Hayat = ömür. Ömür = zamanın bir bölümü. Öyleyse hayatı anlayabilmek için zamanın nasıl bir şey olduğunu bilmek gerekir. Bunu öğrenmeye hazır mısınız?

yasliİsmet GEDİK

Aşağıdaki makaleyi dikkatlice değerlendirmeniz dileğimle: İnsanların anlamak istedikleri kavramların başında ALLAH vardır. Allah doğayı yaratan olarak tanımlandığına göre, doğanın nasıl yaratıldığı gösterilirse, ALLAH anlaşılır olur.

ZAMAN VE YARATILIŞ

Nereden geldik, Nereye gideceğiz?

Doğa ve dünyayı anlayabilmek için önce geçmişimizi tasarlayalım, nerelerden geçerek günümüze gelindiğini ortaya koyalım.


Geçmiş nasıl tasarlanabilinir?

  • Varlıkların hangi sırayla ortaya çıktıkları saptanarak!

Bu işlem nasıl yapılabilinir?

  • Jeoloji denilen bilimden yararlanarak! Şöyle ki: Karalar sürekli aşınır ve aşınmış maddeler ırmaklarla denizlere taşınır ve deniz diplerinde depolanırlar. Denizlere taşınan bu maddeler arasında, yeryüzünde o an bulunan maddeler de bulunurlar. Örneğin günümüzün plastik maddeleri, kaşık, bıçak gibi nesneler günümüzde denize taşınan çamurlar arasına karışırlar. Birkaç bin yıl önce oluşan katmanlarda ise bu maddeler olmayacaktır, çünkü o zamanlarda bu maddelerin üretimi bilinmiyordu ve yoktu.
  • Denizdeki katmanlar, bir kitabın sayfaları gibi, düzenli şekilde üst-üste yığışırlar; yaşlı olan altta, genç olan onun üstünde olacak şekilde. İşte bu yöntemden yararlanılarak dünyamızın geçmişi saptanabilinmektedir. Şimdi bu yöntemle elde edilen kayıtlara bakarak, geçmişimizi tasarlayalım. (Bu konuda ayrıntılı bilgiler “Doğa canlıdır” başlıklı şu makalede bulunmaktadır. http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/…/doga-canldr.html)

Nerelerden Geçerek günümüze geldik?

Zaman nasıl bir şey?

Günümüzde

  • 1- cep-telefonları, uçaklar, bilgisayarlar, at-arabaları, mızrak gibi İNSAN BİLGİSİ üretimi olan aletlerimiz var;
  • 2- bunların yanı sıra koyun, fare gibi memeli hayvanlar, kuşlar, bitkiler, balıklar, böcekler, mercanlar, salyangozlar gibi farklı GENETİK BİLGİLERE göre oluşmuş çok hücreli canlılar var;
  • 3- bunların yanı sıra, amipler, terliksi hayvanı gibi çekirdekli tek-hücreli canlılar var;
  • 4- bunların yanı sıra, bakteriler gibi çekirdeksiz tek-hücreli canlılar var;
  • 5- bunların yanı sıra, kuvars, mika, feldspat gibi inorganik moleküller var;
  • 6- bunların yanı sıra, azot, oksijen, karbon, demir, hidrojen, helyum gibi kimyasal elementler var;
  • 7- bunların yanı sıra, proton, nötron, elektron gibi atom-altı-öğeler var.

Şimdi geçmişe doğru gidelim, bakalım neler değişecek:

  • a- 100 yıl geriye gittiğimizde, “cep-telefonları, uçaklar, bilgisayarlar”; 10 bin yıl geriye gittiğimizde at-arabaları; 50 bin yıl geriye gittiğimizde, “mızrak, ok” yok oluyorlar, yani moleküllerine ayrışıyorlar; bunları oluşturacak BİLGİ henüz oluşmamış oluyor;
  • b- 300 milyon yıl geriye gittiğimizde, “koyun, inek, fare, kuş, kertenkele, vs. yok oluyorlar, yani moleküllerine ayrışıyorlar; bunları oluşturacak BİLGİ henüz oluşmamış oluyor;
  • c- 600 milyon yıl geriye gittiğimizde, bitkiler, balıklar, böcekler, mercanlar, midyeler, salyangoz gibi hayvanlar yok oluyorlar, yani moleküllerine ayrışıyorlar; bunları oluşturacak BİLGİ henüz oluşmamış oluyor;
  • d- 2,5 milyar yıl geriye gittiğimizde, “amip, terliksi hayvanı” gibi çekirdekli tek-hücreliler de yok oluyorlar, yani moleküllerine ayrışıyorlar; bunları oluşturacak BİLGİ henüz oluşmamış oluyor;
  • e- 4 milyar yıl geriye gittiğimizde, “bakteri” gibi çekirdeksiz tek-hücreli canlılar da yok oluyorlar, yani moleküllerine ayrışıyorlar; bunları oluşturacak BİLGİ henüz oluşmamış oluyor;
  • f- 5 milyar yıl geri gittiğimizde, dünyamızı oluşturan madde dediğimiz moleküllerin de yok olduğu ve atomlarına ayrıştığı anlaşılıyor. Molekül yapma bilgisi olmadan, madde oluşturulamaz, gezegen vs. ortaya çıkamaz.

Daha eski dönemlere ait bilgiler için astro-fiziksel verilerden yararlanılması gerekiyor. Onlar ise şunu gösteriyor:

  • g- 5 milyar yıl ile evrenimizin başlangıcı arası dönem galaksi ve yıldız oluşumları ile geçiyor. Yıldızlar, atom denilen kimyasal temel elementlerin sentezlendiği nükleer ortamlardır. Dolayısıyla, atom yapma bilgisi olmadan, oksijen, karbon, demir gibi temel kimyasal elementler oluşturulamaz, kimyasal element olmadan molekül (su, mika, kuvars, feldspat gibi mineraller) oluşturulamaz. O nedenle 5 milyar yıl öncesi dönemde onları oluşturacak BİLGİ henüz oluşmamış oluyor;
  • h- Evrenizin başlangıcına gidildiğinde (ki o zaman tam bilinmiyor) “proton, nötron, elektron gibi madde oluşturucu temel öğeler” de yok, yani bileşenlerine ayrışmış oluyorlar. Ve her şey atom-altı-öğelerden oluşan, en temel bileşene, enerji-alemine dönüşmüş oluyor.

Dünyamız nereye doğru gidiyor ve gidecek?

Biz insanlar, bu evrensel gidişat hakkında ne biliyoruz?

Devlet yöneticileri veya liderler bu konuda ne biliyorlar ve insanlara bu konuda ne söylüyorlar?

Hele bilim insanları bu konuda ne diyorlar?

Yönetenler de, yönetilenler de zaman ve hayat hakkında bir şey bilmiyorlar

Anlaşılacağı üzere, ne yönetenler, ne yönetilenler bu temel konular hakkında bir şey bilmiyorlar, Hayat gibi temel bir konu hakkında bilim insanları dahi büyük bir şartlanmışlık içinde davranıyorlar. İşte ıspatı:

“Sürekli bir değişim-dönüşüm içindeki dinamik bir doğada yaşıyoruz. Peki bu değişim-dönüşümlerin bir yönsemesi var mı? Nereye doğru gidiyoruz?” şeklinde bir soru sorduğunuzda eğitimli kişilerden alınacak cevap şöyledir: (Eğitimsizlerin söyleyecek bir şeyleri zaten yoktur)

Termodinamiğin 2. Yasası şunu gösterir: Doğada bir iş-eylem (üretim, büyüme, tamirat, vs.) yapılması için enerji gerekir.  Eylem için enerji kullanıldığında, bu enerjinin bir kısmı işe-yaramayan enerji olarak boşa harcanır. Bu nedenle zaman içinde doğadaki işe-yarar enerji miktarı azalacak, işe yaramayan enerji artacaktır. Bu ise, evrendeki enerji ve kütle miktarının sabit olduğu düşünülünce, doğada zaman içinde düzensizliğe doğru bir gidişat (entropi-artışı) olacağı anlamına gelir. Yani fizikçilere göre evrenin sonu kaosa, düzensizliğe gitmektedir.

Soruyu bir eklenti yaparak tekrar soralım:

Termodinamiğin -2. Yasası, doğada her şeyin zaman içinde dağılıp-parçalanacağını gösteriyorsa, doğal sistemin tarihsel gelişiminin başlangıcında evrende muazzam bir düzenli sistem var olmalı ki, o düzen bozula – bozula günümüze gelinmiş, bundan sonra da gittikçe bozularak kaotik bir sona gidilecektir.

Doğa ve dünyamızın geçmişi yukarıda özetlendi, ve bilgi ve bilince dayalı sürekli daha düzenli ve gelişmiş üst-sistemlere (yani düzene) doğru bir gelişim olduğu görülüyor.

Öyleyse bu görüş yanlış olmak zorunda değil mi?

Evet ortada bir yanlışlık var, o da şu: FİZİKÇİLER STATİK SİSTEMDE DÜŞÜNMEKTE, varlıklar arası etkileşimlerin BİLGİ ile gerçekleştirildiğini bilmemektedirler.

Peki neden fizikçi gibi bilim adamları statik sistemli düşünmektedirler?

Bir insanın davranışını, o insanın zihniyeti, yani hayata bakış açısı belirler. Zihniyetin ise iki farklı bileşeni vardır: Bilinç-altı ve Bilinç:

Bunlardan en etkili olanı “BİLİNÇ-ALTI” sistemi bilgileridir.

“Bilinç-altı” bilgileri, ana-rahmine yerleştirildiğimiz andan itibaren ve de çocukluğumuzun ilk 6 yılı süresince, çevremizdekilerin davranışlarının, gelenek ve göreneklerin, kopyalanması ile edinilir. Bu bilgiler, atalarımızın asırlar boyu oluşturdukları verilerin özetlenmiş sonuçlarıdır. Otomatiğe bağlanmış davranışlarımızın bulunduğu bilinç-altı sistemimize kayıt edilirler.

Bir fil küçükken ayağından zincirle bir yere bağlanmaya alıştırıldıysa, bu davranış filin bilinç-altına kopyalanır ve fil ondan sonra bu kopyalanmış şartlandırmaya uyarak yaşamaya devam eder. İnsanlar da ilk-6-7 yaşına kadar çevrelerindeki insanların davranışlarını aynen kopyalarlar, ve büyüdüklerinde de, fildeki gibi bu şartlanmışlıklara uyarak yaşarlar.

Çevresinde 3-4 farklı dil bile konuşulsa, o dilleri aksansız konuşacak şekilde kopyalar. Çevresindeki insanların davranışlarını da aynen kopyalarlar. Bilinç-altı, kişinin hiçbir müdahalesi olmadan çevresindeki olaylardan etkilenerek kopyalanan, yani başka insanların düşünce ve davranışlarının kopyalanmış halleridir. Çevredeki insanlar da yine daha eski kuşaklardan kopyalanan bilgilere göre programlanmış-şartlanmış olduklarından, bu döngü böylece devam eder. Kişiler kopyalanmış bu davranışların etkisi altında davranmaya mecburdur, onlara göre programlanmış, onlara göre şartlanmışlardır.

Bilinç-altına alınan davranışların en büyük kısmını ise atalarımızın otomatiğe alıp, gelenek ve göreneklerimize aktardıkları davranışlardan oluşurlar. Beynimizin büyük kısmı buna tahsis edilmiştir. Bilinç-altı, otomatiğe alınmış davranışlardan, iç-güdülerden oluşurlar. Bir davranış, (örn. Araba, bisiklet kullanmak) sık-sık tekrarlanmaya başlandıysa, o davranışlar da otomatiğe bağlanırlar ve bilinç-altı sistemine aktarılırlar. Bir araba kullanmayı öğrenmenin ne kadar zor ve stresli olduğunu hatırlayın.

Ama öğrendikten sonra, artık hiçbir stres kalmaz, çünkü o kadar sık yapılır olmuştur ki, hücreler onu otomatiğe almışlardır. Yani bilinç-altı otomatiğe alınmış davranışlar topluluğudur. Her şeyi yeniden, sıfırdan başlayarak öğrenmek, çok zaman ve emek gerektirir, ki buna hiçbir ömür yetmez. Bu nedenle, “information & self-organisation” olarak özetlenen “bilgiye dayalı” oluşum ve gelişim sisteminde, eskiden-önceden edinilmiş bilgilerin kopyalanarak gelecek nesillere aktarılması temel bir prensiptir. Nitekim epigenetik denilen yeni bilim dalı, bu temel prensibin uygulanış şeklidir.

BİLİNÇ, o andaki arzular, beklentiler  ve değerlendirmelere göre oluşturulur; yani o andaki duruma uyan davranış şeklidir. Okul dönemi ve sonrası evrede çok daha az etkili olanı ise edinilen bilgilere dayanırlar. “BİLİNÇ” sistemi verilerinin davranışlarımıza etki oranı %95den azdır. Yani bizler genelde BİLİNÇ-ALTI sistemimizin etkisi altında davranmak zorunda kalırız.

Bilim adamları  da nihayet insandırlar ve gelenek-göreneklerin etkisi altında davranırlar. Gelenek göreneklerimiz ise tamamen statik sistemlidir; statik sistemde ise, varlıklar bilgili ve bilinçli değillerdir.

Statik sistemli düşünen fizikçiler doğa olaylarında şimdiye dek hiç “bilgi = information” denilen bir faktörü dikkate almamışlardır. Örn. bir yumurta kırılıp-dağılınca, bu yumurtanın asla tekrar geri getirilemeyeceği, dolayısıyla düzen bozulunca artık geri dönüş olmayacağı düşünülmüştür. Halbuki o yumurtayı yapan canlı, değişen doğa koşullarına uygun bir yumurtayı tekrar yapar.

Bir iş veya eylem yapma görevi, alt-sitem öğelerine aittir. Yani bir bedeni hücreleri oluşturur; bir hücreyi molekülleri; bir molekülü atomları; bir atomu da atom-altı-öğeleri oluşturur. Atom-altı-öğeler ise quantum alemi denilen enerji dünyasından oluşur. Bu kuantsal enerji dünyası ise bilgi ve bilince dayalı işlemler yapar.

Bir işlem sonucu açığa çıkan enerji, asla çöp yığını gibi bir yerde atıl olarak kalmaz, kuantsal enerji-ağına eklenir ve doğadaki enerji-madde durumu değişimlerine göre, tekrar bilgi-ve bilinçli işlemlerle doğal sistem yeniden yapılandırılmaya başlanır.

Bu nedenle doğal sistem information & self-organisation olarak özetlenen sinerjetik fizik kuralları çerçevesinde oluşup-gelişir.

Varlıkların bilgi oluşturarak yeni madde kombinasyonları yapma ve enerji-akışı-yoğunluğunu artırma yetenekleri sürekli artar, “maximum information principle=MİP” ortaya çıkar ve evrim denilen süreç devam eder.

Doğa her gün yeniden doğar.

Kırılan yumurta doğadaki ayrıştırıcı öğelerce moleküllerine, atomlarına kadar parçalanıp, kuantsal enerji alemince, tekrar, değişen yeni doğa koşulları ışığında, yeni bir yumurta olarak tekrar doğaya sunulacaktır.

Ama 1-2 günde değil, uzun bir süreç içinde.

DEVAMI yarın


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: