Jeoloji–zaman–bilgi-enerji-etkileşimleri ve dünyamızın oluşumu -/-  Zaman kavramını yanlış yorumlanmasının sonuçları:

yasliİsmet GEDİK

Zaman kavramını ebedi bir yaratıcı sistemin ömrüne endeksli ve onun verdiği tik-taklara göre işleyen bir süreç olarak kabul eden statik sistem fizikçileri, 1864de Penzias ve Wilson tarafından 3° Kelvin radyasyonu (Cosmik Microwave Background = CMB radiaton = Sema-ardı-ışınlaması) olarak bilinen bir radyasyon türünün keşfine (ve de Hubble’nin kızıla kayma teorisine) dayanarak oluşturulan Big-Bang teorisini ortaya atmışlardır. (Hubble’in kızıla kayma teorisinin yanlışlığı konusunda bakınız:

Big-Bang var mı, yok mu  http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/…/bigbang-var-m… )

Ve o tarihten beri bizlere evrenin başlangıcında her şeyin bir toplu-iğne başı (veya bir fındık) kadar küçük bir hacimde sıkışmış halde bulunan evrensel sistemin, büyük bir patlamayla aniden genleştiğini ve o ani genleşme sonucu da aniden soğuyarak Penzias ve Wilson’un buldukları CMB-radyasyonunun oluştuğunu; böylelikle de büyük bir patlamayla (Big-Bang) evrenimizin doğduğu öğretilmektedir.


Fizikçiler burada iki büyük hata yapmaktalar: Birincisi, zaman kavramını tamamen yanlış yorumluyorlar; ikincisi ise, varlıkları bilgisiz-bilinçsiz öğeler, parçacıklar olarak düşünüyorlar. Önceki iki bölümde ise, durumun tam tersi olduğu bilimsel verilerle gösterilmişti.

Böylesine en temel iki noktada yanlış bakış açılarıyla doğaya bakan insanların, doğadaki sistemi doğru yorumlamaları beklenir mi?

Şimdi yeni bilimsel görüşler ışığında, evrenimizin nasıl “doğduğu” konusuna bakalım.

Üç asır öncelerine kadar, jeoloji denilen bilim dalı yoktu ve insanlar doğa ve dünyanın bir yaratıcı tarafından aniden oluşturulduğuna inanıyorlardı. İki- üç asırdan beri dünyanın soğan zarlarının büyüyüp-gelişmesine benzer şekilde deniz tabanlarında üst-üste yığışan katmanlar şeklinde oluşup geliştiği saptanınca, doğa ve dünyamızın nasıl oluştuğu konusunda farklı düşünmeye başlandı.

Şimdi jeoloji denilen bilimden yararlanarak dünyamızın sürekli değişim-dönüşümlerle nasıl geliştiğini görelim. Bunu görünce de, zaman denilen faktörün, doğadaki değişimlere göre ortaya çıkan bir değişim-dönüşüm göstergesi olduğunun farkına varalım.

Karalar sürekli aşınır ve aşınan maddeler ırmaklarla denizlere taşınıp- depolanır. Örneğin günümüzün plastik maddeleri, kaşık, bıçak gibi nesneler denize taşınan çamurlar arasına karışırlar. Birkaç bin yıl önce oluşan katmanlarda ise bu maddeler olmayacaktır, çünkü o zamanlarda bu maddelerin üretimi bilinmiyordu ve yoktu.

Geçmişe gidildikçe varlıklar atomlarına-moleküllerine ayrışırlar ve o atom ve moleküller başka varlıkların yapımında kullanılırlar. Böylelikle bilgi geçmişe gidildikçe azalır.

Şimdi dünyamızın arşiv sayfalarına bakarak geçmişe gidildikçe bilginin nasıl azaldığını görelim.

5 milyon yıl eskiye gidildiğinde, insan denilen canlı yok olur. Yok olmak, atomlarına-moleküllerine ayrışmak demektir. Bu atomlar ve moleküller ise at, inek, meyve ağaçları vs. gibi diğer varlıkların yapımlarında kullanıma girerler.

100 milyon yıl geri gidildiğinde, at, inek, meyve ağaçları yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise dinozor, vs gibi canlıların yapımlarında kullanıma girerler.

300 milyon yıl geri gidildiğinde, dinozor gibi canlılar yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise ekinit, trilobit, gibi omurgasız ve başka omurgalı canlıların yapımlarında kullanıma girerler.

700 milyon yıl geri gidildiğinde, tüm omurgalı ve omurgasız canlılar yok olur ve atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise tek hücreli canlıların yapımlarında kullanıma girerler.

4 milyar yıl geri gidildiğinde tüm canlılar alemi yok olur, atomlarına-moleküllerine ayrışırlar. Bu atomlar ve moleküller ise cansızlar alemi dediğimiz inorganik maddelerin yapımında kullanıma girerler.

Görüldüğü üzere, geçmişe gidildikçe, canlı varlık oluşturma bilgisi tamamen kaybolmaktadır.

5 milyar yıl geri gidildiğinde ise, dünyamız ve Güneş sistemimiz de yok olmaktadır. Dünya yok olunca, dünyadaki H2O, CO2 , kuars gibi moleküller atomlarına ayrışıyorlar ve  yıldızlar – galaksiler evresine  dönülüyor.

12-13 milyar yıl öncesine Evrenimizin başlangıcına gidildiğinde, tüm yıldız ve galaksiler yok oluyor, atom-altı-öğelere ayrışıyorlar. Atom-altı- öğeler  ise, ÇOK-ÇOK KISA ÖMÜRLÜ, ve ÇOK HAREKETLİ enerji yumaklarıdır. Bunlara Kuantum alemi deniyor.

Şimdi ZAMAN dediğimiz kavramın nasıl bir şey olduğunun farkına varabildik mi?

ZAMAN varlıkların kimyasal bileşimlerinin değişmeleriyle ortaya çıkan bir değişim-dönüşüm sistemidir, bir görüntüler ardalanmasıdır.

Jeolojik ve astrofiziksel verilere göre tasarlanan zaman olgusu, yukarıda özetlendiği gibidir ve evrenimizin başlangıcında her şeyin enerjiye dönüşmüş şekilde olduğunu göstermektedir. Madde dediğimiz varlıklar moleküllerden oluşurlar. Moleküller ise, bir atom-çekirdeği ve onu diğer atom-çekirdekleriyle bağlayan elektron halelerinden oluşurlar.

Yani moleküller farklı atom çekirdeği ile paylaşılan elektronlarla birbirlerine bağlanırlar. Doğadaki maddeler (moleküller) atomik ünitelere dönüştürüldüğünde, (evrenin başlangıcında), evrenimizin büyüklüğünde çok büyük bir büzüşme yaşanmış olması zorunludur. Çünkü:

Moleküller, atomların çevresindeki elektronların ortak kullanılmaları prensibiyle oluşurlar. Yani elektronlar olmazsa, moleküller oluşturulamazlar. Moleküller parçalanıp, atomlar tek olarak izole edildiğinde, atom-çekirdekleri ortaya çıkar. Elektron halesinden yoksun bir çekirdeğin boyutu 1-2 femtometredir. 1 femtometre, milimetrenin trilyonda biri kadardır (10 üzeri -15 m). Halbuki çevrelerinde elektron halesi olan atomlar (yani molekül yapıcılar) 100.000 femtometre’den büyüktürler.

Bu farkı anlamanız için şunu tasarlayın: Bir atomun çekirdeği İstanbul’da Kız-Kulesinin tepesindeki bir portakal ise, onun elektronları, Büyükada’daki bir toplu-iğne ucu boyutundadır. Moleküller, çekirdeklerin bu kadar uzakta olacak şekilde birleşmelerinden oluşurlar. Bu nedenle bizlerin (su, taş, toprak) olarak gördüğümüz maddeler, sabun-köpüğü gibi boşluksu şeylerdir.

Köpüksü yapılı-dokulu varlıklar ile atom-çekirdeği gibi yoğun dokulu varlıklar arasında çok temel bir fark vardır, o da hareketlilik faktörüdür. Köpüksü dokulu maddeler, örneğin bir mermi saniyede yüzlerce metre, bir uzay uydusu saniyede bin metre hızla gidebilir. Ama asla ışık hızıyla 300.000.km/sn gidemez. Ama atom çekirdekleri ışık hızında ilerleyebilirler.

Yani radyasyon oluştururlar. Bu nedenle, bizlerin aşina olduğumuz moleküller-şeklindeki alemden, atomlar şeklindeki aleme geçince, varlıkların hareketlilik yetenekleri, enerji potansiyelleri anormal artmış olur.

Bu küçülmenin evrenin tüm atomlarında (1080) meydana geldiğini düşündüğünüzde, küçülmenin ne kadar devasa olduğunu tasarlayabilirsiniz! Bu nedenle, evrenin başlangıcında, tüm maddeler atom-altı-öğelere (enerjiye) dönüştürüldüğünde, evrenimizin çok yoğun bir plazma durumunda olması gerekmektedir.

Bu durum fizikçiler tarafından da öngörülmüş ve evrenimizin çok yoğun bir plazma şeklindeki ilksel durumundan, bir patlamayla genleşmeye başladığı (Gamov 1948, Penzias & Wilson 1965, vb.) öne sürülmüştür.

Şimdi bir nokta koyup, zaman kavramının bilgi oluşumuyla bağlantılı olarak gerçekleşen değişim-dönüşümler olduğunu bilmeyen fizikçilerin, böyle bir genleşmeyi nasıl açıklayacaklarını tasarlayın: Büyük bir patlama oldu ve evren genleşmeye başladı ve soğudu; bu soğumanın sonucu da 3 derece Kelvin radyasyonu (Cosmic Microwave Backgrond = CMB, Penzias & Wilson 1965) olarak günümüzde bile hala evrende mevcut!

Şimdi olayı bir de “bilgi” faktörünü dikkate alarak, varlıkların karşılıklı etkileşimlerle daha rahat bir duruma ulaşma çabaları sonucu geçekleşen “zaman” görüşüne göre yorumlarsanız, nasıl bir değerlendirme ortaya çıkar?

Maddeler (moleküller) dünyası ile atom dünyası (atom-çekirdeği) arasında çok büyük bir fark vardır. Moleküllerin boyutları nano-metre ölçekli (10-9 m) iken, nükleon (çekirdek) boyutu femto-metre (10-15 m) ölçeklidir. Bir milyon katlık bir fark söz konusudur. İşte evrenin genişlemesi atomlar aleminden moleküller alemine geçişin bir sonucu olarak başlar.

Yukarıda vurgulandığı üzere, atomlardan moleküllere geçişte milyon katlık bir hacim artışı olur. Evrendeki on üzeri 80 kadar atomun da aynı anda moleküllere dönüştüğünü dikkate alırsanız, genişlemenin boyutunu tasarlayabilirsiniz.

Günümüzde evrenin Big-Bang adı verilen büyük patlamayla başladığı ve hemen ardından çok büyük ve ani bir genişlemeye (inflation) uğradığı ve halen de genişlemeye devam ettiği görüşü egemendir. Evrenin hala genişlediği görüşüne, galaksilerden gelen radyasyonlarda “doppler-olayına bağlı kızıla kayma” adı verilen bir görüş neden olmuştur.

Ancak “kızıla kayma” durumunun, galaksilerin yaşı ile ilgili olduğu (Halton Arp, 1998) tarafından gösterilmiştir. Dolayısıyla, evrenin hala genleştiği görüşü doğru değildir. Ani bir genleşme atom-altı-öğelerden atomlara geçişte gerçekleşmiştir, ama ondan sonra sürmesi ve evrenin sürekli genleştiği görüşünün kabulü için hiçbir neden yoktur. Bak: Big-Bang var mı, yok mu http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/…/bigbang-var-m…

Evrensel sistemin başlangıcındaki bu yoğunlaşmış plazma durumu, çok hareketli, sürekli bir salınım ve titreşim içindeki atom altı enerji paketlerinden oluşur. Bu plazma içinde zilyonlarca kuantum öğesini düşünün. Çok devingensiniz, sağa-sola, aşağı-yukarı, ileri-geri; çevrenizdeki zilyonlarca diğer kuant öğesi ile karşılıklı etkileşiyorsunuz; sürekli bir akım-akışkanlık içindesiniz; vs. Ne yapmalısınız ki, daha rahat bir duruma kavuşasınız?

Bunun cevabına ulaşmak için, insanların davranışına bakalım: İnsanlar tek başlarına yaşasalardı, her şeyi, her işi tek başlarına yapmak zorunda olurlardı ve kafalarını kaşıyacak zamanları olmazdı. Ama ortaklıklar oluşturup, iş-bölümü yaparak ve ürünlerini takas ederek, daha rahat bir yaşam düzeyine ulaşmışlardır. Buna rahatlama dürtüsü denir ve doğadaki tüm varlıklarda mevcuttur.

Fizik bilimi verilerine bakarsak, onların da rahatlama prensibini uygulayarak, çok devingen kuantum-aleminden, daha az hareketli üst-sistemlere geçtikleri görülür.

Enerji akışının yönü, kuvvet denilen varlıkları hareket ettirici faktörü belirler. Yani, kuvvet enerjinin bir yerden diğerine akışıyla oluşur. Bilgi ise, enerji-akış yönünü tayin edici trafik levhaları işlevini görür.

Güçlü-etkileşim, maddelerin özünü – çekirdeğini oluşturan öğelerin yerleşme-yönlenmelerini tayin eden trafik işaretleri sistemidir.

Bu temel prensiple işlemlere başlanır ve önce maddelerin özü olan proton (2-up(u) ve 1-down(d) quarktan oluşan hidrojen çekirdeği) oluşturulur. (Nötron ise 2-d ve 1u-quarktan oluşur.) Evrenimizde bu nedenle en çok bulunan element hidrojendir ve %73lük bir orana sahiptir.

Sonra rahatlamanın ikinci adımı atılır ve elektro-manyetik etkileşim bilgileri devreye sokulur:

Elektro-manyetik etkileşim, madde-özlerinden oluşan atom-çekirdeklerini birbirleriyle ilişkiye sokan trafik işaretleri sistemidir.

Bu temel prensiple farklı atom çekirdekleri birbirleriyle ilişkilendirilerek, daha büyük boyutlu moleküller alemine geçiş yapılır.

Yukarıda açıklanan bilgi oluşumuna bağlı zaman kavramı oluşumu ise, doğa-bilimsel verilere dayanmaktadır. Bu görüşün sonucu olarak öngörülen evren genişlemesi (inflation) ise, tamamen fiziksel bilgilere uygundur.

Geleneksel fizikçiler şimdiye dek doğadaki oluşumlarda “bilgi” diye bir parametre kullanmamışlar, bilgi ve bilinci hep varlıkların dışındaki bir sistemde kabul etmişlerdir. İşte bu fizikçi ve diğer bilim-insanlarının bilinç-altlarına yerleşmiş en büyük şartlanmışlıktır.

Yaratıcılık ve yönlendiricilik enerjisi, varlıkların içsel bileşenlerinde midir; yoksa dışlarındaki harici bir sistemde midir?

Şöyle soralım:        

  • Dünya aniden harici bir güç sistemince mi oluşturulmuştur,
  • Yoksa varlıkların içlerindeki bir oluşturma-geliştirme dürtüsüyle mi?
  • Oluşumlarda sürekli bir büyüme-gelişme görüldüğüne göre, bu büyüme-gelişme bilgileri nerden kaynaklanmaktadır?

Çekül gibi cansız kabul edilen bir varlığın davranışını tasarlayın. Çekül, Hindistan gibi büyük bir ülkenin güney ucunda iken, dikeydir; yani kutup-yıldızı ile dikey-düzlem arasındaki açı coğrafik enleme (5 derece kuzey) uygun olarak 95 dereceye yakındır. Himalaya dağının eteğindeki Yeni Delhi’ye (28.5 derece kuzey) varıldığında, çekülün artık yeryuvarı merkezini tam göstermediği ve Himalaya dağına doğru saptığı gözlenir.

Bu sapmanın ne kadar olduğu araştırıldığında, çekülün çok hassas şekilde,

  • Himalaya dağı sisteminin kütlesinin ne kadar olduğunu;
  • Bu yüksek dağ sisteminin ağırlık merkezinin nerede olduğunu;
  • Bu ağırlık merkezinin kendisine ne kadar uzakta olduğunu (milimi-milimine);
  • Kendi ağırlığının ne kadar olduğunu,

en hassas şekilde ölçüp-saptamış olması ve m1 x m2/ r2 formülüne göre hesaplanan değer kadar dağa doğru sapmış olması gerektiği görülür. Çünkü bu formül hem gravite (yerçekimi), hem elektro-manyetik etkileşimler gibi, makro-alem dediğimiz molekül ve daha büyük üst-sistemlerde geçerli bir doğa yasasını temsil etmektedir. Çekülün de bu doğa yasasına uygun bir bilince göre davranmış olması gerektiği düşünülmektedir.

Peki olay acaba gerçekten böyle mi oluyor?

Fizikçiler varlıkların temel bileşenlerinin (atom-altı-öğelerinin) iki farklı davranışlı grup içinde olduklarını gözlemlemişlerdir: Birinci gruba FERMİYON adı, ikinci gruba BOSON (bozon) adı verilmiştir. Fermiyonlar kütle sahibi, yani madde oluşturuculardır; aynı anda aynı yerde bulunamazlar, bu nedenle üst-üste gelip-çakışamazlar ve hep farklı yerler işgal etmek zorundadırlar.

Bozonlar ise, fermiyonlara nasıl davranacakları bilgi bilgisini veren kuvvet-aktarıcılardır, kuvvet-alanı oluşturuculardır, üst-üste gelip, güçlerini, şiddetlerini artırabilirler.

Çekül içindeki moleküllerin atomları çevreden gelen sinyallere göre sürekli olarak spin, salınım-düzlemi vs. gibi özelliklerini değiştirirler. Yüksek bir dağa yaklaştıkça, dağdan gelen sinyallerin şiddeti artar, çekülün atomları bu artışa uyacak şekilde salınım-düzlemi, salınım-yönü, vs. gibi özelliklerini sinyal şiddetine göre ayarlarlar ve buna uygun olarak, çekül dağ tarafına doğru kayar.

Sinyaller fizikçilerin “boson“olarak tanımladıkları kuvvet aktarıcıları olan bilgi faktörüdür. Çekülün davranışı ise, moleküllerin çekirdek- ve elektronları arası bağlantılarda gerçekleşen ayarlama olaylarıdır ve “bilinç” olarak tanımlanabilinir. Aynen bir insanın duyu organlarıyla çevresinden algıladıkları sinyallere göre, beynindeki sinir-hücreleri arasındaki bağlantılarda ayarlar-düzenlemeler yaparak davranışını belirlemesi gibi bir olay söz konudur.


Şimdi cevap verin: Çeküldeki bu bilinç nasıl ortaya çıktı?

  • Çekülün dışındaki bir varlık mı çeküle bu bilinci verdi?
  • Yoksa çekülün içindeki atomlar ve moleküller mi bu bilinci oluşturdu?

Jeolojik ve astrofiziksel verilere göre ortaya çıkan zaman olgusu 4 değişik konuda çok önemli sonuçlar ortaya koymaktadır:

  • 1- Evrenimizin başlangıçta sadece atom-altı-öğelerden oluşan yoğun bir plazma olduğu;
  • 2-atom ve molekül oluşumuna geçişle çok büyük bir genleşmeye maruz kalıp, soğuması sonucu 3º K radyasyonu (Cosmic Microwave Background) yaydığı;
  • 3- Her şeyin BİLGİ ile oluşturulduğu;
  • 4- BİLGİ düzeyinin ZAMAN içinde geliştiği, doğa ve dünyamızın evrimsel bir gelişme içinde olduğu; (Yani doğada fizikçilerin dedikleri şekilde düzensizliğe-kaosa doğru bir gidişat değil, düzenli sistemler oluşumuna doğru bir gidişat olduğu) kesin bir şekilde anlaşılmaktadır.

Böylelikle 3. Soru da yanıtlanmış olmakta ve BİLGİ denilen bir faktörün doğadaki tüm oluşumlarda yönlendirici faktör olduğu görülmektedir.

Bilginin doğadaki tüm oluşumlarda yer aldığı ve en önemli temel faktör olduğu ise devam bölümünde gösterilecektir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: