ATALARIMIZIN DOĞA ANLAYIŞI (7. Bölüm) -/- Bedenlerine Kutsal Ruh Girmiş İnsanlar = İnsan-Tanrılar

yasliİsmet GEDİK

Frazer’in (1890), dinlerin ve geleneklerin köklerinin araştırılmasına yönelik araştırmalardan derlediği bilgileri tanıtmaya devam edelim: 

Doğayı kontrol etme yeteneğinin sınırlarını sezemeyen yabanılın kendisinde ve bütün insanlarda bizim bu gün doğa- üstü dememiz gereken bazı güçler hayal ettiğini gördük.

Ayrıca, bazı kimselerin, bu genel doğaüstücülükten başka,. kutsal bir ruh tarafından geçici olarak esinlendiğinin ve içine girmiş olan tanrının bilgi ve gücünü geçici olarak kullandığının varsayıldığını gördük.


Buna benzer inançlardan, bazı kimselerin bir kutsal ruh’ tarafından devamlı olarak tutulduğu, ya da tarif edilemez bir başka. yoldan tanrılar arasında sayılacak ve dua, kurban gibi saygı belirtilerini kabul edecek derecede yüksek doğaüstü güçlerle donatıldığı anlaşılır. Bu insan tanrılar bazan yalnızca doğaüstü ya da ruhsal işlevlerle sınırlıdır. Bazan buna ek olarak çok büyük bir politik güç de kullanırlar. Bu durumda, tanrı oldukları kadar kraldırlar da, yönetim ise teokrasidir. Her ikisinin örneklerim de vereceğim.

Markiz Adalarında, bütün yaşamları boyunca tanrılaştırılmış bir sınıf insan vardı. Bunların elementler (toprak, hava, ateş ve su, çev.) üzerinde doğaüstü bir güçleri olduğuna inanılırdı. Bol ürün sağlayabilirler ya da toprağı kıraçlaştırabilirlerdi; hastalık , ya da ölüm verebilirlerdi. Bunların gazabından korunmak için insanlar kurban edilirdi. Sayıları çok değildi, her adada en fazla bir iki tane.

Gizemli bir yalnızlık içinde yaşarlardı. Güçleri her zaman değil ama bazan kalıtsaldı. Bir misyoner, kişisel gözlemlerine göre bu insantanrılardan birini anlatıyor. Tanrı, büyük bir evde bir hücreye yaşayan yaşlı bir erkekti. Evde, bir tür sunak vardı, evin tavan kirişlerinde ve çevresindeki ağaçların üzerinde baş aşağı asılmış insan iskeletleri vardı.

Hücreye, tanrının hizmetine adanmış kişilerden aşka kimse giremezdi; ancak insan kurbanların sunulacağı günlerde sıradan kimseler bu bölgeye girebilirdi. Bu insan tanrı bütün öteki tanrılardan daha fazla kurban alıyordu; çoğu kez evinin önünde kurulmuş bir yüksek yerde oturur ve her defasında iki ya da üç insan kurban isterdi. Her defasında bunlar getirilirdi, çünkü çevreye verdiği korku çok büyüktü. Adanın her tarafından ona başvurulur, her yerden sunular gönderilirdi.

Güney Denizi Adaları üzerinde, her adada, tanrıyı temsil eden ya da kişileştiren bir adam olduğu söyleniyor. Bu adamlara tanrı deniyordu, özleri tanrılarınkiyle karışmıştı. İnsan-tanrı bazan kralın kendisi olurdu; ama çoğu kez bir rahip ya da ikinci dereceden bir kabile başkanı olurdu. (Frazer 1890, s. 39)

Iddah Kralı, Nijerya Keşif Kurulundan İngiliz subaylarına şöyle diyordu: “Tanrı beni kendi hayaline göre yarattı; ben Tanrının aynısıyım; ve o beni Kral olarak atadı (Allen ve Thomson 1841, s 288).

Bazan insan biçimindeki tanrının ölümü üzerine, kutsal ruh bir başka adamın bedenine göç eder. Doğu Afrika’ da Kaffa Krallığında, halkın puta tapan bölümü Deôce denilen bir ruha tapınır, ona dualar ve kurbanlar sunarlar, bütün önemli durumlarda ona başvururlar. Bu ruh, kralla hemen hemen aynı düzeyde, büyük servete ve etkiye sahip bir kişi olan büyük büyücünün ya da papanın bedeninde görünür, kral geçici gücünü kullanırken o ilahi gücü kullanır.

Bir ara, krallığa bir Hıristiyan misyonerinin gelmesinden kısa bir süre önce bu Afrikalı papaz öldü; misyonerin, ölmüş papanın yerini alabileceği korkusuyla rahipler Debce’nin krala geçtiğini, bundan böyle ilahi ve geçici gücü kendinde birleştirerek onun tanrı ve kral olarak egemenlik süreceğini ilan ettiler. (G. Massaja, 1853, s 53)

Budist Tatarlar, en önemli manastırların başında bulunan Yüce Lama’lar olarak görev gören çok sayıda Buda’ya inanırlar. Bu Yüce Lamalardan biri ölünce çömezleri yas tutmazlar, çünkü bilirler ki o bir çocuk biçiminde yeniden doğmuş olarak çok geçmeden yeniden görünecektir. Meraklandıkları tek şey onun doğacağı yeri bulmaktır. Tam o sırada bir gökkuşağı görürlerse, bunu ölmüş olan Lama’nın kendilerine gönderdiği, doğacağı yeri gösterecek bir işaret olarak alırlar.

Bazan kutsal çocuğun kendisi açıklar kimliğini. “Ben Yüce Lama’yım” der, “Filan tapınağın yaşayan Buda’sı. Beni eski manastırıma götürün. Ben oranın ölümsüz başıyım.” Buda’nın doğum yeri hangi yolla kendini gösterirse göstersin, ister Buda’nın kendi sözleriyle isterse gökte bir işaretle, çadırlar sökülür, çoğu kez başlarında kralın ya da krallık ailesinin en önemli kişilerinden birinin bulunduğu bir hacı grubu çocuk tanrıyı bulmak ve yurduna getirmek üzere neşe içinde yola koyulur.

Genellikle kutsal toprak Tibet’te doğar, kervan ona ulaşmak için çoğu kez en korkunç çölleri aşmak zorundadır. En sonunda çocuğu bulduklarında kendilerini yere atar ve tapınırlar ona.

Bununla birlikte, Onun, kendi aradıkları Yüce Lama olduğunu tanımadan önce, kimliği hakkında inandırıcı kanıtlar vermek zorundadır onlara. Başı olduğunu ileri sürdüğü manastırın adı, oradan ne kadar uzakta olduğu, içinde kaç keşişin yaşadığı sorulur; aynı zamanda ölmüş olan Lama’nın alışkanlıklarını, nasıl öldüğünü anlatmak zorundadır. Ondan sonra, önüne dua kitapları, çaydanlıklar, çay bardakları gibi eşyalar konur ve önceki yaşamında kullanmış olduğu şeyleri göstermesi istenir.

Eğer hiç hatasız yaparsa bunu, savı kabul edilir ve zafer törenleri içinde manastıra götürülür. Bütün Lamaların başında, Tibet’in Roma’sı sayılan Lhasa Dalai Lama bulunur. Ona yaşayan tanrı gözüyle bakılır, ölüm halinde onun kutsal ve ölümsüz ruhu yine bir çocukta ortaya çıkar. Bazı anlatılara göre, Dalai Lama’nın bulunuş ve tanınış biçimi, biraz önce anlatılan, sıradan bir Yüce Lama’nın bulunuş yöntemine benzer.

Bazı açıklamalarda, bir kur’ ayla seçimden söz ediliyor. Dalai Lama nerede doğmuşsa, bitkilerin ve ağaçların yeşerdiği, yaprak verdiği söylenir; onun söylemesi üzerine çiçekler açar, pınarlar ortaya çıkar; ve onun varlığı kutsal nimetler saçar etrafa. (Frazer 1890, s. 44)

Madagaskar Antaymour’ları arasında kral ürünün yetişmesinden ve halkın başına gelecek her türlü kötülükten sorumludur. Birçok yerde, yağmur yağmazsa ya da ürün iyi yetişmezse kral cezalandırıhr, Böylece, Batı Afrika’mn bazı bölgelerinde, krala edilen . dualar, verilen hediyeler yağmur yağdıramayınca, kabile adamları onu iplerle bağlar ve zorla atalarının mezarına götürürler, gereksindikleri yağmuru oradan elde edebilir diye belki.

İsveç Kralı Domalde zamanında, yıllarca süren şiddetli bir kıtlık olmuştu, ne hayvan ne de insan kanıyla durdurulamıyordu. Bu yüzden Upsala’da büyük bir halk meclisi toplandı, kabile başkanları bu kıtlığın nedeninin Kral DomaIde olduğuna ve mevsimlerin düzelebilmesi için onun kurban edilmesi gerektiğine karar verdiler. Böylece, onu. öldürdüler ve kanını tanrıların altarlanna sürdüler.  Yine, bize an1atıldığına göre, İsveçliler iyi ya da kötü ürün alınmasının nedenini krallarına bağlarlardı.

Bu yüzden, Kral Olaf’ın egemenliğinde, kötü günler ve kıtlık olmuştu, halk ise hatanın kralda olduğunu, çünkü kurbanlarında pintilik ettiğini düşünüyordu. Bu yüzden, bir ordu toplayarak kralın üzerine yürüdüler, sarayını kuşattılar ve sarayın içinde yaktılar onu, “iyi ürün elde etmek için Odin’e
kurban vermişlerdi onu”.

Peru İnka’ları, Güneşin çocukları olarak tanrı saygınlığı görürlerdi; yanlış bir şey yapmazlardı onlar, hiç kimse, monarkın ya da krallık soyundan gelen herhangi bir kimsenin kişiliğine, onuruna ya da mülkiyetine saygısızlıkta bulunmayı aklından geçirmezdi. Yine bundan dolayı İnkalar, çoğu kimse gibi, hastalığa bir kötülük gözüyle bakardı. Bunun, babaları Güneş’in, oğluna gelip göklerde kendisiyle birlikte dinlenmesini bildirmek için gönderdiği bir haberci olduğunu düşünürlerdi.

Bu yüzden de, İnka’nın, yaklaşan sonunu bildirdiği alışılmış sözler şunlar olurdu: “Babam beni dinlenmem için yanına çağırıyor.” İyileşmek için kurban sunarak babalarının isteğine karşı gelmezler, açıkça onun kendilerini yanına çağırdığını bildirirlerdi.!” Meksika kralları göreve başlarken, güneşin parlamasını, bulutların yağmur vermesini, nehirlerin akmasını ve toprağın bol ürün vermesini sağlayacaklarına değgin yemin ederlerdi.

Mısır Kralı, ürünlerde herhangi bir başarısızlık suçunu kutsal hayvanlarla paylaşır görünmektedir. Kendisine şu adlarla seslenilirdi, “Göklerin Sahibi, yeryüzünün, güneşin ve tüm dünyadaki yaşamın sahibi, zamanın sahibi, güneşin seyrinin ölçücüsü, insanlar için Tum, refah tanrısı, hasatın yaratıcısı, ölümlülerin yaratıcısı ve yapıcısı, bütün insanlara ruh veren, bütün tanrılara hayat veren, göklerin tutucusu, yeryüzünün eşiği, her iki dünyanın dengesini tutucu, zengin hediyelerin sahibi, ürünün büyütücüsü, vb.»

Habeşistan’ın dış bölgelerindeki kabileler arasında bir gözlemci şöyle anlatılıyor: “Barea’lıların Alfai rahipliği ilginç bir rahiplik; yağmur yağdırabileceğine inanılır onun. Bareas Alfai’si, Tembadere yakınında bir dağda ailesiyle yalnız başına yaşar. Halk giyecek ve meyva şeklinde hediyeler getirir ve büyük bir tarlayı ‘onun adına eker biçer. Bir tür kraldır o, görevi kalıt yoluyla erkek kardeşine ya da kız kardeşinin oğluna geçer.

Onun yağmur çağırabileceği ve çekirgeleri yöreden kovabileceği varsayılır.

Ama halkın bekleyişlerini boşa çıkarır ve ülkede büyük bir kuraklık baş gösterirse, Alfai ölünceye kadar taşlanır, ona ilk taşı atmaya zorlananlar da en yakın akrabalarıdır.

Biz ülkeden geçerken, Alfai görevini hala yaşlı bir adam yürütüyordu; ama duydum ki, yağmur yağdırmak onun için çok tehlikeli olmaya başlamıştı, bunun üzerine o da’ görevinden ayrıldı. (Frazer 1890, 1, s. 54)


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: