“Life is nothing but chemistry” = Hayat sadece kimyadan ibarettir. Kimyasal değişimler ise tamamen enerji akışı ve dağılımına bağlıdır.

yasliİsmet GEDİK

Doğadaki tüm enerjilerin kaynağını ise kuant denilen en temel etkileşim öğeleri oluşturur. Bu nedenle Güneş gibi yıldızlar çevrelerine güneş ışığı dediğimiz (kuantsal öğeler) fotonlar yayarlar ve bu fotonlar bitkilerin kloroplast denilen öğeleri tarafından şekere dönüştürülerek hayatın devamını sağlar.

Bitkilerden beslenen hayvanlar bu şekeri ete, kemiğe dönüştürürler, insanlar bitkileri-hayvanları yiyerek besinleri daha farklı maddelere dönüştürürler. Bu nedenle hayat tamamen kimyasal değişim-dönüşümlerden oluşmuş olur.

Her şey, varlıkların içlerindeki bileşenleri tarafından yapılır, çünkü bir iş veya eylem yapılması için gereken enerji sadece varlıkların içsel bileşenlerinde bulunur, en temeldeki içsel bileşenimiz ise kuantsal öğelerdir ve evrendeki tüm enerjilerin kaynağını oluşturmaktadırlar.


İçlerimizdeki hücrelerin ne kadar bilgili bilinçli olduğunu ve doğaya uyum için neler yapabildiklerini anlamak için farklı hayvanların içlerindeki hücrelerin işlevlerini düşünelim. Örn. keçi, zürafa, fil gibi hayvanlar otçuldurlar, bitkisel ürünlerle beslenirler. Yenilen bitkisel ürünler, hayvanın sindirim organlarında parçalanarak, tekrar ilksel moleküllerine (amino-asitlerine) kadar ayrılırlar.

Sonra her bir farklı hayvanın doğadaki ekolojik konumuna uygun olarak, o amino-asit moleküllerini farklı şekilde kombinasyonlara sokup, kah keçi-tırnakları gibi yamaç-kayalıklarına tutunacak bir organa, kah zürafa gibi yüksek ağaçların yapraklarına uzanabilecek uzun bir boyun yapısına, kah bir filin hortumuna veya dişlerine benzeyen organlar oluştururlar.

Bu şekilde hayvanın çevre koşullarına uyum sağlayacak bir bedensel şekil alması sağlanır. Bedenindeki hücreler, o hayvanın gösterdiği hedeflere uygun olarak işlevler yaparlar. Yani her hayvanın içindeki hücrelerde, o hayvanın ihtiyaçlarına uygun şekilde SimKırKölSab işlemi yapılır, ve hücreler de o şekilde işlem yaparlar.

Bizim bedenimizdeki hücreler de aynı şekilde çalışırlar; yediğimiz bir bitkiden aldığımız şeker, protein gibi maddeler amino-asit moleküllerine kadar parçalanarak, bedenimizin ihtiyaçlarına göre, kah kafamızı örten kıllara, kah sert bir dişe, kah sert bir tırnak gibi yüzlerce faklı organa dönüştürülürler. Tüm bu dönüştürme işlemlerini yapanlar bedenlerdeki hücrelerdir.

Peki, hücreler kimyager değil de nedirler? Varlıkları oluşturan, atom-altı-öğeler, moleküller, hücreler “yaratıcı” değil midirler? Yaratıcı içimizde midir, yoksa dışımızda mıdır?     Bedenlerimizin sahibi, içlerindeki hücreleri midir, yoksa başka bir şey midir?

Doğadaki büyüme ve gelişme, en tabandaki kuantsal öğelerle başlayıp, atom > molekül > hücre > beden gibi gittikçe büyüyen sistemler şeklinde devam ettiğinden, yeni bir şey oluşturulması ve yapılması, hep o sistemi oluşturan taban öğelerin (molekül, hücre, vs) yeteneklerine bağlıdır.

Tabandaki öğeler ise, enerjilerini kuantsal enerji bankasından aldıklarından ve bu enerji bankası hep en ekonomik sistemlere yatırım yapma prensibini uyguladığından, doğada yeni çevre koşullarına uyum sağlanmasında canlılar arasında büyük bir rekabet oluşması kaçınılmaz olmuştur. Rekabet yarışmasında, en az enerji kullanarak, çevreye uyumlu yeni bir yapı oluşturma eylemleri, tür çeşitliliğinin artmasındaki ana dürtü olmuştur.

Örneğin denizlerdeki mavi-, yeşil-, kırmızı-alg gibi farklı yosun gruplarının oluşması, değişik dalga boylarındaki ışığı fotosentezle kimyasal enerjiye dönüştürme işlemlerinde kolaylık sağlamasına yöneliktir. Bir yosun, hem kırmızı hem mavi ışıktan yararlanacak bir yapılaşmaya giderse, bu işlemi yapacak protein moleküllerini sürekli değiştirmesi gerekir, çünkü aynı yapıdaki bir protein, belli bir türdeki enerjinin dönüştürmesine uygundur; başka türde bir enerji ortaya çıktığında, protein bileşiminde değişiklik yapılması gerekir.

Bu nedenle, belli türlerde enerjiye konsantre olmak ve o enerji türünden yararlanacak şekilde protein molekülleri üretecek bir yapılaşmaya gitmek, doğada uygulanan en yaygın yöntem olmuştur.

Tüm varlıklar enerjilerini kuantsal sistemden almak zorundadırlar. Kuantsal sistem doğanın enerji bankasıdır, tüm diğer varlıklara enerjilerini onlar verirler. Her bankacı gibi kuantsal bankacılar da, verecekleri enerji yatırımının boşa gitmemesi için alıcıların niyet ve hedeflerine bakarlar ve ona göre yatırım yaparlar.

Tüm varlıkların en temel bileşenleri olan kuantsal öğeler (enerji paketçikleri) salınım hareketleri içindedirler. Ve her şey bu temel bileşenlere bağlı olarak oluşturulup-geliştirildiğinden, bu kuantsal öğelerin birleşmeleriyle gelişen tüm üst-sistemler (atomlar, moleküller, hücreler, hayvanlar, bitkiler, vs) bağlı oldukları alt-sistem öğelerindeki dalgalanma hareketlerinin hangi aralıklarla ve hangi faktörlere bağlı olarak değiştikleri bilgilerini toplamak ve bu bilgilere göre davranmak zorundadırlar. 

Dolayısıyla hayat, bağımlı olunan enerji kaynağındaki dalgalanmaların nelere göre değiştiği bilgilerini toplama ve bu bilgileri gelecek nesile aktarma eylemidir. Bu nedenle seks dediğimiz karşılıklı kalıtsal bilgi alış-verişi sistemleri oluşturulmuştur. Seks, karşı cinslere (farklı bakış-açılarına) ait bilgiler içeren hücrelerin buluşma ve kaynaşma eylemleridir.

Düşünce ve davranışlarımız da tamamen bedenimizdeki hücrelerde gerçekleşen kimyasal değişimler sonucu oluşurlar. Kimyasal dönüşümler deyince, sadece moleküllerin değişip-dönüşmesi anlşılmasın. Atomlar da değişip-dönüşürler. Yani hücrelerin ihtiyaçlarına göre, potasyum kalsiyuma, kalsiyum patasyuma dönüştürülebilmektedir. Bu bilgi Kervran etkisi olarak bilinir, ancak bilim insanlarının şartlanmışlığı yüzünden hala dikkate alınmaz.

Ancak LENR = Low Energy Nuclear Reaction olarak son yıllarda sessizce kabul edilmeye başlanmıştır. LENR yoluyla kimyasal elementler birbirlerine dönüştürülebilmektedir. Bu dönüşümleri tetikleyen ise Kervran’ın (1982) belirttiği üzere, nötrino denilen kuantsal öğelerdir. Nötrinolar evrensel ölçekte enerji aktarımları yapabilen mucizevi kuantlardır.

Yani bir maddenin içindeki bir reaksiyonda ortaya çıkabilirler, çevrelerindeki her varlığı delip-geçerler, ve herhangi bir varlığın içindeki bir atomun çekirdeğiyle ilişkiye girip, o atomun değişmesine neden olabilirler. İşte bu nedenle, doğadaki canlı-cansız tüm varlıklar bir-birleriyle hem de evrensel ölçekte ilişki ve bağımlılık içindedirler.

Karşılıklı etkileşim ve bağımlılık evrensel ölçekte de olur, ama en yaygın olarak birbirlerine en yakın varlıklar arasında etkilidir. Çünkü kuvvet dediğimiz etkileyici faktör, varlıklar arası mesafenin karesi ile ters orantılıdır. Varlıklar birbirlerinden ne kadar uzaksa, onların arasında bir etkileşim olması olasılığı da o kadar azdır.

Bu nedenle bizler en çok en yakınımızdaki varlıklardan etkileniriz.

Şimdi bedenimizdeki hücreler içinde gerçekleşen milyarlarca kimyasal değişimi bilmezsek, kronik strese gireriz. Stres ise sunulan videodaki etkilere neden olur.


 https://www.facebook.com/681059252001330/videos/924812084292711

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: