Doğada herşey “information & self-organisation” olarak özetlenen dinamik sistemler fiziği çerçevesinde (bilgiye bağlı değişim-dönüşümlerle) oluşur.

yasliİsmet GEDİK

Hücrelerimizdeki atomlar da birbirlerine dönüşerek farklı davranışlara yol açabilirler.

Doğada hiçbir şeyin değişip-dönüşmediğini düşünün: siz hareket etmiyorsunuz; bedeniniz içindeki hücrelerde hiçbir hareket yok; atomlar titreşmiyorlar; dünya dönmüyor; Güneş etrafındaki gezegenler dönmüyorlar, yani doğadaki her şey donmuş durumda.

O zaman ne gün oluşur, ne ay, ne de yıl; ne de sizin içinizde bir hayat. Yani zaman değişim-dönüşümler olursa oluşuyor. Bu nedenle her varlığın da bir ömrü olmak zorunda.


Bu nedenle atomlar da değişim dönüşüme uğrarlar ve bu sırada elektron-pozitron, nötrino-antinötrino gibi madde ve antimadde öğeleri çevreye yayarlar. Ellektron ve antimaddesi olan pozitron hemen yakınlarındaki varlıklarla etkileşirler ve onların da değişip-dönüşmesine yol açarlar; ama nötrinolar (ve anti-maddesi) sadece yakın çevrelerinde değil, yıldızlar- galaksilser arası sistemlere kadar ulaşırlar ve doğal sistemdeki değişim dönüşüm bilgilerinin evrensel ölçekte yayılmasını sağlarlar.

Atalarımızdan devraldığımız görüşlerin başında doğadaki yönlendirici güç sisteminin, varlıkların dışında olduğu inancı gelir. Halbuki doğada DİNAMİK SİSTEM geçerlidir ve oluşturucu güç (kuantum alemi), çevresiyle sürekli etkileşim içinde olan ve ona göre değişip, doğayı tekrar düzenleyen dinamik bir güç sistemidir.

Bu yaratıcı erk sabit, değişmez değil, tam tersine, doğadaki yeni oluşumlara göre kendisini değiştirip, yeniden düzenleyen ve bu yeni düzenlenmiş şekliyle, tekrar doğadaki oluşumları tekrar yeniden düzenlemeye çalışan (information & self-re-organisation) bilgi ve bilince dayalı bir sistemdir.

Özetle: Canlı-cansız tüm varlıklar doğa koşullarının değişmesiyle sürekli dönüşüme uğrarlar.

Doğa bilimlerindeki araştırmalar sonucu son çeyrek asırda ortaya çıkan ve “information & self-organisation = bilgilen ve örgütlen” şeklinde özetlenen dinamik sistemli doğa görüşü (Haken 2000), doğadaki tüm oluşum ve gelişimlerin tabana dayalı şekilde ve de tabandaki bu öğelerin karşılıklı etkileşimleriyle, rezonansa girerek gerçekleştiğini ortaya koymuştur. En tabandaki öğelerin de atomlar alemi olarak bilinen atom-altı-öğeler dünyası olduğu yine fiziksel-kimyasal araştırmalarla gösterilmiştir.

İnsanların sadece kendi kafalarındaki fikirleri “doğru” kabul edip, başkalarının düşüncelerini reddetmeleri, insanlığın en büyük dramıdır; çünkü taban’dan yönetilen doğada işler, öğelerin karşılıklı etkileşimleriyle, rezonansa girerek gerçekleşmektedir. İnsanların doğal sisteme ters düşen bu davranışları, ekolojik toplumsal birlikler oluşturulamamasının tek nedenidir.

Okuyuculara burada bir uyarıda bulunmak gerek:

Bilim insanları şimdiye dek, atom, molekül gibi alt-sistem öğelerinin canlı ve bilinçli davrandıklarını kabul edemiyorlardı. Su moleküllerinin davranışlarında yukarıdaki bölümlerde gösterildiği üzere, varlıklar çevrelerindeki her değişimi algılıyorlar ve ona göre davranıyorlar. Onları birer robot gibi görmek bilim insanlarının yaptıkları en büyük yanlışlıktır. Çünkü alt-sistem dediğimiz atom, molekül gibi unsurlar, çevrelerindeki her olaydan etkileniyorlar ve çevreden aldıkları sinyallere göre davranışlarını değiştiriyorlar.

Ama bilim insanları hala geleneksel (yani Tepe’den yönetimli, tepeden yönlendirmeli) düşünce sisteminin etkisiyle, tepeden konmuş doğa-yasaları var olduğuna inanıyorlar ve bu yasaların evrenin her yerinde geçerli olduğuna ve tüm atom-moleküllerin bu yasalara uymak zorunda olduğuna inanıyorlar. Halbuki doğa yasaları tabandaki bu alt-sistemlerce oluşturuluyor ve sürekli değiştirilip-güncelleniyorlar.

Şekilde atomların atom-altı-öğeler tarafından nasıl birbirlerine dönüşebildikleri gösterilmiştir. Bedenimizden saniyede 100 trilyon kadar nötrino geçmektedir. Bu nötrinolar hücrelerimizin içlerindeki atomları etkileyebilmekte ve şekilde gösterilen türlerde sanal enerji parçacıkları oluşumuna neden olmakta ve hücrelerimizde değişim-dönüşümlere yol açmaktadırlar.

Nötrinolar’ın önemi şu noktadadır. Nötrinolar, içinden geçtikleri varlıklarla etkileşimleri süresinde çok yüksek düzeyde enerji potansiyeline ulaşabiliyorlar ve uygun bir ortamdaki bir atom çekirdeğiyle karşılaştıklarında, onu parçalayıp, güçlü-etkileşim kuvveti etkisiyle davranan quark (kuark) öğelerinden oluşan çok enerjik yeni öğeler oluşumuna yol açıyorlar.

Bu durum 1974’de Brookhaven National Laboratory’de yeni ve çok enerjik bir atom-altı-öğesinin keşfine yol açmasıyla anlaşılmıştır. Şekil o anki gözlem odasının anlık görüntüsünü göstermektedir.

Gözlem odacığına alttan nötrinolar girmektedir. Bunlardan biri (A) noktasında bir protonla çarpışır. Çarpışma sonunda 6 öğe ortaya çıkar: 1 negatif muon, 3 pozitf pion ve 1 negatif pion; ve bir nötr Λ(0).

(B) noktasında pozitif pion çevresiyle etkileşerek bir elektron yayar; (C) noktasında negatif muon çevresiyle  daha enerjik bir elektron yayar.

Λ(o) öğesi D’de çevresiyle etkileşime girip, bir negatif pion ve bir protona dönüşür. Yani tüm diğer atom-altı öğeleri gibi, çok kısa ömürlüdür. (Charmed-Sigma olarak tanımlanan Λ(0) öğesi üç kuarktan oluşur, ancak proton veya nötron gibi normal up ve/veya down kuarklar haricinde üçüncü kuark olarak “Charme” olarak bilinen daha ağır (enerjik) bir kuark taşır.) 

Bu olay bir gözlem odasında geçekleşmiş ve normal olarak içinden geçtikleri maddelerle etkileşmeyen nötrinolardan biri, güzergahı boyunca geçtiği ortamlardan öylesine etkilenmiş ki, bu gözlem odasının (A) noktasına vardığında 13 milyar elektron-voltluk bir enerji düzeyine ulaşmış ve o noktada rastladığı protonun parçalanmasına yol açarak yukarıda açıklanan bir sürü atom-altı-parçacığı oluşumuna neden olmuştur. Bu olay bir insanın bedeninde de olabilirdi. Acaba o insan bunu nasıl algılardı?  

Görüldüğü üzere kuantum alemi birbirlerine dönüşen ve çevreleriyle etkileşime girerek hem onlarda değişim-dönüşümlere neden olurlar, hem de kendileri değişime uğrarlar.  Ancak bu değişim dönüşüm öğelerinden biri, sadece yakın çevresiyle değil, galaksiler arası düzeyde etkileşimlere girer ve evrensel ölçekte bir karşılıklı etkileşim ve enerji-dengelemesi sağlarlar.

Atomlar, proton ve nötronlardan oluşurlar; farklı atomlar ise, proton sayıları ile belirlenirler. 1 protonlu atom hidrojendir; 6 protonlu atom karbondur, vs.

Nötron 2 down (d) ve 1 up (u) kuarktan, proton ise 2 (u) ve 1 (d) kuarktan oluşur.

Nötronu oluşturan bir (d) kuark negatif-yüklü bir W–bozon sanal öğesi yardımıyla (u) kuarka dönüştürülebilir ve bu arada bir elektron ve elektron-anti-nötrinosu çevreye yayılır. Sonuç olarak nötron protona dönüşmüş olur.

Protonu oluşturan bir (u) kuark pozitif-yüklü bir W+-bozon sanal öğesi yardımıyla (d) kuarka dönüştürülebilir ve bu arada bir pozitron ve elektron-nötrinosu çevreye yayılır. Sonuç olarak proton nötrona dönüşmüş olur.

Görüldüğü üzere, doğada sadece proton, nötron, elektron gibi gerçek (reel) öğeler değil, bir çok da, W+, W-, Z bozon gibi sanal öğe (virtual particle) bulunmaktadır. Sanal öğeler, saniyenin çok-çok küçük bir süresince bir reaksiyona katılırlar ve hemen sonra tekrar kaybolurlar. W+, W-öğelerinin, biri “madde” diğeri anti-maddedir. Aynı şekilde elektron madde, pozitron anti-maddedir. (Nötrino madde, anti-nötrino anti-madde.) Yani, bilgi ve olasılık hesapları yaparak doğa ve dünyamızı oluşturan kuantsal sistem, madde -anti-madde karışımı ve etkileşmesi içindedir.

İnsanlar şimdiye dek, doğadaki etkileyici-yönlendirici gücü, olağan-üstü-güç (OÜG) sistemi olarak, varlıkların dışında-üstünde bir yerde tasarlamışlar ve ona göre yaşamlarını düzenlemişlerdir. Halbuki bu OÜG İçimizdedir, atomlarımızdadır. Atom-altı-öğeler, atomlar ve hücreler, Alt-sistem – Üst-sistem ilişkilerini düzenleyen “Theory of Integrative Levels = Bütünleştirici Düzeylerinin Teorisi” ve “dinamik sistemler fiziği” ilkeleri uyarınca hücrelerimizi ve bedenlerimizi yönlendirirler.

Bizlerin onlara göstereceği hedeflere ve de elbette, yapısal-kalıtsal-dokularında o zamana kadar kayıt altına alınmış bilgilere göre davranırlar. Bu nedenle onların yapılarında, dokularında ve genlerinde şimdiye dek ne tür yönlendirici bilgiler biriktirilmiş olduğunu bilmemiz ŞART VE GEREKLİdir.

Çocuklarımıza cin, peri, şeytan, melek, azrail, cebrail gibi, doğada hiçbir karşılığı bulunmayan hayal ürünleri yerine, quark, lepton, atom, molekül, hücre gibi gerçek öğeler öğreterek, atomlarımızın ve hücrelerimizin nasıl davrandıklarını bilip, hayali değil, gerçeklere uygun hedefler gösterirsek, onlar da bizleri bu doğal sisteme uygun yönlendirmeye devam edeceklerdir.


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: