İnsanlığın Evren ve Hayat hakkındaki bilgileri nasıl değişim gösterir?

yasliİsmet GEDİK

Önceki paylaşımda özetlenen şekilde bir coğrafik dünya ve doğal sistem oluşumu bilgisine sahip olan insanları şu şekilde bir evren ve hayat görüşü tasarlamaları normal karşılanmalı:

Sümerlerin doğa ve dünya görüşü günümüz bilgilerinden çok farklıdır. Onlara göre, dünya sabit ve değişmez olarak oluşturulmuş ve evrenin merkezinde ters dönmüş bir tabak şeklindedir. Üzerinde “gök” denilen camsı bir kubbe vardır.

Bu camsı kubbenin üstünde tatlı su okyanusu bulunmakta ve kubbede kapılar açıldığında yağmur yağmaktadır. Tabak şeklindeki düz dünyanın altında ise yer-altı dünyası (cehennem) bulunmaktadır. Tüm bu oluşumları yapanlalar ise, bu sistemlerin sahibi olan ölümsüz Tanrılardır. Zaman ise   ebediliğine dayalı bir sonsuzluktur.


Böylesine ebedi bir sonsuzluk sistemi içinde, insanlar neden kendilerinin ölümlü olduklarını anlayamamışlar ve ebedi bir hayat sistemi tasarlamışlardır. Bu şekilde “ ahiret = öteki dünya” diye bir kavram oluşturmuşlardır.

Sümerler doğa ve dünyayı, sürekli bir değişim-dönüşüm içinde (yani doğum-ölüm döngülü) dinamik bir sistem olarak düşünememişlerdir. Bu nedenle de insanları da iki farklı kökenli olarak tasarlamışlardır. Biri tanrı-soylu, uzun ömürlü asil insanlar, diğeri ise bu asil soylulara hizmet etmek için çamurdan yaratılmış köle insanlar. (Sümerlerin krallar listesinin yazıldığı bir tablette yirmi-otuz bin yıl yaşayan krallardan söz edilir. Kutsal kitaplarda da, ilk on peygamberin dokuz yüz küsur yıla ulaşan ömürleri olduğu yazılıdır.)

Gılgamış destanı veya Enuma Eliş gibi eski arkeolojik belgelerde, kendilerini asıl-soylu kutsal varlıklar olarak gören kral, vs. gibi devlet sahiplerinin, ebedi ömürlü olmak için uğraşma çabaları anlatılmaktadır. Yani atalarımız doğada tanrı dedikleri ama göremedikleri varlıkların ebedi ömürlü olduğuna inanmaktadırlar ve onların soyundan geldikleri için kendilerinin de ebedi ömürlü olmalarını istemektedirler. Bu durum atalarımızın doğa ve dünyanın dinamik bir sistemde oluşup-geliştiği şeklindeki gerçek durumu anlayamamış olmalarından kaynaklanır.

Şekil: Sümerlerin Evren tasarımı

Bu tür mantıksal çarpıklıkların temelinde, (1) zaman kavramının yanlış yorumlanması, (2) kuantum fiziğinin bilinmemesi, (3) Dinamik Sistemler Fiziğinin bilinmemesi başta gelir. Bu bilinmezlikler günümüzde de hala devam etmekte ve insanların büyük çoğunluğu, ölümden sonra ebedi bir “ahiret hayatının” kendilerini beklediklerine inanmaktadırlar.

Öteki dünya veya “ahiret” gibi bir kavramın oluşmasına neden olan ilk faktör, yukarıdaki bölümlerde “Atlantis ovası üzerindeki adalarda yaşayanların adalarının batması ve insanların da bir günah işledikleri için yaratıcı tarafından cezalandırıldıkları” şeklinde açıklanmıştı.

Bu olguya dayanılarak, kutsal kitaplar oluşturulmuş ve kutsal kitap emirlerine uyularak yaşanılırsa, ölümden sonra cennet denilen bir mekanda ebedi bir yaşama kavuşulacağı vaat edilmiştir.

Şekil: Kutsal Kitaplı görüşte Evren tasarımı

Cennet tanrıların ebedi olarak yaşadığı ortam olarak kabul edildiğinden ve tanrıların da gökte (gök-kubbe üzerinde) bir yerde yaşadıkları düşünüldüğünden, ölümden sonra gidilecek cennet Göklerdeki Cennet olarak şekildeki gibi bir ortamda tasarlanmıştır. (Cennet bahçesi Eden insanları kovulmadan önceki yaşadıkları eski dünya ortamıdır. Göklerin cenneti başkadır.)

Gök-kubbe sabit-camsı bir yapı olarak tasarlanmış, yıldızların bu sabit camsı kubbede yerleşik oldukları sanılmıştır. Bu gök-kubbenin üzerinde bir gök-okyanusu (tatlı-su) olduğu ve gök kubbede açılan kapılardan yeryüzüne yağmur yağdırıldığı düşünülmüştür.

Cehennem ise, tabak şeklindeki dünyanın derinlerindeki volkanların yükseldikleri bir yerde tasarlanmıştır.

Görüldüğü üzere atalarımızın dünya ve uzay bilgisi çok sınırlıdır. Kutsal kitaplarda iki suyun birbirinden ayrılmış olduğu yazılı olması, şekilde gösterilen türde bir dünya tasarlanmış olmasındandır.

Günümüzde fizik, jeoloji, astronomi gibi bilimler öyle ilerledi ki, dünyamızın Güneş çevresinde dönen bir gezegen olduğu, uzayda Güneş gibi daha milyarlarca yıldız bulunduğu gibi çok daha fazla bilgilere sahibiz. Dünyamızın dışında bir gök-cenneti olmadığı kesin bir şekilde bilinmektedir. Uzayın oldukça ayrıntılı haritalanması yapılmış ve ne cennet ne cehennem gibi ahiret ortamları olmadığı kesinlikle saptanmıştır.

Ölümden sonra bir cennet hayatına inanan insanlarımız acaba bu cennetin olmadığını, ebedi ömür gibi bir durumun olamayacağını, çünkü herşeyin sürekli bir değişim-dönüşüm döngüsü içinde olması gerektiğini acaba ne zaman anlayacaklar?

Din adamları, ilahiyat profesörleri bu gerçekleri acaba ne zaman kabul edip, insanların kandırılmalarına bir son verecekler…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dağ Medya

Hayvan Medyası

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

Yıldız Teknik Üniversitesi

Sürdürülebilir Kampüs Komisyonu

artidergi897604762.wordpress.com/

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü Artı Dergi

SUSMA

Araştır, Soruştur, Konuş. SUSMA

%d blogcu bunu beğendi: