Şimdi evrenimizin oluşumunu tasarlayalım -/- Doğadaki yaratıcılık ve yönlendiricilik enerjisi, varlıkların içsel bileşenlerinde midir; yoksa dışlarındaki harici bir sistemde midir?

yasliİsmet GEDİK

Jeolojik ve astrofiziksel verilere göre tasarlanan zaman olgusu, yukarıda özetlendiği gibidir ve evrenimizin başlangıcında her şeyin enerjiye dönüşmüş şekilde olduğunu göstermektedir.

Madde dediğimiz varlıklar moleküllerden oluşurlar. Moleküller ise, bir atom-çekirdeği ve onu diğer atom-çekirdekleriyle bağlayan elektron halelerinden oluşurlar. Yani moleküller farklı atom çekirdeği ile paylaşılan elektronlarla birbirlerine bağlanırlar.

Doğadaki maddeler (moleküller) atomik ünitelere dönüştürüldüğünde, (evrenin başlangıcında), evrenimizin büyüklüğünde çok büyük bir büzüşme yaşanmış olması zorunludur.


Çünkü:

Moleküller, atomların çevresindeki elektronların ortak kullanılmaları prensibiyle oluşurlar. Yani elektronlar olmazsa, moleküller oluşturulamazlar. Moleküller parçalanıp, atomlar tek olarak izole edildiğinde, atom-çekirdekleri ortaya çıkar. Elektron halesinden yoksun bir çekirdeğin boyutu 1-2 femtometredir. 1 femtometre, milimetrenin trilyonda biri kadardır (10 üzeri -15 m).

Halbuki çevrelerinde elektron halesi olan atomlar (yani molekül yapıcılar) 100.000 femtometre’den büyüktürler. Bu farkı anlamanız için şunu tasarlayın: Bir atomun çekirdeği İstanbul’da Kız-Kulesinin tepesindeki bir portakal ise, onun elektronları, Büyükada’daki bir toplu-iğne ucu boyutundadır. Moleküller, çekirdeklerin bu kadar uzakta olacak şekilde birleşmelerinden oluşurlar.

Bu nedenle bizlerin (su, taş, toprak) olarak gördüğümüz maddeler, sabun-köpüğü gibi boşluksu şeylerdir. Köpüksü yapılı-dokulu varlıklar ile atom-çekirdeği gibi yoğun dokulu varlıklar arasında çok temel bir fark vardır, o da hareketlilik faktörüdür. Köpüksü dokulu maddeler, örneğin bir mermi saniyede yüzlerce metre, bir uzay uydusu saniyede bin metre hızla gidebilir. Ama asla ışık hızıyla 300.000.km/sn gidemez.

Ama atom çekirdekleri ışık hızında ilerleyebilirler. Yani radyasyon oluştururlar. Bu nedenle, bizlerin aşina olduğumuz moleküller-şeklindeki alemden, atomlar şeklindeki aleme geçince, varlıkların hareketlilik yetenekleri, enerji potansiyelleri anormal artmış olur.

Bu küçülmenin evrenin tüm atomlarında (10 üzeri 80) meydana geldiğini düşündüğünüzde, küçülmenin ne kadar devasa olduğunu tasarlayabilirsiniz! Bu nedenle, evrenin başlangıcında, tüm maddeler atom-altı-öğelere (enerjiye) dönüştürüldüğünde, evrenimizin çok yoğun bir plazma durumunda olması gerekmektedir.

Bu durum fizikçiler tarafından da öngörülmüş ve evrenimizin çok yoğun bir plazma şeklindeki ilksel durumundan, bir patlamayla genleşmeye başladığı (Gamov 1948, Penzias & Wilson 1965, vb.) öne sürülmüştür.

Şimdi bir nokta koyup, zaman kavramının bilgi oluşumuyla bağlantılı olarak gerçekleşen değişim-dönüşümler olduğunu bilmeyen fizikçilerin, böyle bir genleşmeyi nasıl açıklayacaklarını tasarlayın: Büyük bir patlama oldu ve evren genleşmeye başladı ve soğudu; bu soğumanın sonucu da 3 derece Kelvin radyasyonu (Cosmic Microwave Backgrond = CMB, Penzias & Wilson 1965) olarak günümüzde bile hala evrende mevcut!

Şimdi olayı bir de “bilgi” faktörünü dikkate alarak, varlıkların karşılıklı etkileşimlerle daha rahat bir duruma ulaşma çabaları sonucu geçekleşen “zaman” görüşüne göre yorumlarsanız, nasıl bir değerlendirme ortaya çıkar?

Maddeler (moleküller) dünyası ile atom dünyası (atom-çekirdeği) arasında çok büyük bir fark vardır. Moleküllerin boyutları nano-metre ölçekli (10 üzeri -9 m) iken, nükleon (çekirdek) boyutu femto-metre (10 üzeri -15 m) ölçeklidir. Bir milyon katlık bir fark söz konusudur. İşte evrenin genişlemesi atomlar aleminden moleküller alemine geçişin bir sonucu olarak başlar.

Yukarıda vurgulandığı üzere, atomlardan moleküllere geçişte milyon katlık bir hacim artışı olur. Evrendeki on üzeri 80 kadar atomun da aynı anda moleküllere dönüştüğünü dikkate alırsanız, genişlemenin boyutunu tasarlayabilirsiniz.

Günümüzde evrenin Big-Bang adı verilen büyük patlamayla başladığı ve hemen ardından çok büyük ve ani bir 

(inflation) uğradığı ve halen de genişlemeye devam ettiği görüşü egemendir. Evrenin hala genişlediği görüşüne, galaksilerden gelen radyasyonlarda “doppler-olayına bağlı kızıla kayma” adı verilen bir görüş neden olmuştur. Ancak “kızıla kayma” durumunun, galaksilerin yaşı ile ilgili olduğu (Halton Arp, 1998) görüşü, evrenin hala genleştiği görüşüne terstir, bak: Big-Bang var mı, yok mu http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/…/bigbang-var-m…

Evrensel sistemin başlangıcındaki bu yoğunlaşmış plazma durumu, çok hareketli, sürekli bir salınım ve titreşim içindeki atom altı enerji paketlerinden oluşur. Bu plazma içinde zilyonlarca kuantum öğesini düşünün. Çok devingensiniz, sağa-sola, aşağı-yukarı, ileri-geri; çevrenizdeki zilyonlarca diğer kuant öğesi ile karşılıklı etkileşiyorsunuz; sürekli bir akım-akışkanlık içindesiniz; vs. Ne yapmalısınız ki, daha rahat bir duruma kavuşasınız?

Bunun cevabına ulaşmak için, insanların davranışına bakalım: İnsanlar tek başlarına yaşasalardı, her şeyi, her işi tek başlarına yapmak zorunda olurlardı ve kafalarını kaşıyacak zamanları olmazdı. Ama ortaklıklar oluşturup, iş-bölümü yaparak ve ürünlerini takas ederek, daha rahat bir yaşam düzeyine ulaşmışlardır. Buna rahatlama dürtüsü denir ve doğadaki tüm varlıklarda mevcuttur.

Fizik bilimi verilerine bakarsak, onların da rahatlama prensibini uygulayarak, çok devingen kuantum-aleminden, daha az hareketli üst-sistemlere geçtikleri görülür.

Enerji akışının yönü, kuvvet denilen varlıkları hareket ettirici faktörü belirler. Yani, kuvvet enerjinin bir yerden diğerine akışıyla oluşur. Bilgi ise, enerji-akış yönünü tayin edici trafik levhaları işlevini görür.

  • Güçlü-etkileşim, maddelerin özünü – çekirdeğini oluşturan öğelerin yerleşme-yönlenmelerini tayin eden trafik işaretleri sistemidir.

Bu temel prensiple işlemlere başlanır ve önce maddelerin özü olan proton (2-up(u) ve 1-down(d) quarktan oluşan hidrojen çekirdeği) oluşturulur. (Nötron ise 2-d ve 1u-quarktan oluşur.) Evrenimizde bu nedenle en çok bulunan element hidrojendir ve %73lük bir orana sahiptir.

Sonra rahatlamanın ikinci adımı atılır ve elektro-manyetik etkileşim bilgileri devreye sokulur:

  • Elektro-manyetik etkileşim, madde-özlerinden oluşan atom-çekirdeklerini birbirleriyle ilişkiye sokan trafik işaretleri sistemidir.

Bu temel prensiple farklı atom çekirdekleri birbirleriyle ilişkilendirilerek, daha büyük boyutlu moleküller alemine geçiş yapılır.

Yukarıda açıklanan bilgi oluşumuna bağlı zaman kavramı oluşumu ise, doğa-bilimsel verilere dayanmaktadır. Bu görüşün sonucu olarak öngörülen evren genişlemesi (inflation) ise, tamamen fiziksel bilgilere uygundur.

Geleneksel fizikçiler şimdiye dek doğadaki oluşumlarda “bilgi” diye bir parametre kullanmamışlar, bilgi ve bilinci hep varlıkların dışındaki bir sistemde kabul etmişlerdir. İşte bu fizikçi ve diğer bilim-insanlarının bilinç-altlarına yerleşmiş en büyük şartlanmışlıktır.

Çekül gibi cansız kabul edilen bir varlığın davranışını tasarlayın. Çekül, Hindistan gibi büyük bir ülkenin güney ucunda iken, dikeydir; yani kutup-yıldızı ile dikey-düzlem arasındaki açı coğrafik enleme (5 derece kuzey) uygun olarak 95 dereceye yakındır. Himalaya dağının eteğindeki Yeni Delhi’ye (28.5 derece kuzey) varıldığında, çekülün artık yeryuvarı merkezini tam göstermediği ve Himalaya dağına doğru saptığı gözlenir.

Bu sapmanın ne kadar olduğu araştırıldığında, çekülün çok hassas şekilde,

  • Himalaya dağı sisteminin kütlesinin ne kadar olduğunu;
  • Bu yüksek dağ sisteminin ağırlık merkezinin nerede olduğunu;
  • Bu ağırlık merkezinin kendisine ne kadar uzakta olduğunu (milimi-milimine);
  • Kendi ağırlığının ne kadar olduğunu,

en hassas şekilde ölçüp-saptamış olması ve m1 x m2/ r2 formülüne göre hesaplanan değer kadar dağa doğru sapmış olması gerektiği görülür. Çünkü bu formül hem gravite (yerçekimi), hem elektro-manyetik etkileşimler gibi, makro-alem dediğimiz molekül ve daha büyük üst-sistemlerde geçerli bir doğa yasasını temsil etmektedir. Çekülün de bu doğa yasasına uygun bir bilince göre davranmış olması gerektiği düşünülmektedir.

Peki olay acaba gerçekten böyle mi oluyor?

Fizikçiler varlıkların temel bileşenlerinin (atom-altı-öğelerinin) iki farklı davranışlı grup içinde olduklarını gözlemlemişlerdir: Birinci gruba FERMİYON adı, ikinci gruba BOSON (bozon) adı verilmiştir. Fermiyonlar kütle sahibi, yani madde oluşturuculardır; aynı anda aynı yerde bulunamazlar, bu nedenle üst-üste gelip-çakışamazlar ve hep farklı yerler işgal etmek zorundadırlar. Bozonlar ise, fermiyonlara nasıl davranacakları bilgisini veren kuvvet-aktarıcılardır, kuvvet-alanı oluşturuculardır, üst-üste gelip, güçlerini, şiddetlerini artırabilirler.

Çekül içindeki moleküllerin atomları çevreden gelen sinyallere göre sürekli olarak faz, frekans, spin, salınım-düzlemi vs. gibi özelliklerini değiştirirler. Yüksek bir dağa yaklaştıkça, dağdan gelen sinyallerin şiddeti artar, çekülün atomları bu artışa uyacak şekilde salınım-düzlemi, salınım-yönü, faz-frekans vs. gibi özelliklerini sinyal şiddetine göre ayarlarlar ve buna uygun olarak, çekül dağ tarafına doğru kayar.

Sinyaller fizikçilerin “boson“olarak tanımladıkları kuvvet aktarıcıları olan bilgi faktörüdür. Çekülün davranışı ise, moleküllerin çekirdek- ve elektronları arası bağlantılarda gerçekleşen ayarlama olaylarıdır ve “bilinç” olarak tanımlanabilinir. Aynen bir insanın duyu organlarıyla çevresinden algıladıkları sinyallere göre, beynindeki sinir-hücreleri arasındaki bağlantılarda ayarlar-düzenlemeler yaparak davranışını belirlemesi gibi bir olay söz konudur.

Şimdi cevap verin: Peki çeküldeki bu bilinç nasıl ortaya çıktı?

  • Çekülün dışındaki bir varlık mı çeküle bu bilinci verdi?

  • Yoksa çekülün içindeki atomlar ve moleküller mi bu bilinci oluşturdu?

Sizce doğadaki yaratıcılık ve yönlendiricilik enerjisi, varlıkların içsel bileşenlerinde midir; yoksa dışlarındaki harici bir sistemde midir?

Devamı yarın


 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Dağ Medya

Hayvan Medyası

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

Yıldız Teknik Üniversitesi

Sürdürülebilir Kampüs Komisyonu

artidergi897604762.wordpress.com/

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü Artı Dergi

SUSMA

Araştır, Soruştur, Konuş. SUSMA

%d blogcu bunu beğendi: