Keyfim, kahyam ve ben çok sıkıldık -/= Kadınlar bara-meyhaneye gittikçe, kadın cinayeti artıyor…

sengünŞengün Kılıç-T24 Haftalık Yazarı

Yasaklayın bara, meyhaneye özetle içkili mekanlara kadınların gitmesini, bakın nasıl kesiliyor şıppadanak kadın cinayetleri.

92 yaşındaki Hanım Pınarlı meyhaneden çıkarken tecavüz edilip öldürüldü, Samsun’da İbrahim Zarap adındaki erkek, karısını meyhaneye gitmek istediği için sokak ortasında öldüresiye dövdü

Ünlü Türk düşünürü ve Akit yazarı Ali Karahasanoğlu, “Kadınlar bara-meyhaneye gittikçe, kadın cinayeti artıyor…” diye fikir beyan etti, böylece önemli bir sorunun altını kalın bir çizgiyle çizdi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde.


Şu bar-meyhane-kadın ne kullanışlı bir üçgen, üstelik her dönemde.

Yeni bir toplum mu dizayn edeceksin, sermaye el mi değiştirecek, kadın muhalefeti canını mı sıkıyor, koy cümlenin içine içkiyi, yap yapacağını.

Akit gazetesi yazarı Ali Karahasanoğlu: “Sonra bara giden kadın, bara giden erkekle birlikte, o gün tanışıp gece gittikleri otelde vahşice öldürülünce… Suçlusu dindar insanlar oluyor…”

Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından Sıhhiye Genel Müdürlüğü’ne atanan Abdullah Cevdet, İstanbul’u İngilizlerin işgali sırasında fuhuş artınca, kadınlara genelev vesikası verilmesi uygulamasını başlatır. Ancak halktan gelen yoğun tepkiler üzerine uygulama kısa sürede yürürlükten kaldırılır.

Ta ki, 14 Temmuz 1934 tarihine kadar. Bu tarihte, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu kapsamında yukarıda sözünü ettiğimiz madde uygulamaya konulur. 2559 sayılı kanunun 12’nci maddesi şöyledir:

Kız ve kadınların, gazino, bar, kafeşantan ve bunlara benzer içki kullanan yerlerle, banyo, hamam ve plajlarda çalışabilmeleri o yerin en büyük mülkiye amirinin iznine bağlıdır.  Yirmi bir yaşından küçük yaştaki kadın ve erkekler, hiçbir surette bu yerde çalıştırılamazlar.”

Amaç fuhuşla mücadeledir ama uygulama alanı neredeyse sınırsızdır. Mesela içki içilen yerlerde sahneye çıkan kadın Türkiye’nin en ünlü sanatçısı da olsa vesika almak zorundadır.

Vefa Zat, “O kadın Müzeyyen Senar olsa da vesika almadan içeri giremiyordu. Büyük bir isyan çıktı. Sonra yumuşatıldı ama içkili yerde çalışan kadınlar vesika almaya devam etti,” diye anlatıyordu 1940’lı yılları.

Vesikan nerede?

1950’ler, 60’lar, 70’ler… 2000’ler farklı mıydı peki?

1920’de Bolu Mebusu Nuri (Aksu) Bey içki yasağı kanun (Men’-i Müskirat Kanunu) teklifini Meclis’e getirdiğinde söyledikleri geçmişten bugüne konunun hiç de değişmediğini gösteriyor: “Son zamanlarda ihmalkârlığın artması sebebiyle kadınlara varana dek herkesin içkiye düşkün bir hale geldiği…”

Meğerse mazlum sandığımız anneanne ve babaannelerimiz sabahlara kadar meyhane meyhane geziyorlarmış 1920’lerde. Gerçi içki yasağının altında sektörün, sermayenin el değiştirmesi amacı yattığı söyleniyor ama bu ahlaksızların argümanı olsa gerek.

Vesika her ne kadar, “içkili yerlerde çalışmak isteyen kadınların almakla yükümlü olduğu çalışma belgesi” olarak tarif edilse de tiyatrolar da bu uygulamadan muaf olmadı uzun yıllar. Ünlü bir tiyatro oyuncusu kadın şöyle anlatıyor vesikayı ilk duyuşunu: “Tiyatro eğitimi için konservatuvara 1964’te girdim.

O zaman konservatuvar mezunlarına vesika veriyorlardı. Rahmetli Seyit Mısırlı hocamız, ‘Hadi çocuklar hadi bir an önce bitirin şu konservatuvarı da vesikanızı alın elinize!’ diye dalga geçerdi bizimle. Benim vesikayla ilk tanışmam böyle oldu, ama konservatuvarı bitirmediğim için bir vesika alamadım!”

Yaygın olarak genelevlerde çalışan kadınlara verildiği sanılan “vesika” bazı dönemler ciddi bir baskı aracı olarak kullanıldı. Ne zaman mı? İktidarların canı ne zaman isterse o zaman! Mesela askeri darbe dönemlerinde, mesela sıkıyönetimlerde, mesela hükümetlerin meşrebine göre…

Bu tür dönemlerde bir kadına vesika sorulması için içkili eğlence yerlerinde çalışması da gerekmiyordu, mesela 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra birahanede arkadaşlarıyla birlikte oturan bir kadına -yaptığının ne kadar ahlaksızca olduğunu, yerinin evi olduğunu göstermek için- kimlik kontrolü sırasında askerin vesika sorduğu pek çok olay vardır.

Gelelim 2000’li yıllara… Turizm meslek lisesi mezunu sekiz genç kadın İstanbul’da birinci sınıf bir restoranda çalışmaya başladıklarında başlarına gelebilecek olayları sıralasalar herhalde 1935 tarihli yasa akıllarının ucundan bile geçmezdi.

2001 Şubat ayında meydana gelen olayda İstanbul’da, TGI Friday’s restoranında denetim yapan polis ekipleri servis elemanı olarak çalışan sekiz kadın elemanı vesikaları olmadığı için gözaltına alıp, restorana da beş günlük kapatma cezası verdi.

Bu olaydan sonra Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası, yasanın birinci ve ikinci fıkralarının iptali için Danıştay’a dava açtı.

Danıştay 10. Dairesi istemi reddetti, sendikanın itirazı üzerine bu kez dava Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nda görüşüldü ve bu kez yasanın 12’nci maddesinin yürürlüğünü durdurdu, Anayasa’ya aykırılık tespitiyle maddenin iptali için konuyu Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.

Oluşan kamuoyu baskısıyla ilgili madde uzun bir sürecin sonunda, 2004 yılında değiştirildi.

Tam 70 yıl kadınların üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan uygulamayla ilgili olarak Türkiye Barolar Birliği Kadın Komisyonu raporunda, “Üzücü olan, bu aykırılığın bu olayın basın tarafından kamuoyuna sunulmasına dek yeterince dikkatimizi çekmemiş oluşudur. (…)

Bu anlayışa göre, kadınlar içkili bir yerde çalışıyorsa, mutlaka cinsel isteklere yanıt vereceklerdir. Bu nedenle de onlardan ancak zührevi hastalıklar raporu istenilebilecektir. Asıl tartışılması ve yıkılması gereken anlayış budur” değerlendirmesi yapılıyordu.

Bu sizin ayıbınız

Vesika uygulamasına karşı en sert tavır gösteren ve sonuna kadar da karşı duran sanatçıların başında Sevda Ferdağ geliyor. Ferdağ, sinemada en popüler olduğu yıllarda gazinocuların ısrarlı tekliflerine hayır diyemez ve 1969’da kabul eder.

Sanat müziği ustalarından dersler alır sahneye çıkmadan önce. 1980 darbesinden sonra ise Ferdağ hiç beklemediği bir olayla karşılaşır. Karaköy’deki emniyete çağırılır. Ferdağ o günü şöyle anlatıyor:

“Hayatımda ilk defa parmak izimi aldılar.

Sağdan soldan fotoğraf çektiler.

Bir kâğıt üzerinde ‘suçu’ yazan bölümü karalamış ‘işi’ yazmışlardı.

Çok gururuma dokunmuştu.

Sonra zaten çok az devam ettim sahneye, nefret ettim.”

Ferdağ yıllarca kendisine verilen vesikayı kimlik olarak kullanmış, ta ki evine hırsız girip de çalınana kadar.

Sevda Ferdağ: “Kimlik kontrollerinde hemen vesikayı çıkarıyordum, polis, ‘Estağfurullah Sevda Hanım!’ diyordu mahcup bir şekilde.

‘Yoo devlet verdi, sizler verdiniz!’ diyordum.”

Neler Oluyor? (Ağustos 2020) - What's Goin' On? (August 2020) - Düşünce  Suçu?!na Karşı Girişim


sengunkilic@gmail.com

t24https://t24.com.tr/yazarlar/sengun-kilic/keyfim-kahyam-ve-ben-cok-sikildik,30204

YAZARIN TÜM YAZILARI

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: