ATALARIMIZIN DOĞA ANLAYIŞI (8. Bölüm) -Önceki bir makale dizininde görüleceği üzere, insanlık şu temel konularda sürekli bir araştırma içindedir:

yasliİsmet GEDİK

Doğa nasıl oluşup-gelişiyor? Gelecekte neler olabileceği nasıl anlaşılabilir?

Vs. İşte gelecekte neler olabilir? sorusuna yanıt arayıcı uğraşların başında kahinlik gelir. Geleceğin nasıl olacağı, “information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziğine göre, en iyi bilgileri oluşturan varlıklarca belirlenecektir. Önceden öngörülemez.

2.5 milyon yıl önceleri ortaya çıkan insan, beyni gittikçe büyütülen, büyütüldükçe de doğa ve dünyayı daha iyi anlamaya ve yorumlamaya çalışan bir canlı türüdür. Bu özelliklerinin 2.5 milyon yıl içinde nasıl değişip geliştiği önceki mesajlarımızda açıklanmıştı.


Okumamış olanlar şu adresli yazıda okuyup- görebilirler: https://tanriyianlamak.blogspot.com/2020/11/beyin-ve-tanri-1.html

O makale dizininde görüleceği üzere, insanlık şu temel konularda sürekli bir araştırma içindedir: Doğa nasıl oluşup-gelişiyor? Gelecekte neler olabileceği nasıl anlaşılabilir? Vs.

İşte gelecekte neler olabilir? sorusuna yanıt arayıcı uğraşların başında kahinlik gelir. Geleceğin nasıl olacağı, “information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziğine göre, en iyi bilgileri oluşturan varlıklarca belirlenecektir. Önceden öngörülemez.

Şimdi eskiden insanların bu konuda nasıl düşündüklerini görelim.

Kahinlik

İnsan-tanrı ya da tanrısal veya doğaüstü güçlerle donanmış bir insani varlık kavramı, temelde dinler tarihinin erken bir dönemine aittir. Ateş yakarak, mızrak, ok, vs gibi aletler yaparak diğer varlıklardan ve  hayvanlardan daha üstün bir varlık olduğunu fark eden ilk insanlar, kendisini epey doğa-üstü görür.

Bu nedenle o, insan-tanrıda ya da tanrı-insanda tam bir inançla kendisinde de olduğunu ileri sürdüğü aynı doğa üstü güçlerin daha yüksek bir derecesinden başka şey görmemektedir. (Frazer 1890, s. 35)

Bir olayın veya hareketin  gerçekleşmesinin, “ruh” adını verdiği görünmeyen bir sinyal tarafından yapıldığına inanan bu insanlar, tanrı-insan bedenlerine ilgili “ruh”un girdiği için böyle olağan üstü bir güce ulaşıldığına inanırlar, Bu olay ruhun bedenleşmesi olarak kabul edilir.

Bu tür bedenleşmiş tanrılar yabanıl toplumda yaygındır. Bedenleşme geçici ya da devamlı olabilir. Geçiciyse, bedenleşme genellikle esin ya da cin tutma olarak bilinir, kendini doğaüstü bir güç şeklinde olmaktan çok doğaüstü bir bilgi şeklinde gösterir. Diğer bir deyişle, genel belirtileri tansıklardan çok bilicilik ve yalvaçlıktır.

Öte yandan, bedenleşme geçici olmakla kalmayıp, kutsal ruh bir insan bedenine yerleşmişse, tanrı-insanın tansıklar göstererek bu özelliğini kanıtlaması beklenir kendisinden. Ancak, düşüncenin bu döneminde, insanların tansıklara doğa yasasını kırma olarak bakmadığını anımsamamız gerekir.

Doğa yasasının varlığını kavrayamayan ilkel insan onun bozulması, kırılması diye bir şeyi de kavrayamaz, Ona göre bir tansık, ortak bir gücün alışılmamış, çarpıcı bir belirtisidir. (Frazer 1890, s. 35)

Geçici bedenleşmeye ya da esinlenmeye inanış bütün dünyada yaygındır. Bazı kişilerin zaman zaman bir ruh ya da tanrı tarafından ele geçirildiği varsayılır; bu ele geçirilme devam ettiği sürece onların kendi kişilikleri askıdadır, ruhun varlığı, insanın bütün bedeninin çırpınarak titremesi ve sarsılmasıyla, çılgınca hareketler ve delice bakışlarda gösterir kendini: bütün bunlar o insanın kendine değil, onun içine girmiş olan ruha bağlanır; ve bu anormal durumda ağzından çıkan her şey onun içine yerleşmiş, onun ağzından konuşan tanrının sesi olarak kabul edilir.

 Mangaıa da, içlerine zaman zaman tanrılar giren rahiplere “tanrı-evleri” ya da kısaca
“tanrılar” denirdi. Bunlar, tanrılar gibi kehanetlerde bulunmadan önce sarhoş edici bir içki içer ve böylece yaratılan vecit halinde söylediği çılgınca sözler tanrının sesi olarak kabul edilirdi.

Bununla birlikte, geçici esinlenme yaratan iki özel tarza göndermede bulunmak yerinde olacaktır, çünkü bunlar belki ötekilerden daha az bilinen ve ilerde başvurma fırsatı bulacağımız şeyler. Bu esinlenme yaratma yollarından biri, kurban edilen şeyin kanını içmektir. Argos’ta, Apollo Diradiotes tapınağında ayda bir kez geceleyin bir kuzu kurban edilirdi; bir iffet kuralına uymak zorunda kalmış bir kadın, kuzunun kanını tadardı, tanrı tarafından böylece esinlenerek kehanetlerde bulunur ya da geleceği haber verirdi.

Güney Hindistan’da bir şeytan-dansçı “kafası kesilmiş keçinin gırtlağım ağzına tutarak kurbanın kanını içer. Sonra, yeni bir hayat kazanmışçasına zilli çomağını sallamaya, hızlı fakat çılgınca kararsız adımlarla dans etmeye başlar. Birden bire esin bastırır. Ve hiç kuşkusuz, o dik dik bakışlar, o kendinden geçmiş sıçramalar da. At gibi horuldar, gözlerini diker, döner.

Şeytan, bedenini esir almıştır artık; konuşma ve hareket gücünü elinde tutuyorsa da, her ikisi yine de şeytanın kontrolü altındadır, .kendi bilinçliliği askıdadır .. Şeytan-dansçıya şimdi orada.var olan bir tanrı gibi tapınılır; her seyirci, hastalığı, gereksinmeleri,. orada olmayan akrabalarının sağlığı, arzularının yerine gelmesi  için yapılması gereken adakları, kısaca, üstün insanın bilgisinin olabileceği her şey hakkında ona danışır.

Geçici esin yaratma tarzlarından burada sayacağım bir başkası, kutsal bir ağacın bir dalı ya da yapraklarıyla yapılanıdır. Hindukuş’ta kutsal sedir ağacının ufak dallarıyla bir ateş yakılır; Dainyal ya da kadın .bilici başına bir örtü örterek bedeni titremelere tutulup da duyarsız bir biçimde yere düşünceye kadar ağır, keskin kokuyu ciğerlerine çeker. Az sonra ayağa kalkar ve tiz bir sesle şarkıya başlar, dinleyicleri de ona katılır ve tekrarlar şarkıyı. (Frazer 1890, s. 37)

Rahip ya da bilici kadar kurbanın da çırpınma biçiminde beden hareketleriyle esinlenme belirtileri verişi gözleme değer; eğer hayvan ısrarla hareketsiz kalırsa, onun kurbana uygun olmadığını düşünürler. Yakutlar kötü bir ruha kurban verirlerken, hayvanın böğürmesi, debelenmesi gerekir, bunu, kötü ruhun hayvanın bedenine girdiğinin bir belirtisi olarak kabul ederler.

Apollo bilicisi kadın, kurban edilecek hayvanın başına şarap döküldüğünde her bacağı ayrı ayrı titremezse kehanette bulunamazdı.

Fakat sıradan Yunan kurbanları için kurbanın yalnızca başını sallaması yeterdi; böyle yapması için başından aşağı su dökülürdü.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: