Neden insanlar hala bir liderin gelip, tüm sorunlarını çözmesini bekliyor? Yönetim otoriter olur mu?

yasliİsmet GEDİK

Günümüzde tüm devletler, ya eskiden olduğu gibi krallık-padişahlık gibi tam otoriter yöneticilerce, veyahut demokrasi gibi, yönetici yetenekleri olduğuna inanılan parti-liderlerince yönetilmektedir.

Devlet kavramı toplum kavramından farklı bir “anlam taşır. Devlet “vatan denilen bir toprak parçası üzerindeki yaşam sisteminin örgütlenmesi” gibi bir anlam taşır. Vatan bir toprak parçasıdır ve o topraklarda sadece insanlar değil, karıncasından kuşuna kadar binlerce çeşit canlı yaşamaktadır.

Devletler tepedeki birilerince sahiplenilince, vatan denilen toprak parçasının da insanıyla, hayvanıyla, taşıyla, toprağıyla tepedeki bu “sahib”in malı-mülkü olduğu inancı insanlar arasında kabul görür. Bu nedenle 2 asır öncelerine kadar tüm dünyada insanlar efendilerinin kulu-uşağı olarak görülürdü.


Devlet denilen sistemde “devlet” tepedekilerce sahiplenilir, tüm ülkenin denetimi-yönetimi tepedeklerdedir. Hazine ve hazine arazileri tepedekilerin tasarrufundadır.

Halkın üretiminin çoğunu tepedeki efendiler alırlar ve çok zengin olurlar.

Yasa ve yönetmelikler “devletin, dolayısyla efendilerin” çıkarlarını dikkate alarak hazırlanır.

Tepedeki bu efendiler paralı asker ve muhafızlar tutarak, halkı sürekli baskı altında tutmaya başlarlar.

Tepedekilerce oluşturulan yasalara ve kurallara uymayanlar “devlet düşmanı” olarak suçlanıp hapse atılırlar.

Bu durum ülkemizde günümüzde hala uygulanmaktadır.

Böyle bir mantıksız devlet anlayışı, yaklaşık 4.000 yıldan beri uygulanmaya başlanmıştır, daha önceleri Anadolu’da böyle bir despotik sistem olmadığı arkeolojik kazılardan anlaşılmaktadır.

Toplum yönetimi tepeye bağımlı olursa, otoriter sistem oluşur.

Görüldüğü üzere toplum kavramıyla devlet kavramlarının farklı anlamlar taşımaları gerektiği ortaya çıkar. Şimdi bu farkın ne olduğunu görelim.

Böyle bir fark oluşmasına götüren neden insanların yaşadığı ortamın-ülkenin bir mülk olarak görülmesi ve sahipliğinin de tepedeki birine aitmiş olarak kabul edilmiş olmasıdır. Ülke kimsenin mülkü olamaz, çünkü o ortam hem insanlara hem de oradaki tüm varlıklara aittir. Hiçbiri tarafından sahiplenilemez.

Ülkeler her varlığa ait kabul edilince, her insan ve her varlık o ortamdaki kaynakları en ergonomik şekilde kullanarak karşılıklı etkileşim içinde yaşamaya başlanır. Bunun sonucu çeşitli meslek grupları oluşur. Ve her meslek grubu kendisini ilgilendiren konularda maksimum bilgi edinerek, toplum denilen ortak-yaşam sistemini ayakta tutmaya çalışır.

 Bilgi mesleğe göre değişim gösterir, bir demirci orak-bıçak yapma, bir madenci demir madeninin nasıl elde edilebileceği, bir ziraatçı hangi bitkilerin ne zaman ekileceği, hangi toprakta hangi tür bitkilerin yetişebileceği gibi bilgilere sahiptir. Dolayısıyla bir toplumda (eskiden yüzlerce) günümüzde binlerce farklı meslek vardır. Peki toplum bu mesleklerden hangisinin bilgisine sahip bir insan tarafından yönetilir?

Bir toplum içindeki her bir insanın farklı bir yeteneği vardır. Her bir insanın farklı olması, toplum hayatında binlerce farklı meslek olması nedeniyledir. Hücreler herkesi müzisyen veya matematikçi yetenekli yapsaydı, duvarcı, marangoz, balıkçı, tüccar, hamal vs. gibi meslekleri kim yürütürdü?

Böyle bir toplumsal sistemde cahil-bilge ayrımı olur mu?

Sümerlerce Tepeden yönetimli DEVLET sisteminin ortaya çıkmasıyla, insanlık tabana dayanan karşılıklı etkileşimlerle (hizmet-alış-verişleriyle) değil, tepedeki bir ilahi gücün desteklediğine inanılan kişilerce yönetilmeye alıştırılmışlardır. Kazandıklarını tepedekilere vererek, kulluk fermanlarını imzalamışlardır.


Toplum hayatı tepedeki birileri tarafından sahiplenilince, toplumlar yozlaşmaya başlamıştır:

-•       Halk topluma sahip çıkmamış,

-•       Kamu malları hor kullanılmaya başlanmış,

-•       Tepedekilere yağcılık-yalakalık yaygınlaşmış,

-•       Halk bilgisiz bırakıldığından verimli üretim durmuş,

-•       İnsanlar arası dayanışma ve komşuluk ruhu kaybolmuş, komşular birbirlerine yabancılaşmışlar,

-•       Hak ve hukuk sistemi tepedekiler lehine işlemiş, halk sisteme düşman edilmiş,

-•       “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” sistemi oluşmuş.

Yani günümüz toplumlarında görülen tüm toplumsal hastalıkların ortaya çıkış nedeni, “Devlet” denilen tepeye bağımlı hayat görüşünün ortaya çıkarılması olmuştur.

Devlet sisteminde sahiplik ve yönetme tepedeki bir efendidedir. O insanıyla, hayvanıyla, taşı-toprağıyla herşeyin sahibidir.

Bunun böyle olduğunu şu tarihsel olay net bir şekilde gösterir. Büyük İskender, MÖ. 334de Makedonya’dan sefere çıkar, MÖ 333de Anadolu’yu, MÖ. 332de Mısır’ı, MÖ.331de Irakı, MÖ 330da İran’ı, MÖ. 329da Türkmenistan-Afganistan’ı, fethedip, MÖ. 326da Hindistan’a girer. Bir kral, bu kadar kısa zamanda (8 yılda), bu kadar geniş ülkeleri nasıl fetheder? 

Çünkü toplumun sahibi tepedeki bir hanedandır. Hanedanlığı zapt eden onun ülkesinin de sahibi olmaktadır.

Toplum yönetimini tepedeki bir kişiye terk etmenin en kötü örneklerinden biri 2. Dünya savaşının ortaya çıkmasına neden olan Hitler olmuştur.

Adolf HİTLER önce kendine bağlı SS subaylarına Alman Polisi üniformalarından giydirdi ve kendi millet meclisinin bombalanması talimatını verdi…

Sonra Alman halkına bunu yapanlardan intikam alacağını söyleyerek, kendine muhalif kim varsa kumpaslarla ya hapse gönderdi ya da idam ettirdi…

Düzenlediği operasyonlar ile kendine biat etmeyen herkesi temizledi…

Her propaganda mitinginde ise şu cümlenin söylenmesini emretti ”ADOLF HİTLER tanrının gönderdiği bir kurtarıcıdır ve tanrı Alman halkının yanındadır !”

Sonrasında yapılan ilk seçimde ise halkın %74 oyunu alarak Führer, yani lider ilan edildi…

Tüm yetki tek bir kişide toplandı. İlk icraatı azınlıkta olan cumhuriyetçi ve sosyalist bölgeleri ülkeden tecrit ederek her türlü hizmetten muaf tutmak oldu.

Ülkedeki bütün gazete, dergi ve basın yayın organlarını elinin altına aldı. Öyle ki 2. Dünya savaşında Ruslar Berlin kapılarına dayandığında Alman halkı hala savaşı kazanmak üzere olduklarını sanıyordu…

Ve yenilirken dahi her mitinglerinde milyonlarca insan toplanarak ona biat ettiklerini gösteriyordu…

Önceden Alman halkının ”tanrının elçisi, büyük lider, büyük başkan, büyük kurtarıcı” gibi sloganlarla yere göğe sığdıramadığı ADOLF HİTLER’in intiharından bir ay sonra tüm gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı…

O aslında sadece çevresindeki silahlı koruma ordusuna güvenen, söylediği her şeyin yalan olduğu, korkak basit bir ruh hastasından başka bir şey değildi…

Alman halkı bunu çok geç anladı, herkes ona tapıyordu ama gün geldi hiç kimse ben oyumu ona verdim diyemedi…

Savaştan sonra tekrar bir meclis kuruldu, laik bir cumhuriyet sistemine geçiş yapılarak egemenlik artık tek bir kişinin değil kayıtsız şartsız milletin oldu!

İşte tarih her zaman tekerrürden ibarettir!

Bu sebepten ders alınması gerekir…

Egemenlik tek bir kişinin değil milletin olmalıdır!


 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: