İstanbul Sözleşmesi’nin ‘yük’ü -/= İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını takip eden 20 saat içinde altı kadın öldürüldü bu ülkede…

hurrem-sonmezHÜRREM SÖNMEZ

Cemre düştü mart bitiyor, baharın eli kulağında derken bu sabah karla uyandık İstanbul’da. “Baharın gelişini de ikinci bir emre kadar yasaklayacak değiller ya” dediğim bir yazı geldi aklıma.Tartışmaların odağındaki İstanbul Sözleşmesi'nin tam metni

Gerçeğin kurgunun önüne geçmesi konusunda pandemi dahil o kadar büyük merhale kat ettik ki kendi cümlemden şüphe etmedim değil. 

Baharın yasaklanıp yasaklanmadığı konusunda henüz tarafımıza bir bilgi verilmiş değil ise de ‘İstediğimiz sözleşmeye imza atar, istediğimiz sözleşmeden çekiliriz’ demokrasisine geçiş yaptık. Zira sıra İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmeye gelmişti.


Hatta bir zat-ı muhterem “İstersek Montrö’den de çekiliriz” demiş.

Güç sahibi olmaktan, hiçbir ulusal ve evrensel hukuk kuralıyla bağlı olmamayı, keyiflerince karar alabilmeyi anlıyorlar olsa gerek…. 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR – AV. EZGİ ERGEN – SavunmaHareketi.Org

Kelime anlamıyla ‘hayati’ önem taşımasına rağmen, İslamcı cenahın saldırıları başlayana kadar, toplumun genelinin hakkında çok da bilgi sahibi olmadığı İstanbul Sözleşmesi ya da tam adıyla söyleyecek olursak Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, artık daha iyi bilinen ve daha çok sahiplenilen bir uluslararası hukuk belgesi.

Toplumun İstanbul Sözleşmesi’nin önemini idrak etmesi yolunda iktidar ve destekçilerinin hatırı sayılır katkısı oldu desek yanlış olmaz.

Lakin geçen cuma gecesi yayınlanan kararnameyle, 9 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ndeki tek başına fesih yetkisine istinaden, Türkiye’nin sözleşmeden çekildiği ilan edildi. Bu arada şunu tekraren belirtmekte fayda var, her ne kadar geceyarısı baskınıyla çıkartılan kararnamede ‘fesih’ ifadesi kullanılsa da burada söz konusu olan fesih değil ‘çekilme’dir.

Zira 45 ülke tarafından imzalanmış bir sözleşmenin Türkiye tarafından feshedilebilmesi mümkün değil elbette.

Ne olduğu tartışmaya açık bir ‘örfümüz, kültürümüz’ cenderesi içinde ‘Herkes bizim arzu ettiğimiz şekilde ve bizim koyduğumuz kurallara göre yaşasın’ arzuları sınırları aşıyor olabilir ama ‘İstanbul Sözleşmesi yerine biz evde daha güzelini hazırladık, bakın Ankara Sözleşmesi’ demenin uluslararası hukukta pek bir karşılığı olmuyor. 

Konunun hukuki açıdan değerlendirilmesine ilişkin olarak kıymetli hukukçular tarafından gayet aydınlatıcı yazılar yayınlandı. Bunlardan ikisine şu bağlantılardan erişilebilir: İstanbul Sözleşmesi yürürlükte (Turgut Tarhanlı) ve Cumhurbaşkanı’nın ‘feshetme’ yetkisi (Kemal Gözler).

Yukarıda alıntıladığım iki değerli makalede değinildiği gibi, yasalarla yönetilen toplumlarda kanunlarla bağlı olmanın gereği olarak, bir uluslararası sözleşmeden çekilmenin de belli usulleri var. Ama daha da önemlisi temel hak ve hürriyetlere ilişkin bir uluslararası sözleşmeden yürütmenin kararıyla çekilmek anayasaya aykırı.

İstanbul Sözleşmesi temel bir insan hakları belgesidir ve güvence altına aldığı alan ancak kanunla düzenlenebilir bir alandır. Öte yandan daha önce pek çok hukukçunun dile getirdiği üzere “Bağlandığı gibi çözülür”, yani ‘yetkide ve usûlde paralellik ilkesi’ geçerlidir. 

Bunlar birkaç gündür çokça yazıldı, çizildi. Ana muhalefet partisi, barolar, kadın örgütleri bu hukuka aykırılık karşısında yargı yoluna başvuruyor. Hukukun en temel ilkelerinin üzerinde tepinildiği bir ortamda dahi hukuk yollarını tüketmekten vazgeçilmemesi gerektiğini savunanlar olarak “Aman yargı mı kaldı” demekten yana değiliz.

Lakin öldürülen her kadının ardından “Davanın takipçisi olacağız” cümlesi kuran kadın ve aileden sorumlu bakanla ilgili olarak, “Hükümetin görevi ölen kadınların davalarını takip etmek değildir, davaları avukatlar takip eder, hükümetin görevi ölümleri durdurmaktır” diyorduk.

Şimdi de şöyle söyleyeyim: Muhalefetin görevi dava açmaktan ibaret değildir, yani barolar da yurttaşlar da dava açar ama bugün sokakta mikrofon uzatıldığında hâlâ “İstanbul Sözleşmesi’nin içeriğini bilmiyorum ama kaldırılmasına sevindim” diyen kadınlar varsa bunu sadece iktidarın manipülasyon becerisiyle açıklayamayız, ana muhalefetin topluma hakikatleri anlatamama beceriksizliğini görmek icap eder. 

Yukarıda da belirttiğim üzere sözleşmeden çekilmeye ilişkin usul, anayasaya aykırı. “Usûl esasa mukaddemdir” deriz yani usül esastan önce gelir. Lâkin her şey usûle ve kanunlara uygun olarak yapılmış olsaydı dahi bu, demokratik toplum ilkesine, temel hak ve hürriyetlere aykırı bir sonucu meşru kılar mıydı?

İşkencenin hukuka uygun olduğuna dair bir yasayı dört başı mâmur bir kanunla Meclis’ten geçirmeniz ortaya çıkan sonucu hukuka uygun hale getirir mi? Her şeyi hukukun alanına sıkıştırdığımızda, meşruiyet de tek kişinin iradesini yansıtan kanunlardan ibaret bir hâl alır. 

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını takip eden 20 saat içinde altı kadın öldürüldü bu ülkede…

Altı kadın…

Ve o sayaç her gün işlemeye devam ediyor.

“Kadın cinayetleri politiktir” diyorsak sebebi ve sonuçları var.

Kadın cinayetlerinin politik olması, sorumluluğun sadece katillerde olmadığı anlamına da gelir; iktidardan başlayarak muhalefetin ve tüm toplumun sorumlu olduğuna işaret eder.

Gücü yetenin gücünün yettiğine dilediğini yapabileceğini her gün hatırlatan bir iktidar anlayışı içinde yurttaşların da kendi evlerinde aynı şeyi yapması sürpriz midir?

Bu iktidarın küçük ortağı, kendi karısını öldürmüş biriyle dostluğunu göstermekten hiç sakınmazken, kadın katillerinin o Türk bayraklı fotoğrafları, bozkurt işaretleri tesadüf müdür?

Dün yapılan kongrede cumhurbaşkanı aile vurgusu yapmış, “Aile toplumun temelidir” demiş.

İstanbul Sözleşmesi’ni iptal iradesinden anladığımıza göre korunmak istenen aile düzeni, kadının boşanma kelimesini zinhar telaffuz edemeyeceği, ettiğinde ölümü göze alacağı, her türlü zorbalığın kol kırılsın yen içinde kalsın diyerek sineye çekileceği bir istibdat düzeni.

Eh toplum düzeni de böyle oluşacak elbet o zaman. 

“İstanbul Sözleşmesi toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığın önlenmesine dair temel bir metindir ve eşitliği savunur” dediğimizde, bundan rahatsız olanlara, “Efendim bunlar dışarıdan iktibas, Avrupa dayatması kavramlar” diyenlere “Dön bir bak çevrendeki kadınların hikayelerine” demek icap eder. 

Nitekim iktidara yakın kadın ‘gazeteci’ bir yük olarak görmüş sözleşmeyi; “Dinimizle, kültürümüzle, gelenek ve örflerimizle uzaktan yakından alakası olmayan bu yükten kurtulduk” demiş sevinçle, yüzü kızarmadan.

İstanbul Sözleşmesi'nin tam metni – Aktüelsanat

Bir yük var doğru ama o yük her gün haberini okuduğumuz o öldürülenlerin bize bıraktığı vicdani yüktür, o yük dünyaya geldiğimiz andan itibaren tenimizin ve zihnimizin en derinine kazınmaya başlamış hikayelerdir;  ‘kültürümüz’‘geleneğimiz‘ diye diye önümüze koyulanlardır; 

“Ben okumadım kızım okusun da bir erkeğin eline bakmasın” diyen annelerimizin, gidip de dönmeyen kocaları ömrü boyu bekleyen ya da dedesi yaşında adamlarla zorla evlendirilerek hayatı söndürülen büyük nenelerimizin bize miras bıraktığı kalp ağrısı, ayrımcılığa uğradığımız, aşağılandığımız, ezildiğimiz, kalbimizin kırıldığı her bir ânı eklediğimiz bellektir o yük.

İstanbul Sözleşmesi'nden Vazgeçmiyoruz! | TMMOB Makina Mühendisleri Odası

İçlerinde ukde kalan bir hayatın sonunda bir gün yüzü görmeden bu dünyadan geçip giden nice kadından bize kalan bir şey var evet.

Üstelik öz be öz bu topraklara ait, bu toprağın altında ve üstünde onlara reva görülen hayatı, çizilen kaderi yaşamaya mahkum edilmiş kadınlar ve o kaderi değiştirmek için mücadele verenler var.

Onlara ve ardımızdan gelenlere karşı bir borcumuz var bizim.

Bizden öncekilerin mutlu bir hayatı olamadı, bizim de pek mutlu bir hayat sürdüğümüz söylenemez.

Ama insan ne için yaşar?

Mutlu bir hayat sürmek ve kendinden sonrakilere daha iyi bir hayat bırakmak için…

Eğer bir yük varsa ortada, budur işte.

Kendi ölmüşlerinden dahi utanmadan, bu riya üzerine oturttuğu kendi ikbali için hâlâ  “Örfümüz… kültürümüz…”  diyebilenlere karşı o dünyayı belki de zıplayarak yerinden oynatacaklar için sessizliği bozma iradesi.

Kararların altına imza atmakla, “Feshettim” demekle, ne geçmişin hikayeleri kayboluyor ne de geleceği değiştirme iradesi.

Mutlu ve özgür bir hayat dediğimiz, yükte de pahada da ağır bir şey çünkü.

İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılmasını talep eden raporda skandal ifadeler


dikenhttp://www.diken.com.tr/istanbul-sozlesmesinin-yuku/

Tüm yazılar: Hürrem Sönmez

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: