Neden insanlar hala bir liderin gelip sorunlarını çözmesini bekliyor?- Devletle Toplum arasında temel bir fark vardır:

yasliİsmet GEDİK

Devlet tepedeki birilerince kurulur ve sahiplenilir; toplum halk tarafından oluşturulup- sahiplenilirse oluşur.

4-5 bin yıl öncelerine kadar insanlar arasında asil-soylu- adi-soylu (efendi-uşak) gibi bir ayrım olmadığından, insanlar karşılıklı hizmet alış-verişlerine dayalı bir yaşam sürüyorlardı, yani ortaklık yaşam anlayışı vardır.

Bunu kesin olarak iddia edebiliriz, çünkü Bereketli hilal ve onun merkezi olan Anadolu’da ve Balkanlarda (Vinça kültüründe) 4 bin yıl öncelerine kadar tüm yerleşim yerleri HÖYÜK denilen kümeleşmeler şeklindedir. Tüm evler birbirlerine bitişiktirler ve aynı tiptedirler. Hiçbir ailenin evi diğerinden daha iyi veya daha kötü değildir.


Ama 4 bin yoldan sonra bu kültür kaldırılır ve büyük tepedeki efendiler için şatafatlı saraylar, köşkler, şatolar yapılmaya başlanır ve halk bu şatafatlı yapılar çevresine dağılmış kulübelerde yaşamaya başlarlar.


O zamanda beri dünyada hep devletler oluşturulmuştur. Halk ürettiğinin çoğunu efendi olarak gördüğü tepedekilere teslim ederek, tepedekileri güç – kuvvet merkezi haline getirmişlerdir. Efendisi bu şekilde çok zengin olur ve parayla yanına muhafızlar, askerler tutarak, halkı sürekli baskı altında tutar ve kendi koyduğu yasalara ve kurallara uymaya zorlar. Tepedekilerin koyduğu kurallara uymayanlar devlet düşmanı sayılarak hapse atılırlar.

  • Tüm ülkenin denetimi-yönetimi tepedekilerdedir. Hazine ve hazine arazileri tepedekilerin tasarrufundadır. Yasa ve yönetmelikler “devletin, dolayısıyla efendilerin” çıkarlarını dikkate alarak hazırlanır.
  • Bu şekilde tepedekilerce sahiplenilen devlet ve o devletin sahibine ait mülkiyet sistemi, yani o devlet tebaasının yaşadığı ortam olan vatan kavramı ortaya çıkar. Ve o zamandan beri devlet sahipleri mülkiyetlerini artırıcı fetih politikaları peşinden koşmuşlardır.
  • İnsanlara doğa ve dünyanın sahipliğinin hariçteki-tepedeki bir sistemde olduğu bilgisi veriliyor. Doğa tepedekilerce parsellenip sahipleniliyor ve sahiplenilen yerlerdeki tüm varlıklar efendinin mülkü olduğu görüşü halka empoze ediliyor. Halk efendilere ait topraklarda efendinin hizmetkarı-kölesi olarak çalışıp-üretir; ürettiğinin çoğunu kral alır, kalanıyla da halk yetinip-geçinmek zorunda kalır.
  • Tepedekilerin gücü, tabandaki halkın ürünleriyle oluşturulur ve kapitalist sistemin tohumu atılmış olunur. Halkı köleleştirecek olan “para” faktörü tepedekilere terk edilmiş ve halkın kulluk fermanını imzalanmıştır. Bu şekilde, parayı kontrolünde bulunduran tepedekilerin oluşturduğu bir güç sistemi ortaya çıkmış olur.
  • Bu hayat görüşünde, tepedeki efendiler (kral, vs) ilahi gücün dünyadaki temsilcisi olarak görülürler. Devlet sahibi olan bu kişilere kutsal mesajlar gönderildiğine inanılır. Bu kutsal mesajları yaymak uğruna savaşanlar ölürlerse şehit olarak ahiret hayatında ödüllendirileceklerine inandırılmışlardır. Bu onları birer ölüm makinesine dönüştürür ve dünyada gerçekleştirilen sayısız katliam oluşmasına yol açar.
  • Kutsal özlü veya asil-soylu insan kavramı bu şekilde ortaya çıkmıştır.

Toplum, dinamik sistemde, yani karşılıklı hizmet ortaklığı şeklinde düşünüp-davranan insanlarca oluşturulan bir ortak yaşamdır, İş ve meslek sahiplerince, karşılıklı çıkar hesaplarına göre oluşturulur ve onlar tarafından sahiplenilir. Yani dinamik sistemde düşünebilen insanlarca oluşturulabilinir, çünkü Dinamik Sistem Oluşumlarının PÜF NOKTASI, varlıklar arası karşılıklı etkileşimlere dayalı oluşabilme koşuludur. Asla tepeden müdahaleye yer yoktur. Ama insanlık şimdiye dek hey tepedekilerce yönlendirildiğinden, gerçek (ekolojik) bir toplum şimdiye dek oluşturulamamıştır.

Ülke kimsenin mülkü olamaz, çünkü o ortam hem insanlara hem de oradaki tüm varlıklara aittir. Hiçbiri tarafından sahiplenilemez.

GÜNÜMÜZDE TÜM DEVLETLER, YA ESKİDEN OLDUĞU GİBİ KRALLIK-PADİŞAHLIK GİBİ TAM OTORİTER YÖNETİCİLERCE, VEYAHUT DEMOKRASİ GİBİ, YÖNETİCİ YETENEKLERİ OLDUĞUNA İNANILAN PARTİ-LİDERLERİNCE YÖNETİLMEKTEDİR.

Ülkeler her varlığa ait kabul edilince, her insan ve her varlık o ortamdaki kaynakları en ergonomik şekilde kullanarak karşılıklı etkileşim içinde yaşamaya başlanır. Bunun sonucu çeşitli meslek grupları oluşur. Ve her meslek grubu kendisini ilgilendiren konularda maksimum bilgi edinerek, toplum denilen ortak-yaşam sistemini ayakta tutmaya çalışır.

 Bilgi mesleğe göre değişim gösterir, bir demirci orak-bıçak yapma, bir madenci demir madeninin nasıl elde edilebileceği, bir ziraatçı hangi bitkilerin ne zaman ekileceği, hangi toprakta hangi tür bitkilerin yetişebileceği gibi bilgilere sahiptir. Dolayısıyla bir toplumda (eskiden yüzlerce) günümüzde binlerce farklı meslek vardır. Peki toplum bu mesleklerden hangisinin bilgisine sahip bir insan tarafından yönetilir?

Bir toplum içindeki her bir insanın farklı bir yeteneği vardır. Her bir insanın farklı olması, toplum hayatında binlerce farklı meslek olması nedeniyledir. Hücreler herkesi müzisyen veya matematikçi yetenekli yapsaydı, duvarcı, marangoz, balıkçı, tüccar, hamal vs. gibi meslekleri kim yürütürdü?

Böyle bir toplumsal sistemde cahil-bilge ayrımı olur mu?

Sümerlerce Tepeden yönetimli DEVLET sisteminin ortaya çıkmasıyla, insanlık tabana dayanan karşılıklı etkileşimlerle (hizmet-alış-verişleriyle) değil, tepedeki bir ilahi gücün desteklediğine inanılan kişilerce yönetilmeye alıştırılmışlardır. Kazandıklarını tepedekilere vererek, kulluk fermanlarını imzalamışlardır.

Toplum hayatı tepedeki birileri tarafından sahiplenilince, toplumlar yozlaşmaya başlamıştır:

  • Halk topluma sahip çıkmamış,
  • Kamu malları hor kullanılmaya başlanmış,
  • Tepedekilere yağcılık-yalakalık yaygınlaşmış,
  • Halk bilgisiz bırakıldığından verimli üretim durmuş,
  • İnsanlar arası dayanışma ve komşuluk ruhu kaybolmuş, komşular birbirlerine yabancılaşmışlar,
  • Hak ve hukuk sistemi tepedekiler lehine işlemiş, halk sisteme düşman edilmiş,
  • “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” sistemi oluşmuş.

Yani günümüz toplumlarında görülen tüm toplumsal hastalıkların ortaya çıkış nedeni, “Devlet” denilen tepeye bağımlı hayat görüşünün ortaya çıkarılması olmuştur.

Bunun böyle olduğunu şu tarihsel olay net bir şekilde gösterir. Büyük İskender, MÖ. 334de Makedonya’dan sefere çıkar, MÖ 333de Anadolu’yu, MÖ. 332de Mısır’ı, MÖ.331de Irakı, MÖ 330da İran’ı, MÖ. 329da Türkmenistan-Afganistan’ı, fethedip, MÖ. 326da Hindistan’a girer. Bir kral, bu kadar kısa zamanda (8 yılda), bu kadar geniş ülkeleri nasıl fetheder? 

Çünkü toplumun sahibi tepedeki bir hanedandır. Hanedanlığı zapt eden onun ülkesinin de sahibi olmaktadır.

Yani insanlık 4 bin yıldan beri zombileşmeye uğratılmaktadır.

Yanlış bir doğa görüşü ile güzel bir hayat yaşamak mümkün değildir. Toplumsal bir bütünlük oluşturamamanın sancılarını yaşadığımız bu günlerde, bu acıklı durumda olmamızın tek nedeninin, yanlış bir doğa ve hayat görüşü ile yetiştirilmişlik olduğu Tepeye Bağlı Örgütlenmenin zararları dosyasında açık ve net bir şekilde gösterilmiştir.

İnsanlık tabana yani içindeki hücresel-kuantsal güçlerle değil, tepedeki bir dışsal güçlerce oluşturulduğuna inandırılınca kazandıklarını tepedekilere vererek, kulluk fermanlarını imzalamışlardır.

İnsanlar şimdiye dek, doğadaki etkileyici-yönlendirici gücü, olağan-üstü-güç (OÜG) sistemi olarak, varlıkların dışında-üstünde bir yerde tasarlamışlar ve ona göre yaşamlarını düzenlemişlerdir. Halbuki bu OÜG İçimizdedir, atomlarımızdadır. Atom-altı-öğeler, atomlar ve hücreler, Alt-sistem – Üst-sistem ilişkilerini düzenleyen “Theory of Integrative Levels = Bütünleştirici Düzeylerinin Teorisi” ve “dinamik sistemler fiziği ” ilkeleri uyarınca hücrelerimizi ve bedenlerimizi yönlendirirler.

Bizlerin onlara göstereceği hedeflere ve de, elbette, yapısal-kalıtsal-dokularında o zamana kadar kayıt altına alınmış bilgilere göre davranırlar. Bu nedenle onların yapılarında, dokularında ve genlerinde şimdiye dek ne tür yönlendirici bilgiler biriktirilmiş olduğunu bilmemiz ŞART VE GEREKLİdir.

Çocuklarımıza cin, peri, şeytan, melek, azrail, cebrail gibi, doğada hiçbir karşılığı bulunmayan hayal ürünleri yerine,  quark, lepton, atom, molekül, hücre gibi gerçek öğeler öğreterek, atomlarımızın ve hücrelerimizin nasıl davrandıklarını bilip, hayali değil, gerçeklere uygun hedefler gösterirsek, onlar da bizleri bu doğal sisteme uygun yönlendirmeye devam edeceklerdir.

Çocuklarımıza dinamik sistemli doğa görüşü vermek kurtuluşun tek çaresidir!

Dinamik sistemli toplumda liderlik yoktur, çünkü toplum iş ve meslek mensupları arası ortaklık sistemidir. Yönetim iş ve meslek temsilcilerince oluşturulan bir meclis tarafından yürütülür. Liderlik diye bir şey yoktur.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dağ Medya

Hayvan Medyası

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

Yıldız Teknik Üniversitesi

Sürdürülebilir Kampüs Komisyonu

artidergi897604762.wordpress.com/

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü Artı Dergi

SUSMA

Araştır, Soruştur, Konuş. SUSMA

%d blogcu bunu beğendi: