ATALARIMIZIN DOĞA ANLAYIŞI (13. Bölüm) -/-/ Yaratıcılık nasıl olmakta, canlılık nasıl oluşuyor? Çağdaş-bilgiler ışığında ruhun kaynağı (2. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

Doğa, alt-sistem –üst-sistem ilişkileri çerçevesinde gelişir. En alt sistemi is atomların  da parçaları olan atom-altı-öğeler oluştururlar.

Bedenlerin içlerindeki küçük canlılar olan hücreler tarafından oluşturulması gibi, diğer varlıklar da, içlerindeki molekül, atom gibi daha küçük bileşenlerince oluşturulmaktadırlar. Çünkü  Canlılık atomlar aleminde kuantlarla başlar.

Önce atom-altı-öğelerle yapılan bir 2-seçenekli  “2-delik” deneyi göstererek, onların bilinçli mi yoksa robot gibi mi davrandıklarını görelim.


Şekilde görüldüğü gibi deney  bir hazırlanır. (S) noktasına bir elektron kaynağı ve arka duvardaki bir yere bir elektron algılayıcısı (D)   bir detektör yerleştirilir. Aralarındaki perde üzerinde de -(A) noktasına- bir delik açılır.

Deliğin boyutu, (S)deki kaynaktan 100 öge gönderildiğinde, delikten sadece bir öge geçebilecek şekilde ayarlanır.

Aynı boyutta ikinci bir delik (B), biraz daha yukarıdaki bir noktada açılır. (A) deliği kapatıldığında, (B) deliğinden de, gönderilen 100 ögedan sadece bir tanesinin geçtiği doğrulanır.

Her iki delik birlikte açık tutulduğunda ise, normal bir mantığa göre, gönderilen 100 elektrondan 2 tanesinin geçmesi ve detektörden 2 kayıt işareti alınması beklenir.   …  Ama gerçekte durum hiç de böyle olmamaktadır. Detektör duvar üzerinde kaydırılabilir özelliktedir ve yeri kaydırıldıkça, algılanan elektron sayısının sıfır ile 4 arasında değiştiği görülür.

Bu değişimin hangi kurala göre olduğu araştırıldığında ise, öğelerin şöyle bir olasılık hesabı yaparak davranışlarını belirledikleri ortaya çıkmaktadır.

Kuantsal sistemlerde fizikçiler bir dalga-boyundan söz eder. Bu “dalga-boyu” kavramı, gerçekte bir dalga-boyu değil, kuantsal öğelerin değerlendirme-adımlarıdır. Kuantsal öğeler hedeflerini (sıfır – maksimum(+1)- sıfır – minimum(-1) – sıfır) şeklinde pozitiflikle negatiflik arasında değişen değerlendirme adımlarıyla ölçerek değerlendirirler.  (D)’ye ulaşmak isteyen bir öğenin önünde iki seçenek vardır:

Ya (A) deliğinden geçecektir, ya da (B). Öge her iki seçeneği de teker teker değerlendirir:

Örn. (A) yolunu adımına göre hesaplamaya başlar; 1 adım, 2 adım, 3,4,5,6, adım vs. (D) hedefine vardığında adımının hangi değerde bulunduğuna bakar. Diyelim maksimum (+1) değeriyle son buldu.

Şimdi diğer (B) yolunu aynı şekilde hesaplamaya başlar; diyelim minimum (-1) değeriyle son buldu.

Öğe bu iki değeri toplar: +1-1=0.  Sıfırın karesini alır: yine sıfır. Ve öge kararını verir: Bu durumda hedefe varmanın hiçbir yararı yok; (S)den gönderilen 100 elektrondan hiçbiri delikten geçemez ve (D) detektörüne hiçbir şey ulaşmaz.

Başka bir ölçüm sonucu şöyle olsun: (SAD) yolu sonunda ulaşılan değer (+1), (SBD) yolu sonunda ulaşılan değer de ( +1) ise, +1 +1 = 2.   2’nin karesi alınır: 4 eder.

Bu durumda (S)den gönderilen 100 elektrondan 4 tanesi deliklerden geçer ve detektör 4 öğe kayıt eder. Delikler normalde birer öğe geçirecek kadar büyüklükte olmalarına rağmen, normalde 2 öğenin geçebileceği deliklerden 4 tane öğe geçer!

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: Rezonans, yani uyum, doğadaki oluşum-ve gelişmeleri yönlendirici ana unsurdur. Öğeler (olasılıklar) arasında uyum (rezonans) oluşuyorsa, ortaya ekstra kazanç çıkıyor!

Olasılık hesaplı işlemlerin ilginç yönü bu noktadadır. Normal değer 1 = bir olarak kabul edildiğinde, hesaplama sonucu 1’den büyük olan değerlerin karesi alındığında sonuç çok büyük oranda artarken, 1’den küçük sonuç değerlerinin kareleri gittikçe küçülürler.

Örneğin 1.5’in karesi 2.25 gibi büyüyen bir değer verirken, 0.5’in karesi 0.25 gibi küçülen bir sonuç verir.

Doğadaki tüm olaylar ve işlemler de böyle bir olasılık hesabı sonucuna göre yapılmaktadır. 

Kuantsal öğelerin, güzergahlar arasındaki mesafe farkına bağlı olarak, (0 – 4) gibi çok farklı değerler arasında değişecek şekilde ulaşım noktalarına gitmeleri, WAVE-BEHAVİOUR = DALGA-DAVRANIŞI OLARAK TANIMLANMIŞTIR.

Elektronların hangi delikten geçtikleri merak edilip, deliklerin arkasına özel detektörler konduğunda ise, elektronlar olasılık hesabı yapmaya gerek duymadıkları ve beklenen şekilde, yani her delikten bir elektron geçecek şekilde davrandıkları görülür. Bu durumda arka duvardaki detektör, hep sabit bir değerde (yani 2) elektron algılar. BU DURUMA KUANTSAL ÖĞELERİN PARÇACIK DAVRANIŞI DENİYOR.

Canlılık neyle ve nerede başlar?

Doğada sürekli olarak gerçekleşen değişim-dönüşümlerin temelinde kuantsal enerji olgusu yatar. Kuantum fiziği deneyleri,  atom ve atom-altı-öğeler dediğimiz proton-nötron-elektron, foton gibi temel varlıkların, ölü, cansız değil, tam tersine, cıvıl-cıvıl hareketli, yani canlı olduklarını göstermektedir. Statik-sistemli bakış açısının oluşturduğu ön-yargı ile fizikçiler bu temel varlıkları, “parçacık” olarak tanımlarlar.

Onlarla yaptıkları deneylerde ise, bu öğelerin kah bir bilye gibi “parçacık”, kah bir hareketli öğe gibi “dalgalanma” özelliğine sahip olduğunu da görürler. Ne zaman parçacık, ne zaman “dalga” özelliği gösterdikleri araştırıldığında ise, gözlemleniyorlarsa parçacık, gözlenmiyorlarsa “dalga” özelliği gösterdiklerini fark etmişlerdir. Bu ikili özelliğe de “wave-particle duality = dalga-parçacık-ikiliği” demişlerdir. Bu davranış değişimini de, “gözlemci dalga fonksiyonu çökertir” şeklinde açıklamaktadırlar.

Şimdi burada bir nokta koyup, ön-yargısız düşünelim. Kuantsal öğeler dediğimiz, atomlar ve atom-altı-öğeler (proton-nötron-elektron-foton, vs.) “dalga-parçacık-ikiliği” gösterirler. Şimdi siz, elektron, foton gibi temel öğelerle deney yapıyorsunuz, deneylerde, siz onları gözlemlemeye kalkıştığınızda, onların dalga fonksiyonunu çökertmiş oluyorsunuz, öyle mi?

Ortada bir aktivite, bir olay var: kuantsal-öğenin “dalgalanma” özelliği kayboluyor. Bu dalgalanma nasıl oluşuyordu? Öğeler, önlerindeki iki güzergahı ölçüp-değerlendiriyorlar ve ölçüm sonuçlarının maksimum veya minimum değer göstermeleri ve birbirlerine uyumlu  olup olmadıklarına göre bizzat kendileri karar veriyorlardı.

Birileri kendileriyle ilişki kurmak istiyorsa, onu da algılayıp, hesap yapmaya gerek duymuyorlar, normal beklenen şekilde davranıyorlardı. (Hatta detektörün ne kadar sağlam veya bozuk olduğunu da algılıyor ve o bozukluk oranına göre dalga veya parçacık olarak davranıyorlar.) Fizikçi dostlar, lütfen biraz mantık!

Şimdi kafanızda, doğada canlılık nerde ve nelerle başlıyor konusunda temel bir fikir oluşturabildiniz mi? Statik sistem ile dinamik sistem arasındaki fark işte bu temel özellikten kaynaklanır. Yani doğadaki canlılık ve hayat, atom-altı-öğeler dünyası ile başlar ve “information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği, Chaisson yönelimi gibi faktörlerle alt-sistem-üst-sistem oluşumları şeklinde milyon-milyar yıllık süreçlerle devam eder.  

Atomlar aleminin yukarda açıklanan özelliği haricinde, şu ekstra özellikleri de, onların doğayı oluşturup-geliştiren en temel (canlı) varlıklar olduklarını göstermektedirler:

  • Atomik öğeler mimar-mühendistirler, her şeyi pozitiflik-negatiflik arasında değişen ölçme- sistemleriyle değerlendirirler.
  •  
  • Bir elektron, daha ergonomik bir yapı algılayıp, oraya göç etmek istediğinde, “kuantsal enerji-bankası” ona ihtiyacı olan o muazzam  enerjiyi ödünç verir, buna “tünelleme etkisi” denir.
  • EPR (Einstein-Podolski-Rosen) etkisi evrensel ölçekte bir anında etkileşim (haberleşme) sistemidir ve bu sayede evrensel ölçekte enerjinin dengelenmesi sağlanır.
  •  
  • Anında etkileşim, sadece kuantsal öğelerde değil,  onlardan oluşan diğer üst-sistemlerde de geçerlidir ve bu nedenle bir çekül veya pusula iğnesi ait olduğu üst-sistemdeki tüm kütle veyahut manyetik alan değişimlerini anında algılayarak, davranışını onlara göre ayarlarlar.
  • Kuantsal öğelerin, kendilerini gözetleyen biri olup-olmadığını algılayıp, ona göre davranması tam bir bilinçli davranıştır;
  •  
  • Atomların tasarımları, peryodik bir tablo halinde, bir yönde elektro-negativiteler artarken, diğer yönde elektro-pozitivite artması, atom-çaplarının düzenli şeklide değişmesi gibi bir çok özellik gösteren tam bir düzenleyiciliktir.
  • Bilginin eksponansiyel gelişiminin sağlanmış olması ap-ayrı bir mucizedir.
  • Atom-çekirdeklerinde birbirlerini itecek özellikli olan protonların sıkı bir şekilde bir arada tutulmaları ve bu olayda E=mc2formülüne uyacak derecede çok muazzam enerji depolanması enerji-madde ilişkisini doğuran başka bir olağan-üstülüktür.
  •  
  • Kuantların canlı olmaları ruh denilen ve tanrı kavramının çekirdeğini-özünü oluşturan olgudur, ruh ile kuantsal öğeler arası bu örtüşmeyi gösterir.  

Tüm bu olgular karşısında insanlar, evrimci, ateist, Marksist, vb. ne olurlarsa olsunlar, atalarımızın “tanrısal güç” dediği, doğadaki bu olağan-üstü güç sistemini nasıl kabul etmezler ve Doğadaki Dinamik Oluşum Mekanizması (DOM)-sistemi gibi dünya genelinde tüm insanlığın sorunlarının çözen bir görüşte birleşmezler?

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: