Atlantis-Sümer-Alevi-TC- 6. Bölüm -/=  Atlantis neden bir uydurma hikaye olamaz?

yasliİsmet GEDİK

Bu bölümde bu soru jeolojik ve arkeolojik verilere dayanılarak açıklanacaktır. Atlantis Kültürü Neden Basra-Hürmüz arasında olmak zorundadır?


Adsız.png

İnsanlık ne zaman ve nerede uygar davranışın ortaya çıktığını merak ediyor.

Eflatun adlı yunan filozofu, Mısır tapınaklarındaki bir belgeye göre, insanlığın Atlantis adı verilen bir bölgede başlatıldığını, ve o bölgenin sonradan denize gömülerek yok olması sonucu, oradan kaçan insanlarca 9 bin yıl önce kuzeydeki bir ülkeye, 8 bin yıl önce de Mısır’a ulaştığı konusuna Kritias ve Timaios eserlerinde yer veriyor.


Arkeolojik belgeler Bereketli Hilal bölgesinde uygarlığın başladığını gösterdiğine göre, uygarlığın başladığı yer bu “hilal’in” merkez noktasında olmalı.

Ama medya bu arkeolojik gerçeğe rağmen Atlantis’i Atlas Okyanusu, Cebeli Tarık bölgesi, Santorini, vs gibi Bereketli-Hilal merkeziyle hiç ilişkisi olmayan yerlerde arayan senaryolarla dolup taşmıştır. 

Günümüz olanaklarıyla geçekleştirilebilen HAPLOGRUP analizleri sonucu, jeolojik bilgilerle birleştirilip, arkeolojik verilere eklenince tam geçek ortaya çıkmış olmaktadır.

Konunun şüphelenilecek hiçbir yanı artık kalmamıştır.

Modern insanların atası olan Homo sapiens sapiens!in 70 küsur bin yıl önceleri Doğu-Afrika’da ortaya çıktığı genetik verilerle belli olduğuna göre, bu insanların günümüz dünyasındaki insanlarla ilişki ve bağlantılarının nasıl olduğunu görelim.

Bunu arkeolojik, antropolojik ve jeolojik olaylara dayanarak araştıralım.

Adsız.png

1-) 70 bin yıl ile 15 bin yıl öncesine kadar dünyada buzul devri olduğundan, insanların yaşam ortamı ekvatora yakın ve yüksekliği 3-4 yüz metreden düşük alanlarla sınırlıdır,

2-) Bu alanların su kenarlarında bulunması zorunludur, çünkü henüz suyu taşıyacak çanak-çömlek yapma bilgisi oluşturulmamıştır,

3-) Arkeolojik verilere göre, insanlığın toplumsal yaşama başladığı bölge Güney-Batı-Asya’da bir yerde olmalı (Braidwood 1995)

4-) Saptanabilen en eski toplu yerleşim noktaları Bereketli-Hilal denilen bir bölgede bulunmaktadır.

Bu bölgedeki Göbekli Tepe’de 11600 yıl önceleri insanların bir ortaklık davranışı ve karşılıklı bir yardımlaşma içinde bulundukları görülmektedir. 

Daha önceleri sadece aile-bağlarıyla bir arada bulunup, diğer insanları rakip (hatta düşman) görürken, diğer insanları rakip-düşman görmeyerek, ailelerin birbirlerine bitişik, yani ortak-duvarlı evler içinde yaşayarak, evlerine çatıda açılan bir delikten merdivenle inecek tarzda HÖYÜK denilen toplu yaşam ortamları oluşturmaları tam anlamıyla bir toplumsallaşma göstergesidir.

hem geceleri artık korku ve endişe içinde değil, güvenli ortamda bulunmanın rahatlığı-huzuru içinde yaşamak

hem onlarla güç ve kuvvetini birleştirip, tek bir aile veya kabilenin başaramayacağı işleri başarabilmek,

hem karşılıklı iş-bölümüne giderek, farklı alanlarda uzmanlaşıp, üretimi ve hizmeti artırabilmek uygarlığın temelleridir.

Şimdi herkesin şu soruyu cevaplamasını istiyorum:

Göbekli Tepeliler ve diğer Bereketli Hilal bölgesi sakinleri gökten mi buraya geldiler? Dünyanın diğer bölgelerindeki insanlar hala yabani hayatı yaşarken, bu insanlar nereden böyle bir toplumsal yaşam kültürü edindiler?

 Kuzeyden ve doğudan gelmiş olamazlar, çünkü oralar buzul devrinde kar ve buz örtüsü altına yaşama uygun olmayan yerlerdi.

Batıdan gelmiş olamazlar, çünkü sadece deniz var.

Güneyde ise yine yaşama uygun olmayan kurak ve susuz bir çöl ortamı.

Tek bir ortam kalıyor: İçinden iki büyük ırmağın geçtiği 800 km uzunluğunda ve 200 km genişliğindeki Basra-Hürmüz arası ova (=Atlantis -Ovası).

Karar vermeden önce şu noktaların da dikkate alınması gerekir:

  • 1-) Dinamik sistemler fiziği toplumsal davranışın gereği olan bir üst-sistemde (toplumda) uzlaşma yeteneğinin, ancak insanların dar bir alanda sıkışmış olması sonucu olabileceğini öngörüyor.
  • 2-) Jeolojik olaylar böyle bir sıkışık ortamın Basra-körfezinin kara haline geçtiği 15 bin yıl öncelerinin Atlantis-Ovasının tekrar denizle kaplanması sırasında yani 12-14 bin yıl öncelerinde olması gerektiğini gösteriyor. (Hatta daha önceleri, ovanın her tarafına su kanalları kazarak, tüm ovayı yaşanılır hale getirilmesinde ilk uzlaşma kültürü oluşturulmuş olabilir.)
  • 3-)  Shinde et al 2019 araştırması dünyadaki ilk toplumsal gelişimlerin Anadolu’da olduğunu gösteriyor.
  • 4-)  Eflatun toplumsallaşmanın Atlantis ülkesi adını verdiği 540 x 190 km boyutunda devasa bir ova ve onun ucunda bulunan bir göldeki adalarda gerçekleştiği bilgisinin Mısırdaki bir tapınakta kayıtlı olduğunu ve o bilgilerde şunlar bulunduğunu:

Bu gölün her yıl süren sürekli taşkınlar ve sel felaketleri nedeniyle gittikçe bataklığa dönüştüğünü;

Kuzeydeki dağ yamaçlarının bu sel felaketleri nedeniyle çırıl-çıplak kaldığını;

Gölün çevresinde çok verimli 540 x 190 km boyutunda devasa bir ova bulunduğunu (bu boyut deniz sularının çekilmiş olduğu Basra-Dubai- arası bölgeye tam uymaktadır)

Bu ovanın su kanallarıyla döşenerek, her tarafında yaşama uygun koşulların oluşturulduğunu; (Bu koşul şu nedenle gerekli: Henüz çanak-çömlek gibi su taşıyıcı eşyaların bulunmadığı bir zamanda, insanlar ılıman iklimli bu ovanın her tarafının yaşama açılmasına çabalamış olmalılar.

Dicle-Fırat ırmakları sularının, kanallar kazılarak ovanın her yerine dağıtılıp-yaygınlaştırılması yaşam ortamının genişletilmesi için tek çaredir. Böyle bir kanalizasyon neden gerekti? Çünkü Buzul devri yaklaşık 100 bin yıl sürmüştür; bu uzun sürede, o ılıman iklimde yaşamak için insanlar her türlü çareye başvurur. En basit çare ise, obsidiyen baltaları ile, yumuşak zemin üzerinde kanallar kazarak, yaşanılacak ortamı genişletmektir.

Gölün yakınlarında bir “Herakles-sütünları” terimiyle ifade edilen bir boğaz (Hürmüz-boğazı) olduğunu ve oradan çok büyük bir okyanusa (Hint-Okyanusu) açıldığını vurgular.

 Bölgede Nar, zeytin, Hindistan cevizi vs. gibi bir sürü özel meyvenin bulunduğunu;

Ve bir gece aniden sulara gömüldüğünü;

Bu olayın 11600 yıl önce gerçekleştiğini yazar.

Burada yazılanları tek tek değerlendirelim:

Sürekli taşkınlar ve gölün çamurla dolması ve dağ yamaçlarının çırıl-çıplak kalması çok tipik bir dağ-buzulu ergimesi sonucu gerçekleşen ve jeolojide Solifluksiyon olarak bilinen bir olaydır. Böyle bir olay yaşanılmadan uydurulamaz. Mutlaka yaşanmış olmalıdır ki, insanların hafızalarında uzun yıllar yaşanılan sıkıntılı bir dönemin anısı olarak, derin bir iz bıraksın ve nesillerce hatırlanıp aktarılsın. Üstelik verilen tarih jeolojik verilerle tamamen uyumludur ve o tarihlerde böyle taşkınlar olması çok normal bir durumdur.

Ovanın su kanallarıyla döşenmesi, yaşam ortamlarını genişletmek zorunda kalan insanların yapmak zorunda oldukları bir olaydır.

Ada veya adaların suya gömülmesi, buzul devri sona ermesinin bir sonucudur ve önceki bölümlerde anlatılan jeolojik gelişimlerin bir sonucu olarak kesinlikle gerçekleşmiştir.

Bunlar yaşanılmadan uydurulamaz ve verilen tarih jeolojik verilerle tamamen uyumludur ve o tarihlerde böyle bir taşkın olması çok olasıdır.

İnsanlık yaşadıkları unutulmaz olayları çeşitli hikayeler olarak nesilden nesile aktararak bilgileri gelecek nesillere miras bırakmışlardır. Mısırdaki tapınaktaki bilgiler de Atlantis ülkesinden kurtulanlar tarafından aktarılmış bilgiler olmalıdır. Tüm bu gerçekler karşısında hala Gedik 1992 yayınını dikkate almamak hangi bilimsel davranışa, hangi sağlam bir insan mantığına yakışır?

Mantıklı insanlar hala Atlantis’in neden Ege-denizinde, Cebeli Tarık çevresinde, Atlantık Okyanusunda veya başka bir yerde ararlar veya oralarda yapılan araştırmalara değer verip de, Basra- Hürmüz arasında olduğunu bir sürü bilimsel argümanla ıspat eden Gedik 1992’yi hiç dikkate almazlar?

Atlantis sözcüğüne kafası takılmış olanlara son bir soru: Varsayalım ki, Eflatun veya başka biri toplumsallaşmanın başlatıldığı yer hakkında hiçbir şey yazmamışlar. Gedik 1992 de ise İsmet Gedik diye biri, jeolojik ve arkeolojik verilere dayanarak, insanlığın toplumsal yaşama ilk adımını attığı yerin son buzul devrinde kara haline geçmiş olan Basra -Hürmüz arasındaki Matlantis adını verdiği bir ovada ve o ovanın ucunda bulunan bir göldeki adalarda (ve diğer noktalarda) ortaya çıkmış olduğunu yazdı.

Daha sonraları da bu görüşünün genetik haplogrub analizleriyle desteklendiğini, tüm dünyaya uygarlığın bu merkezden yayıldığının ortaya çıktığını öne sürdü.

Hangi gerekçeyle Gedik 1992 yayınına itiraz edecektiniz ve deliliniz ne olacaktı?

Ve son bir not: 4-5 bin yıl öncelerine kadar YAZI denilen fikir aktarma sistemi bilinmiyordu.

Bu nedenle insanlık atalarının yaşadıkları önemli olayları, akşamları ocak-başı sohbetlerinde anlatıyorlardı.

Bu şekilde kulaktan-kulağa, nesilden nesile aktarılan EFSANE denilen hikayeler ortaya çıkıyorlardı.

İşte Eflatun’un aktardığı efsane de böylesine yaşanmış eski insanlık deneyimleridir.

Çünkü Eflatun bir masal yazarı değil, felsefe denilen bilim dalının temel kurucularının en başında gelir.


Adsız.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: