Benim babam ‘corona’dan öldü… Lütfen, ‘Virüsü nerden kaptı’ diye sormayın!

kadin1SEÇİL TÜRESAY

Pandemi başladığından beri karşılaştığım her olumsuzlukta bir süre hayıflandıktan, söylendikten sonra, “Çok şükür annem babam başımda, bugüne kadar geldik. Şu süreci eksilmeden atlatalım da her şey düzelir” diyordum; olmadı.


Canım babam Seçkin Türesay’ın adı 18 Mart’ta, Sağlık Bakanlığı’nın günlük verilerindeki ‘vefat’ hanesine yazıldı.

Akciğerleri hassastı, 2017’de lenfoma tanısı konulduğunda kemoterapi görmüş ve atlatmıştı. Son bir yıldır sağ tarafındaki kısmi felç nedeniyle fizik tedavi için düzenli olarak hastaneye gidiyordu. Aramızdaki ‘en zayıf halka’ydı ve maalesef ben onu hastaneye yatırdıktan 11 gün sonra virüse yenik düştü.

Beni çocukluğumdan beri yoğurt yemek için götürdüğü Kanlıca’daki son buluşma.

Gece yarısı saat 01:15’te telefonum çaldığında, “Eyvah babam” diye feryat ederek uyandım. Tedavi gördüğü Maltepe Medical Park’ın numarasıydı ekranda beliren. Telefondaki ses, “45 dakikadır uğraşıyoruz ama maalesef döndüremedik başınız sağolsun” demeden ben, “Doktor hanım babam öldü değil mi” dedim…

Annem ve ben de virüsü almıştık; ayrı evlerde karantinadaydık.

Hiç tanımadığım bir doktor bana son derece duygusal ve sevecen bir ses tonuyla, “Sizin de hasta olduğunuza, evde yalnız olduğunuza çok üzüldüm ama haber vermek görevim çok üzgünüm. Kuzeniniz teslim alabilir” dedi.

Annemin eli telefona değmiş

Sabaha kadar bekleme kararı aldım anneme ve kuzenime haber vermek için. Yüreğimin yandığını hissettim, güçlükle doğrulup elimi yüzümü yıkamaya gittim. Telefon tekrar çaldı. Annem arıyordu. “Bu saatte yattığımı biliyor, aramaz, hastanede benim irtibat numaram vardı nasıl haberi oldu” diye düşünerek açtım. Şarja takarken eli değmiş. Nasıl bir tesadüfse! Sesimden anladı. “Anneciğim babam gitti” dedim güçlükle.

Kuzenlerim İrfan ve Güçlü işlemleri halletti.

Ölenlerin ardından, “Kaç yaşındaydı” diye sorulmasından oldum olası hoşlanmam. Kaç yaşında olursa olsun insanın canı, kıymetlisidir hayatını kaybeden. Hele de bir kız çocuk için tek evladı olduğu babasıysa! Ama habercilikte kuraldır yazayım. 77 yaşındaydı babam. Meslektaşımdı.

En güzel miras

Hastalandığında ve aramızdan ayrıldığında başta yönetici olarak yıllarca emek verdiği, bir dönem yayın yönetmenliğini yaptığı Hürriyet’te olmak üzere çok sayıda basın kuruluşunda haberlerin, köşe yazılarının öznesi oldu. O satırlara, beni arayıp onu anlatanlara ve sosyal medyada ardından yazılıp çizilenlere bakılırsa ben babamı ‘iyi’, mesleğinin de ustası bilirdim ama onlarca insan beni doğruluyordu. Belki de bir babanın bırakacağı en güzel mirası bırakmıştı bana…

İkinci aşıyı 3 Mart’ta oldu. Bir yıldır evden çalışıyor, haftada iki gün uğruyordum onlara. Yanlarına fazla yaklaşmıyor, birkaç saatten fazla kalmıyordum. O gün de gördüm. “Kızım biraz burnum akıyor. Söyledim; aşıyı yapabileceklerini söylediler” dedi.

Güle oynaya oturduk, sonra eve döndüm. Bir iki gün nezle gibiydi. 7 Mart Pazar günü baktık ki ateşi var zorla da olsa ikna ettim hastaneye gitmeye. Özel sağlık sigortası var diye -ikisi de öyle istedi- Amerikan Hastanesi’ne götürdüm. Acil serviste ‘corona’ testi yapıldı. Akciğer tomografisi çekildi. Test sonucu ertesi gün gelecekti ancak akciğerde ‘buzlu cam’ gören doktor Covid-19 tanısını koydu.

Sürgülü kapının ardından vedalaştım. Kongre üyesi olduğu takımı Galatasaray’ın Sivasspor’la 2-2 berabere kaldığını söyledim ama GS’li hemşiresinden öğrenmişti zaten.

Onu son görüşüm oldu

Ertesi gün, poliçesinin limitinin tedaviyi karşılamaya yetmeyeceğini bildiğimiz için SGK’yla çalışan Maltepe Medical Park’ta bir yatak bulundu ve oraya naklettim. Helallik aldım. Ambulansın kapısından el salladım ve gitti. Kemoterapi gördüğü süreçte, “Seçkin bebek” diyordum ona. Yine öyle hitap ederek, “Seçkin bebek çok şeyi atlattın inşallah bunu da atlatacaksın Allah’a emanet ol babam” diyerek yolcu ettim ve bu, onu son görüşüm oldu.

İlk günler uzun olmasa da konuşuyorduk telefonla. Doktoru Serpil Özsezgin bana oksijen seviyesinin düşük olduğunu, her gün bilgi vereceğini söyledi. 10 Mart sabahı saat 07:00’de telefonum çaldı. Gece nöbet tutan doktor hanım, “Oksijen seviyesi çok düştü entübe etmek zorunda kaldık” dedi.

‘Karantinadayken ölürse cenazeyi kim kaldırır’

Testim bir gün önce yapılmıştı ve o gün sonucunu öğrenecektim. “Doktor hanım karantinadayken babam ölürse cenazeyi kim kaldırır” deyiverdim panikle. O da bana, “Durun cenazeyi konuşmayalım; umalım toparlansın” dedi.

Sanırım 8 Mart’ta, babamın testi pozitif çıkıp bakanlığın sistemine adı girince onu aradılar ve ulaşamadılar. Biz onun temaslısı olarak aranmadık çünkü sisteme girilmemiştik.

Ben o gün Ankara’dan arandım, “Seçkin beye ulaşamıyoruz” dedi arayan görevli. “O hastanede, çok doğal. Annem ve ben temaslısıyız, ne yapalım” derken hat düştü. Orada bir iletişim sorunu oldu anladığım kadarıyla. Hastaneden nakil için imza istenince mecbur birkaç saatliğine gittim. İmzaları atınca kimseyle temas etmemek için kapıda bekledim ambulansı.

Ertesi gün yani 9 Mart’ta eve yakın özel bir klinikte test yaptırdım ve babamın entübe olduğu gün, 10 Mart’ta pozitif çıkınca beni hemen Beşiktaş İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden aradılar. Benim temaslım olarak listeye aldıkları anneme de gittiler. O da pozitif çıktı bir gün sonra. Dediğim gibi başlangıçta bir sorun oldu ama sonrasında işler hızlı ve olması gerektiği gibi ilerledi.

Doktoru kandil mesajımı kulağına fısıldadı

Babamın entübe edildiği gün Miraç Kandili’ydi. Kandillerde anne-babaya gidip simit götürme geleneğini zevkle sürdüren ben o kandil ikisini de göremedim. Serpil hanıma, “Doktor hanım, babamın bilinci yerinde değildir sanırım ama ona, ‘Kandilin mübarek olsun, Allah tekrarını nasip etsin’ demek isterdim” diye mesaj attım.

O da tüm nezaketiyle bana, “Maalesef bilinci kapalı ama ben sizin bu dileğinizi kulağına fısıldayacağım, eminim sizden geldiği için duyacaktır, hissedecektir” dedi. Bir sonraki kandilde ise mezarına gittim…


Doktoru eli kuvvetlensin diye tahtaya yazı yazdırıyordu.
Geçen yıl birlikte geçirdiğim son bayram olan Kurban Bayramı’nda bu mesajla karşıladı beni.

“Ya karantinadayken ölürse” kaygımda haklıymışım öyle oldu ama neyse ki hastane 48 saat bekletti ve karantinamın bittiği 20 Mart’ta yıllardır ziyaret ettiğim babaannem ve dedemin mezarına onu defnedebildim.

Sağolsunlar gelip namazını kılan, bana destek olan da oldu. Annemin karantinası bir gün sonra bitiyordu. O gün pazar ve sokak kısıtlaması olduğu için, “Kızım pazartesi çok geç olur sen kaldır babanın cenazesini beni mezara götürürsün” dedi. Yani cenazeyi annemsiz kaldırdım.

Başucumdaki lambayı açık bırakıyordum

Günlerce telefonumda beliren, tanımadığım her numarada, “Babam öldü” korkusu yaşamıştım. Geceleri çocukluğundan beri karanlıktan korkmayan ben sanki ışık açık olursa kötü haber almazmışım ya da alırsam yardımcı olurmuş gibi başucumdaki lambayı açık bırakıp uyur olmuştum. Tabii ona uyumak denirse!

Kendim de hastalanmıştım ve sadece kuşağının temsilcilerine göre çok özel bir baba olan babamı değil, en iyi arkadaşımı, en sevdiğim meslektaşımı kaybetmiştim… Tablo ağırdı. İnançlı insanımdır; isyan etmem. Ama zor, çok zor… Ne kadar metin olmaya çalışsan, dua etsen de zor. Bir de bu tabloyu zorlaştıranlar oldu. Nasıl mı? Anlatayım…

Hastalandığı duyulduğu andan itibaren arayanım soranım çok oldu. Sağolsunlar çoğu, “Entübe olup iyileşen çok oldu umalım iyileşsin”“Seçkin ağabey güçlüdür atlatır”, “Sen kendine dikkat et ki uyanınca dinç görsün” gibi cümlelerle moralimi yüksek tutmaya çalıştı.

Covid’liyken nefesini bitirenler

Her gün sesli mesajla bilgi veren, ses tonundan durumu ağırlaşan hastası için yürekten kaygılandığını anladığım doktoru başından beri ümit vermiyordu; bir mucize lazımdı biliyordum ama bu sözler elbette güç veriyordu. Ancak bir de art niyetli olmasa da güç vermek ne kelime enerjini, kendin de Covid’liyken nefesini bitirenler var!

En rahatsız eden şey, “Geçmiş olsun” ya da, “Başın sağolsun” demeden, sorgu hakimi gibi, “Dışarı çıkıyor muydu” ve “Nereden aldı” diye sorulmasıydı. Sanırım bu sürecin klişe sorusu olmuş bunlar.

Bu anlamsız, yargılandığınızı hissettiren soruları o kadar çok duydum ki mümkün olsa bir süre kelime dağarcığımdan çıkaracağım. Kimine, “Bilmiyorum” dedim sakince, kimine, “Bilsem ne değişecek? Siz bilinebildiğini mi sanıyorsunuz” dedim biraz daha ses tonumu yükselterek…

Annem ve bende belirtiler ondan sonra başladı biz babamdan aldık büyük olasılıkla. Ama eğer böyle kesinleşmiş bir vakanın temaslısı değilseniz tespit etmek neredeyse imkansız görünüyor.

Asker uğurlamadı, kongreye katılmadı

Benim babam ‘lebaleb kongreler’e katılmadı, halay çekmedi, asker uğurlamadı, kalabalık grupla oturup dolma sarmadı, erişte kesmedi! Fizik tedaviye giderken çoğu kez çift maske takıyordu. Evdeki paketlere dezenfektan sıkılıp bekletiliyordu. Geldiğinde eşyalarını havalandırıyordu. Bazen Levent’ten çarşıdan bir şeyler alıyordu ama son bir iki haftadır onu da yapmıyordu.

Ama bir şekilde virüsü aldı, hem de belli ki ikinci aşıyı olmadan birkaç gün önce. Covid’li olduğunu bildiğimiz temas ettiği biri yok. Gittiği hastanedeki fizik tedavi servisinde vaka yok belirti göstermeyen birileri daima olabilir elbette ama bilemeyiz. Nereden bilebilirim hastanedeki tuvaletten mi aldı, oradaki veya evdeki asansörden mi, bindiği araçtan mı? Biri öksürdü ve maskesinde bir boşluk mu vardı? Bilsem ne değişecek?

Bu sorunun yanıtını verdiğim ‘meraklılar’ ne kazanacak? Amaç kendilerini daha iyi korumaksa bir daha ömür boyu asansöre mi binmeyecek onuncu katta bile otursalar ya da o tuvaleti öğrenip oraya mı girmeyecek, o taksiyi tespit edip trafikten mi men edecek? Kaldı ki virüs sonsuza dek aynı ortamda kalmıyor biliyorsunuz.

“Dışarı çıkıyor muydu” nasıl bir soru? Başta yasak olsa da devlet 65 yaş üstüne belirli süre için izin verdi. 12 ay süreyle evde oturmak mümkün mü bilmiyorum. Bu soruyu soranlar kendileri hiç dışarı çıkmıyor mu merak ediyorum.

Yaz aylarında vakalar daha düşükken bir iki kez benimle açık havada oturdu çay içmek, Kanlıca’da yoğurt yemek için. İşte aylarca almadı ama sonunda bir anlık boş bulunma mı, asemptomatik biri mi bilemem ama maalesef aldı. Elle tutulmayan gözle görülmeyen bir virüsle mücadele ediyor dünya ve maalesef ne kadar önlem alırsanız alın her zaman, hatta sürekli evdeyseniz bile risk var!

Lütfen biraz empati

Ayrıca ben babam aldıktan ve öldükten sonra bilsem ne fayda! İşte bu yanıtı olmayan, olsa da bana faydası olmayan soruları yöneltenlere bu işten ‘canı yanan’‘canı giden’ herkes adına sesleniyorum: Lütfen kaygıyla yakınından haber bekleyen ya da sevdiğini kaybetmiş acılı insanlarla konuşurken biraz mantıklı düşünelim, empati kuralım, acılarını perçinlemeyelim.

Elbette elimizden gelen özeni gösterelim, parti düzenlemeyelim, AVM’de saatlerce dolaşmayalım, maskesiz gezmeyelim, elleri dezenfekte edelim ama virüsün nereden alındığını biri can çekişirken veya öldükten sonra sorgulamayalım. En azından sorgulasak da bunu yakını aracılığıyla yapmayalım.

Sorumsuzluk yapanlar, ihmalkar davrananlar var elbet. Onları uyarmak için de çok güzel kamu spotları, birbirinden değerli profesörler var!

Benim anladığım kadarıyla resmi makamlar da taziye, kına gecesi, evde mantı açma gibi kalabalık buluşmalardaki vakaların kaynağını, bilinen bir vaka varsa temaslılarını öğrenip tespit edebiliyor. Ya da uçakta çıkarsa yolcu listesi olduğu için uyarmak mümkün oluyor vs.

Ve, milyonlar ekmek parası için otobüse, metrobüse binmeye devam ediyor. Kalabalık evlerde yaşayanlar yakınlarına, özellikle de büyüklerine istemeden bulaştırabiliyor ama kimse onlara, “Siz evde oturun biz para vereceğiz, çocuğunuzun sütünü alacağız, kiranızı ödeyeceğiz” demiyor.

Tabii durumdan vazife çıkaranlara değinmeden geçemeyeceğim. Bilirsiniz, “Akılları pazara çıkarmışlar herkes yine kendi aklını almış” diye bir atasözümüz vardır ama buna kulak asmayız. Akıl vermeyi çok seven bir toplumuz. Daha babamın yedisi olmadan, “Annene destek ol” dersleri başladı. Bunun söylenmesine gerek yok o benim annem başımın üstünde yeri var ama, hiç düşünüyor musun belki hayatımda ilk defa benim de çok ciddi anlamda desteğe ihtiyacım var!

Annemle birlikte oturmamıza karar verdiler

Sonra, “Birlikte oturun” demeler. Daha acım tazeyken, evlerin koşullarını bile bilmeden insanın ‘özeline girmeye’ anlam verebilmiş değilim. İyi niyetli telkinler belki ama o kararı annem ve ben alabiliriz. Neyse evde yokken gelip eşyalarımı toplamaya filan kalkan olmadı!

‘Çoklu organ yetmezliğinden mi öldü’

Bazılarının açıp, “Çoklu organ yetmezliğinden mi öldü” diye sormasını saymıyorum bile! Bunu soran birine, “Bu çok teknik bir konu, bakanlığın veri tabanına girer ancak” dedim. İnanın böyle bir şey sormak benim aklıma gelmedi. Diğerine, “Daha yeni defnettim isterseniz çıkarıp otopsi yaptırayım” diye yanıt verdim.

Tüm bu soruların yanıtları sorana hiçbir şey katmaz ama sorulan kişiyi yoruyor, üzüyor, nefesini tüketiyor, enerjisini aşağı çekiyor. Üstelik o insan da nefes darlığına yol açan bir hastalığa yakalanmışsa daha da zorluyor.

Ben, babam virüse yakalanmadan önce yüzlerce doktorun hemşirenin, yurttaşın ölüm haberini, hastalık sürecindeki deneyimini haber yaptım siteye. Hepsi için üzüldüm, ölenler için dua ettim. Aynı aileden birden fazla kişiyi kaybeden, cenazeye gidemeyen oldu biliyorum. Doktorlar, hemşireler, tüm sağlık personeli tükendi. Hep hastalığa yakalanmamak için önlemler sıralandı, aşının ekinliği, ilaçlar, kural ihlalleri tartışıldı doğal da öyle olması.

Psikolojik destek şart

Ama bence Türkiye’de binlerce kişiyi birebir, diğerlerini dolaylı etkileyen bir travma sonrasında psikolojik destek işine yoğunlaşmak ve kaygılı, acılı insanlarla nasıl konuşulacağına eğilmek önümüzdeki süreçte önemli bir toplumsal mesele olmalı. Sadece yakınını kaybedenler, hastalığa yakalanıp ölüm korkusu yaşayanlar için değil gecelerini gündüze katan sağlık çalışanlarına da destek şart. Yalnız salgın sürecinde değil her zaman nerede ne söyleneceğini, yara sarmaya çalışana nasıl yaklaşılacağını öğrenmeliyiz.

Destek hatları, gönüllü psikologlar var biliyorum ama yaşanan acılar sonrasında toplum psikolojisini korumak için politika üretilmeli, somut adım atılmalı. Eminim benim gibi hastalıktan ve yakınını kaybetmekten dolayı yara alan binlerce kişinin desteğe, en azından düşünülmeden sarf edilen sözler, davranış biçimleri nedeniyle daha fazla hırpalanmamaya ihtiyaçları var.

Hayatımı güzelleştirenler

Olumsuzluklardan bahsettim ama elbette çok olumlu şeylere de tanık oldum. Hayatımı güzelleştiren, destek veren, bu satırlara isimleri sığmayacak kadar çok insan oldu.

Başta kapıma kadar gelip giriş katındaki evimin penceresinden bir torba sevdiğim yiyeceği bırakan Azerciğim olmak üzere arkadaşlarım, eşi Begüm hanımın katkılarıyla biki çayından, dut kurusuna bağışıklığımı güçlendirecek ürünlerle dolu fileyle gelen yayın yönetmenim Erdal Güven. Babamla yıllarca çalışan benim de eski müdürüm Ayşe Özek Karasu, kapıma çorba, mantı, vitamin, kurabiye bırakan komşularım, iyi dileklerle, gerçekten beni sevdiklerini, yanımda olduklarını hissettirerek arayan soran herkese müteşekkirim… Sağolsunlar varolsunlar.

Bu işin bir de devlet kanadı var. Yukarıda bahsetmiştim. Ben ve annemin test sonucu pozitif çıkınca ikimizi de Beşiktaş İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden çok düzenli aradılar.

Kullandıkları dil çok özneliydi, sıcaktı. “Yemek yiyebiliyor musunuz” diye bile sordular. Her fırsatta bağışıklığımın çok önemli olduğunu, babam için kaygılansam da kendimi yemek için zorlamam gerektiğini anımsattılar. Aile hekimim Ayşegül İçkin için de aynı şey geçerli. Sürekli sordu, mesaj attı.

Kaymakamlıktan Ömer bey, “Numaramı kaydedin aldıramadığınız, halledemediğiniz bir şey olursa parası hiç önemli değil ben gelemesem de birini yönlendiririm önemli olan sizin sağlığınız” diyerek içimi ısıttı. İlçlarımı getiren filyasyon ekibi de bir o kadar nazikti.

Ayrıca, Beşiktaş Belediyesi’nden de ücretsiz psikolojik destek alabileceğime dair geçmiş olsun telefonu aldım.

Evet, salgın sürecinde çok yanlış işler oldu biliyorum özellikle ekonomik anlamda telafisi olmayan zorluklar var ama görevini iyi, sevecenlikle yapan çoğunun ismini bilmediğim görevlileri anmadan geçemezdim!

Ara vermeme babacığım vesile olmuştu, bir ay sonra işe dönmeme de o vesile oldu.

Aslında kendime ait şeyleri anlatmak çok tarzım değildir ama bu yaşadıklarım, hissettiklerim birilerinin hayatına dokunabilir, mesaj verebilirim diye içimi ‘okurlarıma döktüm’.

Bu vesileyle Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden herkese Allah’tan rahmet diliyorum.

Geride kalanlara, şu an yakınından haber bekleyenlere de sabır ve güç, hastalara ise şifa diliyorum.


secilturesay@diken.com.tr

Benim babam ‘corona’dan öldü… Lütfen, ‘Virüsü nerden kaptı’ diye sormayın!

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: