ATALARIMIZIN DOĞA ANLAYIŞI (15. Bölüm)

yasliİsmet GEDİK

4 bin yıl öncesine kadar insanlar kendi oluşturdukları bilgilere göre yaşarken, sonraları “efendi olarak görülen” tepedeki birilerinden alınan bilgilere göre yaşamaya başlamışlardır.

Neden 4 bin yıl öncesine kadar olan yerleşimler Höyük şeklinde iken, sonraları büyük saraylar ve onların çevresine dağılmış evler şeklindedir?

okuBu sorunun yanıtı hayata bakış açısında yatar. İnsanlar, Anadolu gibi bakir topraklarda karşılıklı hizmet alış-verişine dayalı olarak on-iki bin yıldan beri yaşamaktaydılar.


Taa ki Sümerler denilen son Atlantisliler Basra çevresinde tepeden yönetilen devlet sistemini ortaya çıkarana kadar. Sümerler toplumların krallık denilen bir otoriter güç sistemince yönetimini öngörürler. Bu görüşe varmalarının nedeni şu olmuştur:

Sümerlerin bıraktıkları çivi-yazılı tabletlerden onların inanç sistemleri çıkartılabilmektedir. Bu bilgiler şunları göstermektedir:

Eskiden yaşadıkları ortam gittikçe denize gömülmeye başlamıştır. Bunun nedeni olarak insanların namus ve ahlaklarının bozulmuş olması nedeniyle, tanrıların onları cezalandırması olarak düşünülmektedir. Adalarının gelecekte beklenen bir sel ve tufanla tamamen gömüleceği endişesi içindeki halkın içinden biri, rüyasında bir tanrının kendisine bir mesajda, bir “gemi” yaparak bu felaketten kurtulabileceği bilgisini verdiğini söyler, ve buna uyan halk son sel felaketinden kurtularak karaya çıkarlar (Basra çevresinde).  

İşte bu şekilde doğal felaketlerden korunmanın ilahi mesajlar alan kişilere (kral- sultan, lider, vs) uyarak yaşamakla mümkün olduğu görüşü insanlık aleminde yer almaya başlar ve tepeden yönetim şekli dünyaya yayılır.

Kral gücünü nerden alacaktır? Halkın ürettiklerinden. Halk ürettiğinin çoğunu efendisine verir. Efendisi bu şekilde çok zengin olur ve parayla yanına muhafızlar, askerler tutarak, hükmettiği bölgeyi daha da genişletmeye çalışır. Ganimetçilik ve istila bu yönetim sisteminin temelini oluşturur. Devlet denilen tepeden yönetimli sistem o tarihten beri yaygınlaşmış ve günümüze kadar devam eden bir sömürü sistemi olarak hala sürdürülmektedir.

 Höyük kültürü

İnançları gereği, her devletin tepesinde asil-soylu bir kral vardır ve o kral devletin sahibidir. Devlet denilen ve hep tepedeki birilerince sahiplenilen yaşam sistemi böyle başlatılmıştır. Devletin sahipliği ve yönetimi, kutsal özlü sayılan krallara aittir.

Halk krala ait topraklarda efendinin hizmetkarı-kölesi olarak çalışıp-üretir; ürettiğinin çoğunu kral alır, kalanıyla da halk yetinip-geçinmek zorunda kalır.

Kralın gücü, tabandaki halkın ürünleriyle oluşturulur ve kapitalist sistemin tohumu atılmış olunur.

Tepedekilere riayeti sağlamlaştırmak adına her millete (devlete) kendi dillerinde bir peygamberle Me adı verilen bir kutsal kitap gönderildiği ve halkın bu kutsal bilgilere uyarak yaşamalarının şart olduğu öğretilir.

Devlet denilen ve tepedeki bir kutsal kişilikçe sahiplenilen sistemde tüm güç tepedeki kralda olunca, tepedekiler bu mali güç sayesinde özel görevliler tutarak, tüm halkı ve onların davranışlarını kontrol etme olanağına kavuşurlar.

Halk kendi emeği ile oluşturduğu gücü tepedekilere verince tepedeki halkın “parasıyla” halkı baskı altında tutacak görevliler (muahfızlar, polisler vs.) tutarak, halkın ayaklanması veya karşı çıkmasını sürekli engellemiştir.

İşte o tarihten beri dünyada hak-hukuk kalmamıştır..

Tepedekiler bu olanağı sonuna kadar kullanıp, halkı sömürmeye ve kendileri şatafat içinde yaşamaya başlarlar.

Halkın bir zombi gibi davranıp, tepedeki efendisine körü-körüne itaat etmesini sağlamak için gökten kendilerine ilahi mesajlar geldiği, bu kutsal mesajlara uyularak yaşayanların ahiret hayatında çok mutlu bir ebedi hayat yaşayacağı gibi dinsel bilgileri ilk ortaya atanlar da yine Sümer Kralları olmuşlardır.

Bu durum devletler arasındaki mücadelelerde fark yaratır, çünkü kutsal kitap hükümlerine göre yaşayanların ölümden sonraki hayatta cennette yaşanılacağı inancı savaşlardaki askerlerin mücadele azmini muazzam etkiler.

Tüm bu inanç sistemlerinde insanlara şu görüş aşılanmaktadır: Yaratıcının emirlerine göre yaşanırsa öldüklerinde cennete gideceklerdir.

Yaratıcının emirleri arasında, onun görüşlerini yaymak için diğer kavimlerle yapılan savaşlarda ölenlerin de şehit olacakları ve cennete gidecekleri şeklinde hükümler bulunması çok düşündürücüdür.

Çünkü tüm insanlığın değil, belli kavimlerin çıkarlarının ön plana alındığı açıkça bellidir.

Görüldüğü üzere, dünyadaki son 4-5 bin yıldır oluşan gelişmeler tepedeki efendiler sınıfının siyasi ve ekonomik çıkarları dikkate alınarak, tepedeki zümrelere itaatkâr insanlar yetiştirecek şekilde planlanmıştır. Halk genelinin huzur ve refahını sağlamak hiç ön planda olmamıştır. Yani farklı dinsel inanç sistemlerinin tamamen pasif ve itaatkâr insan yetiştirmek amacıyla ortaya çıkarıldıkları anlaşılmaktadır.

Bu yapılırken insanlara “hırsızlık yapmamak, insan öldürmemek, vs.” gibi iyi niyet kavramları sunulmuştur. Ancak bu iyi niyet terimlerinin tüm insanlık için olmadığı aşikardır, çünkü, inandıkları kutsal kitap görüşünü yaygınlaştırmak için başka kavimleri öldürmek sevap sayılmakta, cennetle ödüllendirilmektedir.

Zombi yapma hatalı bilgi öğretilerek yapılır. Şöyle ki: bilgiye hasret olana insanlığa şu tür bir inanç sistemi belletilmiştir: “tepedekinin isteği doğrultusunda yaşayanların öteki dünyada ebedi bir cennet hayatı sürdüreceği şeklinde” bir görüş gelenekselleştirilmiştir.

Bu görüşün “TEPEDEKİLERE İTAAT ETMEYİ TEŞVİK ETMEK”ten başka ne amacı olabilir?

Kutsal görüş uğruna savaşırken ölenlerin “şehit” olacakları ve öteki dünyada cennete gidecekleri vaadi tepedeki efendilerin ganimetçilik hırslarının bir göstergesi değil midir?

Bu dünyada yaşamak üzere oluşturulan insanlara bu dünyada rahat ve huzurlu bir yaşam sunamayan efendiler kesiminin, insanlara öteki bir dünyada mutlu ve ebedi yaşam vaat etmeleri ne anlam taşır?

Sümer krallar listesi tabletlerinde görüldüğü üzere, Sümerler “Oluşturma – Yönlendirme – Sahiplenme” konusunda tamamen dışsal bir sistemin doğada egemen olduğu şeklinde bir görüşe sahipler. Ve bu görüş önceki bölümlerde aktarılan jeolojik-astrofiziksel-biyolojik-nörofizyolojik gibi doğa-bilimsel verilere tamamen terstir.

Sümerlerin oluşturduğu bu yaşam modeli, 5 bin yıldan beri insanların yaşamında maalesef çok etkili olmuş ve kapitalizm, emperyalizm gibi günümüz devletlerinde yaygın olan toplumsal hastalıklara yol açmıştır.

Günümüzde de hala tüm devletler hep tepedekilerce sahiplenilmeye devam edilmektedir. Anadolu kültürünün ürünü olan ahilik gibi meslekler arası örgütlenmeye dayalı toplumsal sistemler hep bastırılmıştır.

 İnsanlık bir şey yapma-oluşturma veya yaratma gücünün tepedeki bir sistemde olduğuna inandırılmıştır. Kendisi de bir şeyler yapabildiği için, kendisini diğer varlıklara üstün görmüştür. Zaman kavramını da tepedeki bu güç-sisteminin ömrüne endeksli sonsuzluk kabul ettiğinden, ebedi bir hayat sistemi olacağına inanmıştır. 

Halbuki tepede değişmeyen hiçbir varlık olamaz, çünkü değişim-dönüşümün olmadığı hiçbir şey yaşayamaz, çünkü yaşam değişim-dönüşümlere endekslidir.

bir düsün

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: