FİKRİ SAĞLAR BAHANE TÜRBAN SÖMÜRÜSÜ ŞAHANE

altanAltan ARISOY

Yıl 2002.

Eylül ayında bir akşamüstü.

Yaşadığım ilçenin Eğitim-Sen şubesinde Fikri Sağlar seçim propagandası yapıyor.

1999 seçimlerinde CHP’nin barajı aşamamasının nedenini halkın kendilerini anlayamaması olduğuna bağlıyor. Türkiye’nin sorunlarının Sosyal Demokrasi ile çözülebileceğini anlatıyor.

Ama Atatürk’ün Cumhuriyet’in korunması ve yükseltilmesi amacıyla kurduğu partinin önde gelen bir üyesi olarak Atatürkçülükten (Kemalizm) hiç söz etmiyor.


Çok dikkat çekici bir durum.

Toplantının soru-yanıt bölümünde söz alarak, Sosyal Demokrasiyi ve evrensel ilkelerini överek anlattığını; oysa Atatürkçülüğün Türkiye Cumhuriyetinin temellerini oluşturarak, ilkelerini belirlediğini söyledim. Bu nedenle, çözümün Atatürkçülükte olması gerekmiyor mu, diye sordum.

Sağlar, birkaç cümlede sosyal demokrasinin içinde Atatürkçülüğün de var olduğu yanıtını verdi.

O an anladım.

Yeniden söz almadım.

Sosyal Demokrasi ile Kemalizm’in bambaşka şeyler olduğunu, dahası temelde birbirlerine düşman ideolojiler olduğunu anlatmanın ne yeri ne de gereği vardı.

O gün, 1980’lerin, 1990’ların Türkiye’nin siyaset cambazlarına hiçbir şey öğretmediğine, savundukları tez ve karşı tezleri iyi bilmeden politik mücadele yürüttüklerine bir kez daha tanık olmuştum.

Fikri Sağlar’ı bakan olduğu dönemde yıllardan beri Cumhuriyet düşmanı olan Altan sülalesinin bir üyesini baş danışman yaptığı, CHP’den daha çok ÖDP’ye yakın olduğu, Said-i Nursi’yi, Necip Fazıl’ı Kültür Bakanlığı yolu ile hoşgörü çerçevesine alarak tanıttığı ve şarkılara konu eleştiriler aldığı için zaten pek beğenmiyordum.

Sonraki yıllardaki davranışları da bu düşüncemi iyice pekiştirdi.

O’nu siyaseti her zaman meslek edinmiş bir hırslı olarak gördüm.

Öyle ya, 1982’den beri politika sahnesindeydi.

“Artık yeter” demeyi hiç düşünmedi.

+++

Bir hafta kadar öncesiydi.

Fikri Sağlar Halk Tv’de katıldığı bir programda şunları söyledi:

“Yargılandığım zaman türbanlı bir hâkimin karşısına gittiğimde benimle ilgili haklarımı koruyacağı ve adaleti yerine getireceği konusunda kuşkum var. Nitekim başıma da geldi..”

“Nitekim başıma da geldi” diyor.

Der demez tüm medya, kamuoyu oluşturucuları, cumhurbaşkanı, kimi profesörler, siyasi parti başkanları ve sözcüleri, dinci propaganda ile geçinenler, kısaca toplumun tümünü temsil edenler hep bir ağızdan bağırmaya başladılar:

“Kılık kıyafet faşizmi, köhnemiş fikirler, barbar ve müptedi zihniyet, 28 Şubat zihniyeti,  gericilik, ırkçılık, hadsizlik, skandal ifadeler, kin kustu… Başörtüsü Müslüman kadınlar için özgürlük simgesidir.”

En acısı da Kılıçdaroğlu başta olmak üzere CHP sözcülerinin AKP’lilere koşut olarak “vurun abalıya” dercesine saldırıları…

Anlaşıldı ki, din simsarlarının bakış açısı tüm toplumda egemenlik kurmuş.

Öyle değilse bile, parti yönetimlerine, genel başkanlara, dincilik satanlara yaranma, göze girme hevesi baskın politik anlayışın temel değeri olarak kabul görmüş!

Şaşırdım.

Aynı soruyu sıradan yurttaşlara da sorsanız yarısı kadarı aynı yanıtı verir.

Beyni olan her insanın militanlığını yargı kürsüsünde bayrak gibi gösteren bir yargıcın kararlarından kuşkulanması gerekmez mi?

Fikri Sağlar’a ilk kez tam olarak hak verdim.

+++

1950’li yılları anımsayan ya da iyice okuyup öğrenen var mı?

İlker Başbuğ’un kitabını tanıttığı toplantıda “Menderes erken seçime gidileceğini açıklasaydı 27 Mayıs olmazdı” şeklindeki- o dönemi yorumlayanların yaygın görüşü- yorumu da benzer ve haksız bir saldırıya uğradı.

O yıllarda mahkemelerin DP lehine kararlar verdikleri unutulmuş! Varsa-yoksa 27 Mayıs yargılamaları kınanıyor!

Demek ki 1970’li yıllarda yargıçların sağ-sol kavgalarında tuttukları tarafı aklayan kararlar aldıkları, karşıtlarına haksız mahkumiyet verdikleri bilinmiyor!

Demek ki “Üç fidan” haksız-hukuksuz asılmamış!

1980’li yıllarda milliyetçiler ve solcuları tasfiye eden yargı kararları olmamış! İslamcılar korunmamış!

Demek ki, FETÖ 90’lı, 2000’li yıllarda açtığı her davayı kazanmamış!

“İnancım gereği ben erkek hastaya bakmam” diyen kadın hekimler olmamış!

Demek ki ülkemiz yurttaşları bölünmemiş, iktidar tüm muhalefeti hain, PKK ve FETÖ yanlısı olarak ilan etmemiş, bütün yurttaşları sevgi ile kucaklamış!

Demek ki başta cumhurbaşkanı olmak üzere en yetkililer, her ağızlarını açtıklarında milletin yarısını temsil edenlere hakaret etmemiş, iftira atmamış!

Demek ki cumhurbaşkanı her eleştiriyi hakaret sayarak yüz bine varan yurttaşı dava etmemiş, servet değerinde tazminatlar adaletin gereği olarak istenmiş!

Demek ki, yargıçlar ve savcıların çoğunluğu AKP kadrolarından seçilmemiş! Hepsi liyakatli. Kararları adil, yargı bağımsız…

Ve demek ki,  başta Erdoğan olmak üzere, hakim ve savcıları hiç suçlamamış, kararlarını saygıyla karşılamışlar ve onlar hakkındaki düşüncelerini saklı tutmuşlar!

Demek ki ülkemizde Ergenekon, Balyoz vb kumpasları yapılmamış!

Fikri Sağlar’a saldıranlara soralım:

Tüm bunların hatta çok daha fazlasının yaşandığı ülkemizde, türbanlı bir yargıcın, laik ve demokrat bir yurttaş hakkında – özellikle siyasal davalarda – vereceği kararın doğruluğundan nasıl emin olabiliyorsunuz?

Siyasal dinciliği bayrak edinenlere de soralım:

Siz bir açık giyimli yargıç tarafından yargılansanız ve suçlu bulunsanız hiç kuşku duymaz mısınız?

Yoksa ilk yapacağınız şey “laik hakim beni Müslüman olduğum için cezalandırdı” diye bağırıp, propaganda yapmak mı olacaktır?

Türkiye’de ideal bir hukuk düzeni mi var?

Adalet bu duruma düşmüşken, ülkemizde bağımsız ve tarafsız yargı ortadan kaldırılmışken, Fikri Sağlar’ın kendini yargılayacak bir türbanlı yargıcın vereceği karardan kuşku duyması herkesi neden bu kadar şaşırtıyor? Neden herkes eleştiriyor? Ve neden “darbe çağrısı” (!) sayılıyor?

Paranoyanın bir sınırı yok mu?

Sağlar, özellikle siyasal islamın simgesi olarak kullanılan “türban” sözcüğünü kullanıyor.

Özellikle kırsal yörelerdeki kadınların büyük çoğunluğu tarafından örtülen geleneksel başörtüsünden söz etmiyor.

Türban sözcüğünü başörtüsü olarak değiştirmek konuyu saptırmak değil midir?

Sağlar’ın sözlerini çarpıtmak kötü niyettir.

Fikri Sağlar’a yöneltilen hakaretler bir kötü niyet ifadesidir. Doğruluk ve haklılık söz konusu bile edilemez. Tartışılmaması gerekir.

+++

Sağlar kuşku duymakta sonuna kadar haklıdır.

Türkiye bu deneyimleri yaşadı. Sağlar “başıma da geldi” diyor.

Bu kişisel düşüncenin neresine kızıp hakaretler ediliyor?

+++

Bütün dünyada yargıçların tek yasal kıyafeti vardır: Cüppe.

Cüppe giyme zorunluluğu yüzyılların deneyimi ile getirilmiştir.

Mahkemelerde yargıçların istediği şekilde giyinmesi dünyanın hiçbir yerinde yoktur.

Altta yargı bağımsızlığını temsil eden cüppe, kafada ise dininin propagandasını temsil eden türban…

Buradan bağımsız ve tarafsız bir yargı kararı çıkacağı her zaman kuşkulu olacaktır.

Son bir söz:

Siyasal İslamcıların her zaman yakındığı “yargı taraflı, mahkemeler laikliği koruyor” şeklindeki suçlama temel olarak doğrudur.

Her devlet kendi varlığını koruyucu önlemler alır. Bunları anayasa ve yasalarında belirtir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı sistemi laikliği korumakla görevlidir.

Laikliği korumak Türkiye cumhuriyetini korumaktır.

Dinci rejim kurmak isteyenleri, devleti yıkmak isteyenleri haklı görüp aklayamaz.

Ne yazık ki, Türk yargısının bu görevini yerine getirmesi, son 40 yıldır siyasal güçler tarafından büyük ölçüde engellenmiştir. Artık serbestçe açık bir şekilde suç olan şeriat propagandası yapılıyor. Bu amaçla sübyan okulları, kurslar, vakıflar, dernekler kurmak destekleniyor. Dinci cemaat ve tarikatlar ortalıkta cirit atıyor. Dahası toplum üzerinde ağır baskılar kurabiliyorlar.

Devletin temel kurumları İslamın kısır bir yorumuna göre şekillendiriliyor.

Hiçbir cumhuriyet savcısı bunlar hakkında işlem yapamıyor!

Oysa, hepsi anayasa ve yasalarda suç olarak tanımlanmıştır.

Suç işleniyor. İşlenmesine destek veriliyor.

Son olayda kahir siyasal çoğunluğun mahkemelerde türbanı savunması, geldiğimiz yerin niteliği konusunda açık bir gösterge olmalıdır.

Oysa, yasalarımızda, AYM ve AİHM kararlarında Türban hâlâ kamuda yasaktır.

Diyeceksiniz ki, anayasa ve yasaları, dahası mahkeme kararlarını kim dinliyor?

altanarisoy@gmail.com 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: