Karabağ savaşı sırasında nasıl Ermenistan ve Azerbaycan’daki yüksek coronaviürs kayıpları görülmez oldu ve ikinci plana atıldı. Suriye ve Irak’taki savaş sırasında da Hristiyanlara ait kültürel varlıkların yok edilişi birkaç haber ve sosyal medya gönderisi dışında görülmez oldu.


Papa gidip Süryani katedrallerinde pazar ayini yapmasa dünyanın kalanının pek de dönüp bakacağı yoktu.

Uluslararası kuruluşların artık çok fazla ülkenin umurunda olmadığı raporlarında, ‘kaygılıyız‘ cümlelerinin satır aralarında kaldı yok olan kültürel varlıkları.

Ankara’daki Ermeni Katolik Mezarlığı’nın üzerine dükkan yapılmak istenmesi, son dönemde sık sık duyduğumuz ve giderek artan eski Ermeni ve Rum yerleşimlerinde yapılan define kazıları ve yıkımlar bunların en güzel örnekleri.

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan mezarlığa girmek istese de alınmadı.

Sonrasında da yok etme süreci devam etti zaten.

Şimdi Ankara’da gözler Yahudi mahallesine dikildi.

Geçtiğimiz hafta bir yıkım haberi de Malatya’dan geldi.

Ama bu diğerlerinden biraz farklı.

Olayın içinde hikaye, hikayenin içinde bürokratik çıkmaz ve çıkmazın sonunda da yıkım var.

Halk arasında Taşhoran Kilisesi olarak bilinen Malatya’nın Surp Yerortutyun Kilisesi’nin ve Hrant Dink’in doğduğu evin de yakınında bulunduğu Ermeni Mahallesi Salköprü’de Ermeni mimarisinin son örneklerinin ‘korunduğu‘ evler de yıkıldı.

Bu yıkım haberini gazetecilik etiğini kalbinin doğru yerine yerleştirmiş yerel bir gazeteci Sultan Kılıç’tan öğrendik.

Malatya’da Salköprü Mahallesi’nde, Çorbacı Sokağı’nın köşesinde kültür varlıkları listesinde ikinci derece tarihi eser olarak kayıtlı tarihi konak ve yanındaki eski evler iş makineleri ile yıkıldı.

Mahalle muhtarı Mehmet Sönmez, uzun süredir evlerin yıkılmak üzere olduğunu söylüyor.

Malatya Belediyesi ve bağlı olduğu Sivas’taki Kültür Dairesi’nin “yıktırmamak için çok direndi”klerini söylüyor.

Binaların durumunun kötü ve bakımsız olmaları bir gerçek ancak henüz yıkılma tehlikesi yokken ve halen restorasyon konusunda davalar sürerken bir mahalle muhtarının özellikle bu evleri yıkmak için bu kadar çabalaması da pek anlaşılası değil benim için.

Sosyal medyadaki ve Artı Tv’deki haberlerin ardından evin asıl sahipleri ortaya çıkıyor.

Biri Fransa’da diğeri İstanbul’da iki Ermeni aile.

Bunlardan biri İliozer diğeri ise Çiteli ailesi.

Geçtiğimiz yıl önce babalarını, ardından kardeşlerini kaybeden Çiteli ailesinin varisleri bu süreçte konağın son durumu ile ilgilenememişler doğal olarak.

Ancak hikayenin bir kısmını kendilerinden öğrenebiliyoruz.

Babaannesinin Malatya’da bir evinin kalmasını çok istediği için babası Doğan Çiteli 1971’de yine bir başka Malatyalı Ermeni bir aileden konağı alıyor.

Konak da tam babaannesinin soyadını taşıyan sokakta.

Çorbacı. Seviniyorlar en azından bir vasiyet yerine geliyor diye.

Ancak sağlık sebebiyle merdivenleri çıkmakta zorlanan babaanne yerine anneanne taşınıyor eve. 1990’lı yıllarda önce çocuklar sonra büyükler İstanbul’a göç ediyor. Yaşlılar ise 2000’lerde geliyor İstanbul’a. Kütükler Malatya’da.

Konak 2. derece tarihi eser olması nedeniyle valilik aileyle iletişime geçip restore etmek istiyor. Süreç bürokraside boğuluyor ve ev olduğu gibi kalıyor.

Tarihi eser kaydının olması belediyenin geçmişte aldığı kararla evin büyük bir kısmının yola gideceği planı nedeniyle onlarca yıldır hak sahipleri ile yürütülen davanın sonuçlanamaması valiliğin yapıcı yaklaşımının da sonuçlanmasını engelliyor.

Bu yola gidecek olma durumuna ise aşağıda detaylı bir şekilde değineceğiz.

Aile yerelde güvendiği bir avukatla dava açıyor, bu sorunu çözebilmek için ancak nafile. Ne yazık ki avukat da geçtiğimiz günlerde vefat edince toprak sahipsiz kalıyor bir süre.

İşte o sürede de nasıl oluyorsa muhtar Sivas’tan izini alıp yıktırıyor evleri. Kendi deyişiyle.

Şimdi Çiteli ailesinin tek bir isteği var. O da yerel yetkililerin en azından sözlerinde durup oraya bir semt konağı yapabilmesi. Ve en azından maddi kayıplarının giderilebilmesi.

1915’ten kurtarıp evlerini de geri aldılar

Malatya’daki evlerin yıkım süreci bir polisiye roman gibi adeta. Eşeledikçe yeni bilgiler çıkıyor. Bu konaklardan biri (beyaz olan). İliozer ailesine ait. Aynı zamanda Fransa Valence şehrinde Malatyalılar Derneği’nin başkanı olan Hosrof İliozer’e telefonla ulaşma şansım oldu.

Uzun bir sohbet sonrasında mahalleyle ilgili gayet aydınlatıcı bilgiler edindim. Paylaşayım…

1969 yılında Malatya’dan Almanya’ya oradan da Fransa’ya göç eden Hosrof İliozer, Salköprü Mahallesi’nin çocuklarından. Çocukluğu orada geçmiş.

Mahalleden Hrant’ı, Garo Paylan’ın akrabalarını hatırlıyor. Tanışıyorlar.

2017’de yakılan ardından defineciler tarafından kazılan ve sık sık hırsızlarla talan edilen beyaz bahçeli Ermeni konağının ilk sahibi ailesi.

Hosrof İliozer’in baba ve babaannesini 1915’te soykırımdan Muharremoğlu ailesi kurtarılıyor. “Bugüne kadar da aile gibiyizdir” diyor Hosrof İliozer.

Kurtarmakla kalmıyor, Muharremoğlu ailesi Bulgar muhacirlere verilen Malatya Salköprü’deki eski Ermeni evini de geri alıyor 1926’da.

Hosrof İliozer’in soykırımdan kurtulan ailesi de bu tarihte eski evlerine geri dönüyorlar.

1969 yılına kadar da orada yaşıyor Hosrof ahparik. Yurtdışına çıktıktan sonra da sırasıyla kardeşlerini ve anne-babasını alıyor yanına.

Sonrasında geride kimse kalmayınca Strasbourg’dan yine Malatyalı dost bir Alevi aileye satıyorlar evi.

Yol geçme durumu

1960’larda Salköprü mahallesinden yol geçecek deniyor. Herkes topraklarını koruma kaygısında. Malatya’dan göç eden Ermenilerin bir başka evi şimdiki caminin arkasında saklı. Orayı da gâvur hamamını işleten Şükrü Samanoğlu’na satıyorlar.

Cami’yi o tarihte yaptırıyor. Samanoğlu, minareyi de tam köşeye koyuyor ki yol geçemesin oradan. ‘Caminin minaresini yıkamayız’ dedirtip arkadaki eski evleri de koruyacak aklında. Koruyor da. O yol bugüne kadar geçemiyor ve evler sağlam kalıyor.

Taa ki bugüne kadar.

Artık yol planı yok ortada.

Kaldırımlar yapılmış, yollar düzgün.

Dolayısı ile proje yok olmuş.

Ama yine de bir yol geçecek söylentisi var mahallede.

“Hangi yol?”un cevabı yok ne yazık ki.

İyi niyetli restorasyon!

2010 yılında Çiteli ailesinin bahsettiği gibi yerel yöneticiler restorasyon yapmak istiyorlar evlerde.

Böylelikle turist de geleceği söyleniyor.

Doğrudur gelirdi de.

Bu restorasyon planları sırasında 2016’da belediye yetkililerinin de yönlendirmesiyle bir mimar iliozer ile irtibata geçiyor.

Evin yıkılan bazı bölümlerini restore edeceklerini söyleyerek, hatırladıklarını bir kağıda dökmesini istiyor. Sonrasında varsa evle ilgili hatıralarını da yazmasını da ekliyor ki evin önünde bir plaket koyarak ‘bu evde yaşayanların hikayesi’ aktarılsın.

Nasıl.

Çok güzel bir kültürel varlık koruma örneği değil mi?

Tam da biz Ermenilerin vicdanlarının aradığı şey.

Üstelik de AKP’li belediye buna önayak olan.

Peki ne oluyor sonra?

Hosrof ahparik bana anlattıklarının hepsini o mimara da anlatıyor.

Resimde gördüğünüz planı da paylaşıyor kendisiyle.

Sonrasında hiç ses yokken birkaç ay sonra evde ‘bilinmeyen bir nedenle’ yangın çıkıyor.

Ev yıkılmıyor.

Birkaç ay sonra yeniden yanıyor. (2017)

Yıl 2021 bürokratik boşluklar giderildi, evin peşinden koşan yok.

Köşedeki cami sayesinde cami ve arkasındaki Ermeni evi iş makineleriyle moloz olma kaderinden kurtuldu.

Ama diğerleri yıkıldı.

Yol mu?

Yok öyle bir proje şu anda…

Umalım yerel yöneticiler hâlâ iyi niyet sergileyebilecek bir iradeye sahiptir.

En azından kilise restorasyonu ile gönlümüzü almış olursunuz.

Böylelikle Malatya Ermeni mahallesinin geleceği bu iki Ermeni konak gibi olmaz.

Buradan hatırlatalım eğer konakların planları elinizde yoksa. Daha önce Hostrof İliozer’e gönderdiğiniz planların kopyası bizde var.

Bu arada Tüm Dünya Malatyalıları adlı facebook grubunda evin yıkıldığı haberinin altındaki yorumların birçoğu eve defineci olarak girip de bir şey bulamadan eli boş çıkanların itiraflarıyla dolu.

“Yıkıldı şimdi gidip altınları çıkarabiliriz” diyenlerin sayısı hiç de az değil…

Malatya Ermeni mahallesinden 'yol geçti'


Artı Gerçekhttps://artigercek.com/yazarlar/aris-nalci/malatya-ermeni-mahallesinden-yol-gecti