ATALARIMIZIN DOĞA ANLAYIŞI (4. Bölüm) -/-  Bitkilerin de bir ruhu olduğuna inanılır ki, gerçekten de vardır, çünkü onlar da canlıdırlar!

yasliİsmet GEDİK

Ruh, canlılık veren faktör olarak algılanmıştır. Canlılığın da insanlarda ve hayvanlarda bir doğum-ölüm döngüsü içinde olduğu görüldüğünden, bitkileri oluşturucu bu canlılık faktörünün de doğup öldüğü varsayılmıştır.

Bu nedenle AĞAÇ RUHU, TAHIL-RUHU gibi ürün oluşturucu bir faktörün, sonbaharda öldüğü, ilkbaharda tekrar canlandığı yaygındır ve toplumlarda buna yönelik törenler oluşturulmuştur.

    Bir insana canlılık veren ruhun çocukluk-gençlik-yaşlılık dönemleri geçirmesi gibi, bitkilere canlılık veren ruhun da gelişim evreleri olduğuna inanılır.


Bu nedenle, ilkbaharda tahıl-ruhunun güçlenmesi ve bol ürün vermesi bahar şenlikleri, sonbaharda ise öldürülerek, yeniden doğabilmesi olanağının oluşturulması için hasat törenleri yapılması yaygın bir gelenektir.

Tahıl ruhunun tarlada ürün (bitki) içinde olduğu düşünülmüştür. Hasat yapılıp, ürün biçildikçe, bu ruhun tarladaki henüz biçilmemiş tarafa doğru göç ettiği tasarlanmıştır. Bu nedenle biçme işinin sonuna yaklaşıldığında, bir mola verilir. Kalan tarla, biçici sayısı kadar eşit parçaya bölünür ve bir yarış başlatılır.

Hiç kimse en son demeti kesen olmayı istemez; çünkü yaşlanmış tahıl-ruhunun en son demeti bağlayan kişiye geçtiğine inanılır. Bu yaşlanmış tahıl-ruhu “yaşlı kadın, yaşlı adam, (köpek, kurt, tavuk, domuz) vs.” olarak adlandırılır ve en son demeti bağlayana “yaşlı kadını sen aldın” denir.

    “Çoğu kez de son demete Yaşlı kadın ya da Yaşlı Adam denir. Almanya’da, bir kadın şekli verilir ve kadın giysileri giydirilir, onu biçen ya da bağlayan kişinin “Yaşlı Kadını aldığı” söylenir. Schwaben- Altesheim’da bir çiftliğin bir şerit dışında bütün ürünü biçildiğinde, bütün orakçılar bu şeritin önünde bir sıraya dizilirler; her biri kendi payına düşeni hızla biçer, son ekini biçen “Yaşlı Kadını alır”. (Mannhardt 1884, s. 321)”

    “Mannhardt’ın da belirttiği gibi, bu törenler de son demetin adıyla çağrılan ve son arabada onun yanında oturan kişi besbelli onunla özdeşleştirilmektedir; erkek ya da kadın, son demet içinde yakalanan tahıl-ruhu temsil etmektedir; başka bir deyişle, tahıl-ru­hu ikili olarak temsil edilmektedir, bir insanla ve bir demetle.” Kişi­nin demetle özdeşleştirilmesi, son demeti biçen ya da bağlayan kişi­nin onun içine sarılması töresiyle daha da açık hale gelmektedir.

Örneğin Silezya, Hermsdorf’ta, son demeti bağlayan kadını deme­tin içine bağlamak bir zamanlar bilinen bir töreydi. Bavaria, Weiden’de, son demetin içine bağlanan kişi onu bağ yapan değil biçen kişidir. Burada ürünün içine sarılan kimse tahıl-ruhu temsil edi­yor, tıpkı dallara ya da, yapraklara sarılan kişinin ağaç-ruhu temsil edişi gibi. (Frazer 1890, s. 332)”

Ağaç-ruhun bitkiler, sığırlar hatta kadınlar üzerinde gösterdiği varsayılan aynı bereketlendirici etki tahıl-ruhta da varsayılır. Örneğin, onun bitkiler üzerinde varsayılan etki­si (tahıl-ruhunun her zaman içinde bulunduğu varsayılan) son demetin danelerinden bazılarının alınıp baharda genç daneler içine saçılması uygulamasıyla gösterilir. Sığırlar üzerindeki etkisi, son demetin saplarının, açıkça iyi beslenmeleri amacıyla sığırlara veril­mesiyle gösteriliyor. (Fazer, 1890)

Şimdi bir-kaç asır öncelerine kadar insanların neden bir “bereket” verici ilahi bir güç sistemine inandıklarını daha iyi anlamak için, bir-kaç bin yıl öncesine gidelim ve 2-3 bin yıl öncelerinde Ege-Bölgesi toplumlarının  doğa ve dünyamız hakkındaki görüşlerine bakalım.

Yunan mitolojisinde tarımın, bereketin, mevsimlerin tanrıçası Demeter’dir. Tanrılar tanrısı Zeus ile evliliğinden Persephone (Romalılarda Proserpina) adlı  kızı doğmuştur. Bir gün Persephone arkadaşları ile tarlada çiçek toplarken çayır birden ikiye yarılır ve yeraltı tanrısı Hades, yeryüzüne çıkar. Aşık olduğu Persephone’u yeraltına kaçırır.

Demeter kızını aramak için yollara düşer ancak onu hiçbir yerde bulamaz. Üzüntüsü öyle büyük olur ki hayata küser, Olympos’tan kaçar, yüreği sızlayarak ıs­sız bir yere çekilir. Onun küsmesiyle topra­ğın bereketi kalmaz, insanlar kıtlık tehlike­sine uğrarlar.

 Sonunda her şeyi gö­ren ve bilen güneş tanrısı Helios ona kızının yer altına kaçırıldığını söyler.

Zeus Demeter’e yalvarır, ama Demeter yalvarmalara kulak vermez. Bütün yalvarmalarının boşa gittiğini gören Zeus, en sonunda Persephone’nin yılın üç­te ikisini yani çiçek açma ve meyve zamanı­nı, anası Demeter’in, geri kalan üçte birini, yani kışı da kocası Hades’in yanında geçir­mesini kararlaştırır. Böylelikle toprağa ye­niden bereket gelir. Persephone her yeryüzüne çıktığında, Demeter yeryüzüne baharı getirir.

Her çiftliğin kendi Tahıl-anası ya da Yaşlı Kadın’ı veya Genç Kız’ı vardır;  çocuk, gelecek yılın ürününü temsil etmek üzere orta­ya çıkıyor; buna doğallıkla bu yılın ürününün çocuğu olarak bakıla­bilir, çünkü gelecek yılın ürünü ancak bu yılın hasatının tohumun­dan ortaya çıkacaktır. Öyleyse Demeter bu yılın olgun ürünü, Persephone  ise ondan elde edilen ve baharda tekrar görülmek üzere sonbaharda ekilen tohum-tahıldır.

Persephone’nin yeraltı dünyasına inişi tohumun ekilişinin söylencesel bir anlatımı olmalıdır; bahar­da yeniden ortaya çıkışı ise genç tahılın filiz vermesini anlatacak­tır. Böylece bu yılın Persephone’u gelecek yılın Demeter’ i olur, bu da söylencenin ilk şekli olmalıdır.

Dinsel düşüncenin ilerleme­siyle birlikte, tahıl  artık bir yıl içinde bütün bir doğum, büyüme, üretme ve ölüm çevriminden geçen bir varlık olarak değil, ölümsüz bir tanrıça ile kişileştirilir duruma gelince, tutarlılık, iki kişiden biri­nin ananın veya kızının kurban edilmesini gerektirir.

Fakat tahılın ana ve kız olarak ikili anlaşılışı, halkın kafasında mantıkla sökülüp atılamayacak kadar eski zamanda ve derinde kök salmıştı, bunun için de yeniden biçimlenmiş olan söylencede hem anaya hem de kıza bir yer bulmak zorunluydu. Bu da, Demeter, kızının her yıl yeraltında kaybolmasına ağlayan, baharda ortaya çıkısına sevinen tahıl ananın biraz karanlık ve iyice belirgin olmayan rolünü oynama­ya bırakılırken, Persephone’a sonbaharda ekilen ve ilkbaharda filiz veren tahıl rolü verilerek yapıldı.

Böylece, biçim değiştirmiş olan söylence, biri bir yıl doğan ve ertesi yıl kendi ardılını doğuran kut­sal varlıkların düzenli bir biçimde birbirinin yerine geçmesi yerine, biri her yıl yeraltında kaybolan ve sonra yeniden ortaya çıkan, ötekiyse uygun zamanlarda ağlamaktan ve sevinmekten başka yapacak bir şeyi olmayan iki kutsal ve ölümsüz varlık anlayışını sergiler. (Frazer, 1890, s.309)


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: