Bilgisiz bir şey yapamadığımıza göre- TOPLUM sistemimizi hangi bilgiye göre oluşturacağız?

yasliİsmet GEDİK

Bir sürü gibi, bir liderin? koyduğu kurallara göre mi yaşayacağız, yoksa toplum kurallarını karşılıklı etkileşimlerle mi oluşturacağız? Bunun için hangi bilgiye ihtiyacımız var?    

Toplumsal kurallar nasıl oluşturulmalı?1.png

Bir insanın davranışını, kafasındaki bilgiler belirler. Kafamızdaki bilgiler ise, ya ana-babadan, ya da çevreden (okul, medya, va) aktarılan bilgilerden oluşmaktadır. Bu bilgiler ise doğadaki yaratıcılığın varlıkların dışında-üstünde olan bir güç sistemince oluşturulup yönlendirildiği şeklindedir. Bu nedenle hayatımız “devlet” denilen ve tepeden yönetilen bir yaşam sistemi olarak sürdürülmektedir.


Hayatımız tepeden yönetilince, Tepeye Bağımlı Örgütlenme (TBÖ) sistemi ortaya çıkar. TBÖlü sistemlerde ise şu sorunlar ortaya çıkmaktadır:  

  • 1- TBÖ’de bireyler sadece tepeye karşı sorumlu ve bağımlılık içinde yetiştirildiğinden, insanların birbirlerine karşı bağımlılık duyguları gelişmemiş, birbirleriyle anlaşıp-uzlaşma yetenekleri körleşmiştir. Bu ise, anlaşma-uzlaşma yeteneğinin yok edilmesi anlamına gelir. Biri muz derken, diğeri hıyar anlıyorsa, anlaşıp-uzlaşma sağlanamaz.

  • 2- TBÖ’de saygın ve saygın olmayan meslekler gibi ayrımcılık ortaya çıkar, çünkü kimi meslekler emir verici, kimisi emir alıcıdır. Bu nedenle, kişilerin mesleklere yönlenmeleri, yeteneklerine göre değil, toplumdaki saygınlık değerine göre olduğundan, 

  1. a) İnsanlar hep SAYGIN varsayılan mesleklere yönelirler; o mesleğe yeteneği olmayan insanlar bu mesleklerde gerekli başarıyı gösteremezler ve toplumsal kalkınma engellenir.
  2. b) İnsanların doğal yetenekleriyle meslekleri birbirine uyumsuz olduğunda, insanlar kendilerini mutsuz hissederler; mutsuz insanların çevrelerine yarardan çok zararı olur, vs.

Her şey tepedekilerce belirlenirse tabandakilerin yeteneği körleşir.

  • 3- TBÖ’de sorumluluk tamamen liderlerin sırtında olduğundan, halk düşünme tembelliğine mahkûm edilmiştir. Tembel veya çalışkan insan yetiştirmek sisteme bağlıdır. Sorunlarının çözümünü bir kurtarıcıdan bekleyen halk, fikir üretme ve sorunlarını çözme çabalarına girişmez. Dolayısıyla halkın bilgi üretme kapasitesi otomatik olarak sınırlandırılmış olunur. Bilgi ise, verimli üretimin, kalkınmanın temel direğidir.
  • 4- TBÖ’de, tepedekiler hem yönetici hem de toplum mallarının sahibidir. Tepedekiler toplum mallarına sahip çıkınca, halk toplum mallarına sahip çıkmaz ve “devletin malı deniz, yemeyen domuz” sistemi ortaya çıkar. Kamu mallarına zarar veren insanlar, hatalı eğitilmiş olduklarından, kendi bindikleri dalı kestiklerinin farkında değillerdir. Toplum malları hor kullanılmaya başlanır ve 10 yıl dayanması gereken bir araç bir yılda bozulur ve toplumsal kalkınma engellenir.
  • 5- TBÖ’de tepedekiler kendilerini devletin sahibi olarak görürler ve kendi görüşlerine uymayanları cezalandırma yetkisine sahip olduklarını sanırlar. Bu nedenle gizli-sinsi eylemlere girişirler. Bunun sonucu, “derin-devlet” mekanizmaları oluşturulur, insanlar şantaj, tehdit, suikast, gibi yöntemlerle susturulmaya çalışılır. Tepedekilerin emirlerine uyularak, onlar gibi düşünmeyenlere işkenceler yapılır.
  • 6- Devletin sahipliği tepedeki bir kişiye bırakıldığında, tepedeki “devletin geleceği için” Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptığı gibi, öz oğlunu öldürtmek zorunda kalabilir. Demokrasilerde Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, vs. gibi bir sürü aydın kişi, tepedekiler gibi düşünmediklerinden, “devlet çıkarlarını koruma” adına öldürülürler.
  • 7- TBÖ’de yükselme, bilgiden ziyade, “tepedekilere” yakınlıkla sağlandığından, insanlar bir şey öğrenerek bu bilgiye dayalı bir üretim ve karşılıklı hizmet alışverişi içine girmek yerine, tepedekilerle yakın ilişki kurmaya (yağcılığa) yönelirler. Bu ise üretimin düşmesine ve toplumun geri kalmasına yol açar. El-Etek öpmek aşağılık kompleksi ürünüdür.
  • 8- TBÖ’de toplumsal sorunların çözümü, karşılıklı etkileşimlerle değil, tepedekilerin yönlendirmesine bağlı olduğundan, insanlar arasında “sana ne; bana ne, babanın malı mı?” gibi davranışlar yaygındır. Bu ise vatandaşın kendisini toplumun sahibi olarak görmediğinin delilidir. Doğada her olay, diğer varlıkları da ilgilendirir.
  • 9- Her insanın içinde, bir sisteme ait olma, bir grup içinde bir araya gelme dürtüsü vardır. Toplum bürokratik bir zümre tarafından sahiplenilince, kendilerini dışlanmış hisseden halk, çeşitli şekillerde birlikler oluşturarak, aidiyet duygusunu tatmin edeceği gruplaşmalar oluşturur. Bu durum, mevcut toplumsal sistemlerin en zayıf noktasıdır ve toplumu içten içe kemiren, parçalayıcı bir hastalık oluşturur. Her tür anarşi, mafya, çete, etnik veya dinsel gruplaşmanın kökeninde bu aidiyet dürtüsü yatar.
  • 10- TBÖ’de farklı görüş sahipleri yönetimi (devleti) ele geçirme yarışı içindedirler. Bu nedenle, bürokrasi çarkının içine kendi görüşlerine uygun adamlar yerleştirirler. Bürokrasi çarkı bu şekilde farklı görüşlerce parsellenmiş olur. 1970’li yıllarda emniyet güçlerimiz “Pol-Bir” “Pol-Der” gibi sağcı-solcu olarak bölünmüştü.
  • Her biri kendi görüşündekilerin çıkarını savunacak, diğerlerini baltalayacak tutum içinde olduklarından, hak-hukuk sistemi yaralanır: Herkes kendini vatansever görüp, karşıtlarını yok edecek tutum-ve davranışlara girdiğinden, bir sürü çeteleşme ortaya çıkar. Susurluk, Ergenekon- Balyoz-davaları, faili-meçhul cinayetler, sonuç alınamayan davalar, yolsuzluklar, çeteleşmeler, vs. kaçınılmaz olurlar.
  • 11- “Sahip” tepedeki bir kişi olunca, tüm varlıklarıyla doğa+dünya sahiplenilmeye başlanır; X- devleti, Y-devleti gibi bir sürü parçaya bölünür; sonra bu devlet-sahipleri ülkeyi çeşitli ağalara-beylere parsellerler. Doğa ve dünya bu şekilde parsellenip-sahiplenilince, halk doğaya sahip çıkamamıştır. Denizler kirletilmiş, hava kirletilmiş, sular kirletilmiş, içme suyumuz bile pet-şişelerle uzak dağ tepelerinden getirilir olmuştur.
  • 12- Sahiplenme tüm fabrika ve benzer iş-yerlerinde de devam etmiş, işçiler boğaz-tokluğuna çalışmaya mecbur edilmişlerdir. İşçilerin sendika gibi kuruluşlar içinde birleşerek, seslerini duyurabilmelerinden sonra işçi-işveren mücadeleleri devam etmektedir. Bu ise grev-lokavt gibi toplum-hayatını felç eden çatışmalara yol açmaktadır.
  • 13- Statik sistemli Toplum hayatında insanların hedefi “para” olmaktadır. Para ile yaptırılamayacak bir kötülük var mıdır? YOKTUR! Statik sistemde “Paranın” kontrolü tepedekilerin-zenginlerin elinde olduğundan, dünyada huzur olması mümkün müdür? Para peşinde koşan insanlara her türlü kötülüğü yaptırmak mümkün olduğuna göre, Statik sistemli TBÖlü hayat görüşleri yok edilmediği sürece dünyada huzur olmayacaktır.
  • 14-TBÖ’de, toplum malları tepedekilerce sahiplenilir. Halk kendini toplumsal sistemin bir ortağı olarak görmediğinden, yaptığı işlerde sadece kendi çıkarını gözetecek davranışlara yönelir; devleti yönetenler ise herkesin başına bir bekçi dikmek zorundadırlar, bu ise olanaksızdır; vs..

Özetle: Tepeye yerleştirilen lider ister en iyisi, ister en kötüsü olsun, yukarıda sıralanan toplumsal sorunların oluşması kaçınılmazdır.

TBÖ’lü sistem tüm toplumsal sorunlarımızın temel kaynağıdır. 

1.png
İşte günümüzdeki durum budur ve insanlık maalesef 4 bin yıldır böylesine yanlış bir doğa anlayışı yüzünden savaşlar, entrikalar, komplolar içinde bocalamaktadır. (4 bin yıldan önceki doğa anlayışının nasıl olduğunu sorgulamayı sizlere bırakıyorum.)

Bir şey yapan, o varlığın içindeki bileşenleridir. Varlık bir hedef gösterir, o hedefe ulaşma işini yapan varlığın içindeki bileşenleridir.

Bu durum doğadaki tüm oluşumlarda da geçerlidir bu nedenle doğa alt-sistem üst-sistem yapılaşmaları şeklinde oluşmuştur. Yani önce küçük olan alt sistemler oluşur, sonra o alt-sistemler birleşerek üst-sistemler yaparlar. Alt-sistemlerin üst-sistemler içinde birleşmelerine neden olan faktör ise, RAHATLAMA DÜRTÜSÜdür.

Tek başına yaşayan bir insan, hem sebze, tahıl üretmek, hem tahılları öğütüp un yapmak, hem yiyeceği eti sağlamak, hem fırın, çanak-çömlek yapmak zorundadır. Böyle bir insan dinlenmeye zaman bulamaz. Bu nedenle insanlar birlikte yaşamaya çalışırlar. Buna rahatlama dürtüsü denir ve doğadaki tüm varlıklar için geçerlidir.

Birliktelikler hizmet alış-verişlerine dayanır, alış-verişler ise, rezonans = uyum varsa gerçekleşir. Rezonans karşılıklı etkileşimlerle yapılır. Ortaklıkta geçerli olacak kurallar “informator” olur ve varlıklar o info= bilgi ile yönlenirler.

Feibleman: (1954) “Theory of Integrative Levels = Bütünleştirici Düzeylerinin Teorisi” başlığı altında “alt-sistem – üst-sistem” ilişkilerinin ana- hatlarında şunu vurgular:

I- Her düzey, altındaki düzey(ler)inkine ek, yeni bir özellik taşır.

II- Üst düzeylere doğru karmaşıklık derecesi artar.

III- Herhangi bir düzeyde oluşan bir bozukluk, ilişkili tüm diğer düzeyleri de etkiler.

IV- Her sistemde, üst düzey alt düzeye bağımlıdır; karar erki alt düzeydedir; üst düzey hedef göstermekle yükümlüdür.

Doğada her şey alt-sistem & üst-sistem ilişkileri çerçevesinde gelişir. Toplum hayatı da insanların oluşturması gereken üst-sistemdir. Tepeden gelen emir veya yönlendirmelerle değil, insanların karşılıklı anlaşıp-uzlaşmaları ile oluşturulabilir.

İnsanlara şu temel hayat görüşü verilse, tüm sorunlar ortadan kalkmaz mı?

2.png
Toplum iş ve meslek mensuplarının bir ortaklığıdır. Her insan yeteneğine uygun bir işe soyunur o konuda bilgi edinir ve bir hizmet üretir, bu hizmet toplum havuzuna gider. Diğer insanların hizmetleri ve ürünleri de toplum havuzunda toplanır, insanlar da bu havuzdan neye ihtiyaç duyarlarsa alırlar. Öyleyse toplumsal sorunları ortadan kaldırmanın en basit yolu, toplumun sahipliğinin kendilerine ait olduğu bilgisini insanlara vermektir. Toplumun kendilerine ait olduğu bilgisiyle yetişen insanlar topluma zarar verecek bir davranışta bulunurlar mı?

BU BİLGİLER İNSANLARA NEDEN VERİLMİYOR?

KİMLER İNSANLARIN BU BİLGİLERLE YETİŞTİRİLMESİNİ ENGELLEMİŞ VE HALEN DE ENGELLEMEKTE?

Devlet tepedekilerce oluşturulup-sahiplenilen bir yaşam sistemidir.

Halbuki doğada tepedekilerce oluşturulup-sahiplenilen hiçbir şey yoktur.

Her şey tabana dayalıdır ve tabanı oluşturan kuant, atom, molekül, hücre gibi alt-sistemler daha rahat bir duruma ulaşabilmek için uzlaşarak bir üst-sistem içinde bir araya gelirler.


2.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: