Şahlanan ekonomi, kükreyen dış politika

BAHADIR KAYNAK

Yeni Türkiye’nin alameti farikalarından biri de hemen her gün televizyon ekranlarında gördüğümüz, çoğu asker, güvenlik elitimizin siyasi analizleri. Hemen haritalar açılıyor, ele geçirilen köyler, bombalanan mevziler, düşmanlar itinayla tespit edilip nasıl başarıyla mücadele edildi, anlatılıyor. Kamuoyunun yüreğine soğuk sular serpiliyor.


Ömürlerini bu bakış açısını içselleştirerek geçiren, bütün paradigması bununla şekillenen uzmanları, güvenliği tek boyutlu algıladığı için suçlamak belki haksızlık olur.

Zaten görevi askerlik olan, dünyayı dost-düşman parametreleriyle gören insanların başka türlü düşünmesi beklenemezdi, hatta belki doğru da olmazdı.


Ancak sadece güvenlikçi bakış açısına takılıp kalmak, haritaya bakarak dünyayı kusursuz bir biçimde algıladığını sanmak ve daha da kötüsü bu tek boyutlu bakışı herkese dayatmaya çalışmak sorunlu olarak değerlendirilmeli.

Nitekim bu tekdüze uluslararası siyaset analizinin maliyeti yavaştan önümüze gelecek gibi.

Ekonomiye ilişkin tartışmalar güvenlikçi bakış açısı için genelde ikincil öneme sahip, daha tali konular olarak görülür.

Dünyayı kompartımanlara ayırıp her birini ayrı analiz etmeye çalışmak kolaylık sağlasa da önemli hatalara yol açabilir.

Sosyal bilimciler açısından bu böl ve analiz et mantığının sakıncaları giderek daha belirgin hale gelirken günlük analizler için de benzer sorunlar ortaya çıkmakta.

Ekonomiyi sadece iktisatçıların ve iş dünyasının alanı olarak dışlamak, bir ülkenin güvenliği için hayati değerini gözden kaçırmak böyle bir hatadır.

Senelerdir sınır ötesi operasyonlar, terörle mücadele, yetki alanları, sondaj gemileri, ele geçirilen köyler, kasabalar derken burnumuzun dibindeki devasa sorunu maalesef bir kez daha acı çekerek fark edeceğiz gibi görünüyor. Ve üstelik bu göz ardı ettiğimiz konunun sadece ekonomi bültenlerinde geçen bazı rakamlardan ibaret olmadığını, ülkenin güvenliğini sürekli gündemi işgal eden meselelerden daha fazla ilgilendirdiğini de bedel ödeyerek anlayacağız.

Aslında bir yirmi sene önce bugünküne çok benzer bir durumla karşılaştığımız için bu konuda daha bilinçli olmamız beklenirdi ama maalesef tarihin iyi öğrencileri değiliz.

Hiç çok gerilere, Muharrem Kararnameleri’ne, Doksan Üç Harbi’ne ve oradan müflis Osmanlı Devleti’nin son yarım yüzyılını can çekişerek geçirdiğine kadar gitmeyelim. Daha yakın geçmişten bahsediyorum. 90’lı yıllarda yokuş aşağı freni patlayan Türk ekonomisi 2001 yılındaki muazzam krizle şarampole yuvarlanınca, çaresiz kalan hükümet, kurtarıcı olarak gelen Kemal Derviş’e anahtar teslimi yapmıştı.

İşin ekonomiye ilişkin boyutu bu yazının konusu olmadığı için geçiyorum. Dış politikada ise muazzam bir IMF kurtarma paketi alan, AB’nin de destek verdiği programa ihtiyaç duyan Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerinde çok daha dikkatli davranmak zorunda kaldığını söyleyebiliriz. Ankara’nın AB üyeliği konusunda en hevesli ve tavizkar olduğu dönemin ekonominin tam çöküş yaşadığı bu dönem olması tesadüfi değildir.

Hemen ardından 1 Mart tezkeresi Meclis’te kılpayı kabul edilmediyse de Türkiye’nin ikna olmaya çok yaklaşmasının en önemli sebeplerinden biri, anlaşmadaki mali destek kısmı olacaktır. Ekonomik felaketin eşiğinden dönmek için Türkiye, 90’lı yıllarda Batı’yla bilhassa Kürt meselesi sebebiyle yaşadığı krizi sönümlendirmek zorunda kalmış, 2000’li yılların ilk 10 yılı Ankara’nın daha munis bir dış politika izlediği bir dönem olmuştur.

İçinde bulunduğumuz ekonomik güçlüklerin analizini, bu konuda yazılan çizilenlerden takip ettiğimiz için detaylara girmek istemiyorum. Sadece, Türkiye yıllardır dikkatini yalnız askeri güvenliğe yoğunlaştırmışken, dünyayı o gözlüklerle görmeyi kanıksamışken, çok daha derin bir sorunun giderek büyüdüğünü söylemekte fayda var. 2016’dan beri dış politikada hakim Batı karşıtı havanın sahada neyi başarıp başaramadığı ayrı bir tartışma konusu.

Ama Türkiye’yi başka bir ittifak sistemine yönlendirmek isteyenlerin ekonomideki kırılganlıkların nasıl dengelenebileceğine dair doğru düzgün bir önerisi olmadığı kanaatindeyim. Ekonomik olarak Batı’yla böylesine entegre olmuş, kendi ayakları üzerinde durmakta güçlük çeken bir ülkenin dış politikada tam aksi yöne nasıl kürek çekebileceğini anlamış değilim.

Eğer Türkiye 20 sene önceki gibi veya daha başka formda bir ekonomik zorluğa ilerlemekteyse bunun dış politika açısından da etkileri olması kaçınılmaz.

Geçtiğimiz kasım ayından beri yoğunlaşan ABD’yle arayı düzeltme, AB’yle Doğu Akdeniz’de gerilimi düşürme çabalarını biraz bunun üzerinden de okuyabiliriz.

Ancak eliniz bu kadar zayıfken muhataplarınızdan taviz koparmak pek kolay olmayabilir.

Kim bilir, belki de duvara çarpıp iyice tarumar olmamızı ve ondan sonra koşullarını daha kolayca dikte etmeyi umuyorlardır.

Böyle bir durum gerçekleşirse, ekonomik olarak dışa muhtaç olmanın, sınırın ötesinde 30 kilometrelik bir tampon bölge oluşturamamaktan çok daha tehlikeli olduğunu anlayacağız.

Bunun bir dış politika yazısı olması gerekiyorken biraz fazla ekonomiye girmiş olabilirim.

Önümüzdeki günlerde gelişmeler benim endişelendiğim şekilde gelişirse aslında iki alanın birbirinden çok da kopuk olmadığını daha net göreceğiz.


bahadir.kaynak@altinbas.edu.tr

dikenhttp://www.diken.com.tr/sahlanan-ekonomi-kukreyen-dis-politika/

Tüm yazılar: Bahadır Kaynak

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: