok devingen varlıklardır. Bu nedenle tek bir amaç doğrultusunda davranırlar: daha-rahat ve daha uzun-ömürlü üst-sistemler içinde birleşerek daha rahat bir duruma, yapıya kavuşmak.

Bunun için gerekli her şey onların ellerindedir: Enerji ve madde oluşturucu öğeler onların alemine aittir. İstedikleri maddeyi, istedikleri şekilde enerji aktarımı yaparak gerçekleştirebilirler. Yani yaratıcılık ve yönlendiricilik tamamen ve kelimenin her anlamıyla, onlara aittir.

Bilgi Oluşturma ve Rahatlama Dürtüsü

Zaman, doğal sistemin yaratılış öyküsüdür. Ve zaman kavramının yeryuvarı arşivlerinde kayıtlı verileri, doğadaki oluşum ve gelişimlerin, varlıkların en küçük öğeleriyle (atom-altı-öğelerle) başlatılıp, bu küçük öğelerin gittikçe büyüyen üst-sistemler içinde birleşerek, gittikçe daha ergonomik yapılar oluşturduklarını göstermektedir. Yani evren gittikçe gelişmektedir.

Peki neden bu atom-altı-öğeler zaman içinde, önce atomlar, sonra moleküller, sonra hücreler – bedenler gibi gittikçe büyüyen üst-sistemler içinde bir araya geldiler?

Atom-altı-öğelerin birleşerek atom oluşturmaları da aynı tür bir rahatlama dürtüsü sonucudur. Şöyle ki: proton, nötron, elektron gibi atom-altı öğeler yalnız olduklarında çok enerji harcarlar, birleşip bir atom oluşturduklarında ise, daha rahat bir duruma kavuşurlar. (Birleşilen üst-sistemin kütlesi daha azdır.)

(Bir protonun kütlesi 1.007 atomik kütle birimi (akb), bir nötronun kütlesi ise, 1.008 akb’dir. Bir C atomu, 6 proton ve 6 nötrondan oluşur ve kütlesi ise 12.01 akb’dir. Hâlbuki 6 proton + 6 nötron’un toplam kütleleri 12.09 akb’dir. Yani öğeler birleştiklerinde 0.08 akb’lik bir tasarruf ortaya çıkmıştır. Bu enerji, atomların parçalanması sırasında E=mc2 formülüne göre ortaya çıkan MUAZZAM atom enerjisidir. Işık hızının karesiyle çarpılarak artırılan bir miktar söz konusu!)

Atomlar da yalnız olduklarında hala çok hareketlidirler. Bu nedenle onlar da birleşerek moleküller oluştururlar. Sodyum klorla birleşip, tuz molekülünü; hidrojen oksijenle birleşip su molekülünü, vs. oluştururlar. Moleküller de çevredeki basınç-sıcaklık değerlerine uyarak, katı-sıvı-gaz gibi çeşitli şekillere geçerek, doğadaki taban’dan yönetilen sistemi sürdürürler.

Bu nedenle, doğadaki tüm varlıklar, daha rahat bir duruma ulaşabilmek için birleşme- birlikte yaşama- sistemleri oluşturma çabaları içindedirler. Bu ise “bilgi” oluşturularak yapılır. Bilgi oluşturma ise, varlıklar arası enerji-alış-verişi için gerekli karşılıklı rezonans durumunu oluşturmaktır. Bu nedenle doğada dur durak yoktur; sürekli DAHA RAHAT DURUMA ULAŞMA ÇABALARI vardır ve doğal sistemin sürekli bir değişim-dönüşüm içinde, yani DİNAMİK SİSTEMli olmasının temel nedeni budur.

Tek başına yaşaya bir insan, yabani hayattan ileri gidemez; üstelik çevresindeki diğer insanlardan kendisini ve ürettiklerini koruması gerektiğinden rahat uyku uyuyamaz. Onun için 10-11 bin yıl önceleri karşılıklı hizmet alış-verişine dayalı toplum hayatına geçilmiştir. Ama … Çalışılmıştır ama, ortaklığın kurallarının oluşturulmasında şimdiye dek pek başarılı olunamamıştır. Bu başarısızlığın tek nedeni ise, doğadaki oluşum-gelişimleri tetikleyen, yönlendiren faktörün ne olduğu konusundaki bilgisizlik gelmektedir.

Enerji dediğimiz kuvvet oluşturucu gücün bir sistemden diğerine aktarılması, rezonans oluşumlarıyla gerçekleşir. Tesla’nın dahiyane buluşları bu rezonans devrelerini fark etmesi ve yapması sayesindedir.

Doğadaki kuantsal canlılık öğelerinin başlattıkları bu gelişme, hep birleşmeler şeklinde olmaktadır.

Atom-altı-öğeler birleşerek atomları;

Atomlar birleşerek molekülleri;

Molekülleri birleşerek hücreleri;

Hücreler birleşerek bedenleri;

Bedenler birleşerek de toplumları oluştururlar.

Doğadaki bu büyüyerek gelişmenin nasıl gerçekleştiği “Information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği Haken (2000) ile aydınlatılmıştır: http://tanriyianlamak.blogspot.com/…/dom-4-dinamik…


En önemli özellikler arasında şunlar vardır: .

1-Doğadaki her şey alt-sistem – üst-sistem şeklinde gerçekleşir.

2-Üst-sistemde geçerli olacak kurallar tüm katılımcıların karşılıklı etkileşimleriyle (rezonans oluşumlarıyla), ortaklaşa alınır.

3-Güç (enerji) her zaman alt-sistemlerdedir.

Felsefi açıdan konuyu ele alan Feibleman: (1954) “Theory of Integrative Levels” adlı eserinde , “alt-sistem – üst-sistem” ilişkilerinin ana-hatlarında şunu vurgular:

1-Her sistemde, üst düzey alt düzeye bağımlıdır;

2-karar erki alt düzeydedir; üst düzey hedef göstermekle yükümlüdür.

Görüldüğü üzere, insanların sağlam bir toplumsal sistem oluşturması için, kurallarını bizzat kendileri, karşılıklı etkileşimlerle (tartışmalar sonucu bir uzlaşmaya = rezonansa) varabilmeleri şart ve gereklidir.

Ama geçmiş bölümlerde görüldüğü üzere, bu koşul yerine getirilmemekte, kurallar tepedeki bir efendiler masasında oluşturulmaktadır.

Yukarıdaki teorik verilerden anlaşılacağı gibi, tepedeki hiçbir sistemde, güç veya enerji yoktur. Dolayısıyla tepedekilerde toplum denilen bir sistemi yürütecek besleyecek hiçbir enerji, besleyici özellik bulunmamaktadır.

Peki öyleyse günümüz dünyasında devletler, toplumlar neden hala tepedeki bir efendiler kulübünce yönetiliyor? Neden birçok devlet hala otoriter sistemlerle idare ediliyor?

Geçmiş bölümlerde açıklandığı üzere, dünyada iyi niyetli insanlar da vardır, kötü niyetli insanlar da. Kötü niyetliler başkalarının sırtında geçinmeye yatkın olduklarından, çoğu siyasetçi bu kötü niyetliler arasından çıkmaktadır. Oransal olarak sayıları %15 kadar da olsa, toplumsal sistemin başına geçtiklerinde, halkı uyuşuk-pasif durumda tutmak için ellerinden ne geliyorsa yapmışlardır.

Doğal felaketlerin, kendi uydurdukları bir efendi-tanrının emirlerine uyulmadığı için tanrının cezası formülü bu yöntemlerin başında gelmektedir. Sonra, tanrının gönderdiğine inanılan kutsal kitap-emirlerine uyulmazsa öteki dünyada cehennem ateşinde yanma korkusu, vs. yeterli baskı unsuru olmaktadır.

Üstelik, insanlar asırlardır kutsal-kitap adlı bir kandırmaca ile doğa ve dünyanın sahipliğinin tepedeki bu efendiler kesimine ait olduğuna inandırılmışlardır. Onların kulları-köleleri olarak çalıştırılmaya alıştırılmışlar ve kazandıklarını onlara teslim ederek, tepedekileri mal-mülk, para-pul zengini yapmışlardır. Tepedekiler de bu güçlerini kullanarak, toplumları köleleri olarak kullanmaya devam etmektedirler.

İçine düşmüş olduğumuz bu bataklıktan kurtulmak için, naçizane bir önerim var: Kötü niyetli insanların sizi yönetecek pozisyonlara gelmesini önlemek için şöyle bir maddenin anayasa metnine konması yeterli olacaktır:

Kötü niyetli insanların saptanması, yukarıda açıklanan psikopati testi ile mümkün olmaktadır. Dolayısıyla, millet-vekilliği, belediye başkanlığı vs gibi toplum hayatını derinden etkileyecek makamlara aday olacak kişilerin psikopati testinden geçmeleri şart ve gereklidir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: