İNSANLIĞIN “HAYAT GÖRÜŞÜ” HANGİ AŞAMALARDAN GEÇTİ? -/-/- İnsanların Doğa Ve Hayat Konusunda Oluşturdukları İlk Bilgiler

yasliİsmet GEDİK

Bilgi faktörü doğadaki oluşum ve gelişimleri yönlendiren tek faktördür ve insan, bilgi faktörünü en ön plana alacak şekilde oluşturulan tek canlıdır. Doğa ve dünyanın oluşumu insanların en merak ettiği konu olmuştur ve bu nedenle, doğuran kadınların heykelcikleri yapılmıştır.

 Gerek Sümerler, gerek platon gibi felsefe oluşturucular, ilk insanın nasıl oluştuğu konusunu yorumlamaya çalışmışlar ve şu tür yorumlar yapmışlardır.

SÜMERLERDE YARATILIŞ


Sümerler’e göre, doğa ve dünyanın sahibi Tanrılardır. Nammu adlı tanrı, ilksel su sisteminden yer (Ki) ve göğü (An) doğurur. Bu iki tanrının birleşmelerinden Enlil adlı tanrı oluşur. Enlil yeri gökten ayırır ve yer’i sahiplanir. An ve Nammu’nun birleşmesinden Enki doğar.

Gök tanrılara tahsis edilmiştir. Doğadaki varlıklar ölümlerinden sonra Kur adı verilen ve Ereshkigal adlı tanrıça ve onun kocası olan Nergal’in hüküm sürdüğü yer-altı-dünyasına göçerler.

Tanrılar insanı, kendilerine hizmet etmesi için, kendilerine benzer şekilde çamurdan yaratır. Tanrılar insan kızları ile evlenirler ve onlardan doğanlar yarı tanrı olurlar. Yarı-tanrıların insan kızlarıyla evlenmeleri sonucu, kutsal töz gittikçe bozulur. Bunun üzerine büyük tanrılar toplanırlar; Tanrılar Meclisinde insanların doğru yoldan çıktıklarına, namus ve ahlaklarının bozulduğuna bu nedenle de tüm insanlığın yeryüzünden kaldırılmasına karar verilir.

Büyük bir tufan oluşturulacak ve tüm dünya sular altında bırakılarak insanlık yok edilecektir. Tanrılardan biri (Enki) bu kararı pek beğenmez ve Ziusudra adlı inançlı ve Tanrılara hizmette kusur işlemeyen iyi bir kralı bu karardan haberdar eder ve bir gemi yaparak yakınlarını ve her canlıdan bir çifti içine yükleyerek bu büyük tufandan kurtulmasını öğütler. Ziusudra öğütleneni yapar ve yedi gün süren büyük bir tufandan sonra gemisinin tekrar karaya oturmasıyla tufandan kurtulur.

Tufan olayı tüm toplumların tarihsel değerlendirmelerinde temel bir dönüm noktası oluşturur ve her toplumda “tufandan önce- tufandan sonra” ayrımı yapılmaya başlanır. Sümer tarihi kayıtlarında “Sümer Kralları Listesi” diye bilinen kil tabletlerde tufandan önceki dönemde 8 adet kutsal soylu kral adı bulunur ve bunların krallıkların binlerce yıl ömürlü olduğu yazılıdır.

Tufan öncesine binlerce yıl ömürlü kutsal soylu kral (veya peygamber) adları ve bunların ömürleri de toplumdan topluma değiştirilir.

Özetleyecek olursak, Sümerler yaratıcılığın, Üstün-insan (tanrı) olarak tanımlanabilinecek varlıklar tarafından geçekleştirildiğine inanmışlardır. Tanrılar, her topluma kendi dillerinde bir peygamberle mesaj gönderirler. İnsanlar da bu mesajlara uygun yaşarlarsa, tanrılar onların başına felaket göndermez.

PLATON’A GÖRE YARATILIŞ

Hayatla ilgili her şeyi anlamayı ve yorumlamayı amaçlayan felsefe dediğimiz bilim dalının babası kabul edilen Platon (Eflatun MÖ 429 – MÖ 347) zamanının tüm bilgilerini derleyerek, Timaios ve Kritias adlı iki eserinde, insanlığın tarihçesini de ortaya koymaya çalışmıştır.

Platon bu bilgileri, MÖ. 640-558 arasında yaşamış olan Solon adlı yunan bilgininden alındığını; Solon bu bilgilerin Mısır’daki bir rahipten edindiğini; Rahip ise bu bilgilerin bir tapınak duvarındaki bir yazıtta bulunduğunu belirtir.

Bu bilgilere göre, Mısır kültürü bilgileri 8 bin yıl önce bir kadın-tanrı tarafından aktarılmıştır. Aynı bilgiler iklimi çok ılımlı ve toprakları çok verimli başka bir ülkede, bin yıl daha önce (yani o zamana göre 9 bin yıl önce, günümüze göre 11600 yıl önce) başka bir kültürü oluşturmuştur. Sümer uygarlığının Mısır kültüründen daha önce oluşturulduğu düşünülürse, bu ülkenin Basra – Hürmüz arasında bir yerde olması gerekliliği ortaya çıkar.)

Bu kadın-tanrının geldiği ülke Atlantis ülkesidir. Atlantis ülkesi bir boğazla büyük bir okyanusa açılan bir deniz (göl) (Atlas denizi) içinde bulunan bir (yarım?)-adadır. 11600 yıl önce büyük bir tufan olur ve Atlantis sulara gömülerek yok olur.

Atlantis hakkında Platon şunları yazar:

““Vaktiyle tanrılar bütün dünyayı, yer yer, kendi aralarında paylaşmışlardı. …. Bu adaletli paylaşmada her biri hoşuna giden payı aldıktan sonra, hepsi kendilerine düşen yerlere yerleştiler. Yerleştikten sonra da, kendi malları, kendi yetiştirmeleri olan bizleri, çobanların sürülerini besledikleri gibi beslediler.”

“Deniz tanrısı Poseidon’un payına Atlantis düşer. Poseidon Atlantis’in yerli halkından Cleito adlı bir kızla evlenir ve 5 ikiz oğulları olur. Ülkesini bu 10 yarı-tanrı oğulları arasında bölüştürür ve en yaşlısı Atlas’ın başkanlığında birlikte yaşamalarını sağlar.

“O zamanlar bu ülkenin kuvveti, erkesi çok büyüktü, Tanrı bu büyük erkeyi, anlattıklarına göre, şu yüzden bize karşı çevirmiş:

Birçok nesiller boyunca, tanrıca yaradılış yönleri üstün geldikçe, yasalara boyun eğdiler, kanlarına karışan Tanrıca öze bağlı kaldılar. …. Birçok ölümlülerle sık sık birleşmeleri yüzünden, kendilerindeki tanrıca öz gitgide azalıp insanlık özü üstün gelmeğe başlayınca, o zaman, içinde yaşadıkları refahı hazmedemeyerek, soysuzlaşmaya başladılar; görmesini bilenlere çirkin göründüler, çünkü en değerli şeylerin en güzellerini kaybetmişlerdi. …

Yasalara göre hükmeden, böyle şeyleri çok iyi görebilen tanrıların Tanrısı Zeus, işte o zaman bir vakitler erdemli olan bu soyun bahtsızlığını fark ederek, onların aklını başına getirmek, onları uslandırmak için cezalandırmaya karar verdi. Bütün tanrıları, evren’in ortasında kurulu ve oradan durmadan değişen her şeyi gören en kutsal evinde bir araya topladı; onlara dedi ki:”

Eflatun’un anlatımları aniden kesilir ve hikâyenin sonu bilinmez; çünkü yaşanılan toprakların aniden denize gömüldüğü ve Atlantis uygarlığının kayıp olduğu, bu nedenle de bilgilerin burada kesildiği ima edilir.

KUTSAL KİTAPLARDA YARATILIŞ:

Kutsal Kitapların Yaratılış bölümünde de, “Doğuda bir yerdeki Eden Bahçesinden = Cennet’ten” ve o bahçede akan Dicle, Fırat, Pişon ve Gihon adlı, günümüzde ikisi mevcut olmayan ırmaktan söz edilmektedir. Allah insanı bu bahçede yaratır, ama onlar orada günah işledikleri için o bahçeden kovulurlar ve yeni dünyalarına sürgün edilirler!

Kutsal kitaplar dünyada yaratılan ilk insanın Adem olduğunu belirtir ve Ademden Nuh peygambere kadar 10 adet çok uzun ömürlü kutsal insan yaşadığı belirtildikten sonra, 6. Bölümde şu ayetlere yer verilir:

-1 Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu.

-2 İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. (“İlahi varlıklar”: İbranice “Tanrı oğulları”. Bunların melek ya da Şit soyundan gelen insanlar olduğu sanılıyor.)

-3 RAB, “Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür” dedi, “İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.”

-4 İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.

-5 RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte.

-6 İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı.

-7 “Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri*, kuşları yeryüzünden silip atacağım” dedi, “Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.”

-8 Ama Nuh RAB’bin gözünde lütuf buldu

(Ancak Nuh Peygamber, O’na inanmış biridir ve Tanrı’nın ona bir şans vermesine sebep olur. Tanrı, Nuh’a bir gemi yapmasını, yaşayan bütün hayvanlardan birer çift almasını emreder. Ve Tufan başlatılır.)

Görüldüğü üzere, 10 tanrı-soylu kral ve namus-ahlak bozulmasına bağlanan bir tufan hikâyesi kutsal kitaplarda da aynen var.

Dolayısıyla, tüm bu olaylar ve oluşumlar aynı bir olayı ve aynı bölgeyi çağrıştırıyor. Arkeolojik kazılar Sümer denilen bir toplumun varlığın kesin olarak ortaya çıkardığına göre, Atlantislileri Sümerlerle aynı kabul etmek gerekiyor.

VE SONUÇ OLARAK ŞU GEÇEK ORTAYA ÇIKAR:

İnsanlık çok zor bir durumda kaldığında, karşılıklı bir etkileşim içine girerek, sorunlarını çözecek bilgiler üretmiş ve 2. Evrede görülen çok hızlı bir kültürel gelişim oluşturmasını başarmıştır.


Ama doğadaki oluşumları ve doğal olayları statik sistemli bir görüşle, tepedeki hayali bir güç sistemine bağlaması çok hatalı olmuştur. Çünkü doğa dinamik sistemde, yani tabana dayalı ve karşılıklı etkileşimlerle oluşmaktadır. Tepede bir güç sistemi varsayımı, Tepeye Bağımlı Örgütlenme (TBÖ) sistemi gerektirir ve TBÖ ise tüm toplumsal sorunların kaynağını oluşturmaktadır. İşte bu nedenle, 2. Evrenin sonunda insanlık bir gerileme dönemine girmiş ve normal bir güzergahta ilerlemesi gereken toplumsal gelişim hızı yavaşlamaya başlamıştır.

Doğal olayları, doğanın kendi içsel dinamikleriyle değil de, varlıkların dışında varsaydıkları bir ilahi güç sistemine bağlamaları kutsal kitaplı bir yaratıcılık kavramı anlayışına yol açmıştır. Bu ise insanlığın günümüzde karşılaştığı en büyük toplumsal sorundur.

Üçüncü Evre gerileme dönemidir. Peki neden gerileme bu evreyle başlar?

Üçüncü evre yaklaşık 4 bin yıl öncelerine denk gelir. Peki 4 bin yıl önceleri dünyamızda ne olmuştu da, insanlık bu olaydan etkilenip, geri kalmaya başlamıştı?

Günümüz dünyasının et yaygın dinsel görüşü olan kutsal kitap anlayışının ilk temeli 2. Evre sonunda Sümerler tarafından atılmıştır. Bu inanç, doğadaki oluşumların statik sistemli, yani tepedeki kutsal insanlar (tanrılar) tarafından gerçekleştirildiği ve tepeden gelecek kararlara uyularak yaşanması halinde insanların başına felaket gelmeyeceği şeklindedir.

Sümerlerin ilk zamanlarında toplumlar kent devletleri şeklindedir, ve her kentin bir tanrısı vardır. Zamanla toplumların çapı artar ve bölgesel devletler ortaya çıkar.

Bölgesel devlet oluşumları 4 bin yıl öncelerinden sonra çok yaygınlaşır, Lidya, Hatti, Hitit, Akad, Mısır vs. gibi bir çok bölgesel devlet ortaya çıkar. Dolayısıyla her kentin bir tanrısı olması da değişmeye başlar.

Semavi dinler, yani Kutsal Kitaplı dinsel görüşün temeli ise yaklaşık 3500 yıl önceleri atılır. Neden 3 500 yıl önce sorusuna gelince: Yaklaşık 3500 yıl önceleri tüm Akdeniz kıyısı insanlarını etkileyen büyük bir doğal felaket olur.

-M.Ö. 1475-1470’lerde Ege denizindeki Girit adasının kuzey-doğusundaki Santorini adasında çok büyük bir volkan patlaması olduğu, jeolojik ve arkeolojik kayıtlardan, anlaşılmaktadır (Keller ve diğ., 1978; Sullivan, 1988; Ercan, 1990).


Deniz yüzeyine çok yakın bir yerde gerçekleşen bu volkan patlaması, tüm Ege ve Akdeniz’de muazzam bir tsunami oluşturur. Bunu kesinlikle söyleyebiliyoruz, çünkü Santorini’de püsküren volkanizmada oluşan süngerimsi özellikli ponza taşlarının bu tsunami dalgaları ile Suriye sahillerine kadar taşındığı jeolojik olarak saptanmıştır.

Girit adasının kuzeyinde patlayan bu Santorini volkanı, Ege Denizindeki bir çok adadaki yerleşim yerlerinin yerle bir edilmesine neden olmuştur. Minos uygarlığı denilen bir kültürün yok oluşu, bu volkanik faaliyetin bir sonucudur.

Tevrat’a göre, Israil-oğullarının Mısır’dan göçü, (ay yılı ile) M.Ö.1510 olarak bilinir. Volkan patlamasının olduğu 1470-1475 yıllar arası, ay-yılı takvimine göre MÖ. 1510-1515 yıllarına denk gelir. Yani Santorini volkanının patlama yılı, tamı tamına İsrail-oğullarının Mısırdan göçtükleri yıla denk gelmektedir.

Dolayısıyla, 20-30 metre yükseklikli bu dalgaların Mısır’ın sahil ovalarında kilometrelerce ilerleyip, oradaki insanların ölümlerine yol açmış olması kesindir. Nil Deltasında ziraatla uğraşan ve yaşayan Firavun adamlarının bu felaketten büyük ölçüde nasibini almalarından da daha doğal bir şey olamaz. Ovalardan biraz daha yüksek konumlu yamaçlarda hayvancılık ve çobanlıkla uğraşan İsrail oğullarının, bu dalgalardan daha az etkilenmiş olmalarından daha doğal bir şey de olamaz.

Her zaman görülmeyen böylesine muazzam bir felaketin, insanlar tarafından unutulması, veya göz ardı edil¬mesi de düşünülemez. Yani insanlar bu olayı mutlaka yıllar boyu hatırlamışlardır, ve nesilden nesile de aktarmışlardır. Peki olay nasıl aktarılmıştır?

Musa asasıyla denize vurur, deniz ikiye yarılır; denizin çekildiği aralıktan İsrail-oğulları kaçıp-kurtulurlar; onları takip etmeye çalışan firavun adamları, geri gelen deniz sularında boğulurlar!

Kutsal kitaplarda böyle anlatılan olayı bir de mantık açısından değerlendirelim:

İsrail oğullarının Mısır’da yerleştikleri bölge Goşen olarak belirtilmiştir. Goşen ile İsrail oğullarının Mısır’dan ilk kaçtığı yer olan Sina bölgesi arasında, eskiden deniz yoktu ki, Musa Peygamber asasıyla denizi ikiye ayırıp da, Sina’ya kaçsın; Süveyş kanalı yaklaşık 1 asır önce açılmıştır. Dolayısıyla, Mısır’dan Sina’ya geçmek için, denizin ikiye yarılmasına gerek yoktur, ki, bu da olayın bir başka yönünü vurgular.

Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Toplumları yönlendirenler (krallar, rahipler, aristokratlar (zenginler) vs. doğal olayları hep tepedeki bir kutsal varlığın insanları cezalandırması şeklinde yorumlamışlardır.

Burada cezalandırılan Mısır halkıdır, korunan ise İsrail-oğullarıdır. Yani kutsal kitaplardaki yaratıcı, belli bir ırkı seçer ve onu korur. Sümerlerin tanrılarına benzeyen bir davranış, bir kenti (bir ırkı) koruyan tanrı anlayışı, aynen devam etmektedir.

Bu görüşü destekleyen birkaç kutsal kitap alıntısı:

Kutsal kitapların bir çok yerinde, kutsal kitapların tanrısının İsrail-oğullarını seçtiği ve onları koruyup-kollayacağı vurgulanır.

İbrahim peygamberin tanrısı (Rabbi=efendisi) ona şöyle der:

Eski-Ahit, Bab 17:

“Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım.

Tanrı İbrahim’e, “Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız” dedi,

“Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak”

Bu kutsal kitap hükmü nedeniyle, İbrahim peygamber soyundan gelenler ( İshak ve İsmail’in soyu, yani Yahudiler ve Müslümanlar) sünnet olurlar.

İshak’ın oğullarından biri olan Yakup’un tanrısı ona şöyle der:

Bab 35,

-1. 10-“Sana Yakup diyorlar, ama bundan böyle adın Yakup değil, İsrail olacak” diyerek onun adını İsrail koydu.

-2. 11-“Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’yım” dedi, “Verimli ol, çoğal. Senden bir ulus ve uluslar topluluğu doğacak. Kralların atası olacaksın.

-3. 12-İbrahim’e, İshak’a verdiğim toprakları sana verecek, senden sonra da soyuna bağışlayacağım.”

Kutsal kitapların, tepedeki EFENDİ’ler kesimini meşrulaştırma öğretileri olduğu, tepedeki efendiler zümresinin amacına göre ve onların talimatlarıyla düzenlenerek törelerimize işlendikleri http://tanriyianlamak.blogspot.com/…/naslzombilestik-1… adresli makalede ayrıntılarıyla gösterilmiştir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dağ Medya

Hayvan Medyası

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

Yıldız Teknik Üniversitesi

Sürdürülebilir Kampüs Komisyonu

artidergi897604762.wordpress.com/

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü Artı Dergi

SUSMA

Araştır, Soruştur, Konuş. SUSMA

%d blogcu bunu beğendi: