Atlantis-Sümer-İlk_Alevi-TC- 15. Bölüm

yasliİsmet GEDİK

Atlantis-Ovası dediğimiz Basra-Hürmüz-Ovası biri özgürlüğe, diğeri köleliğe dayalı iki farklı zıt kültürel gelişim oluşumuna yataklık etmiştir:3.png

Birincisi Atlantis-Ovasının düzlüklerinde yaşayan insanların yaklaşık 12 bin yıl önceleri başlatılan göçlerince oluşturulan ve Göbekli-Tepe, Çatalhöyük gibi yerleşim yerlerinde yeşeren ve yaklaşık 4-5 bin yıl öncelerine kadar Anadolu’da egemen olan kültürdür;


İkincisi, Basra-Hürmüz-Ovasının Hürmüz boğazı yakındaki (Eflatun’un Atlas denizi dediği) eski göl üzerindeki adalarda yaşayan kavim veya kavimlerin oluşturdukları kültürdür.


Bu göldeki adalarda yaşayanların, deniz yükseldikçe, daha kuzey-batı yönlerindeki adalara göç ederek, sürekli adalar üzerinde yaşamaya devam ettikleri Sümer krallar listesi kayıtlarından anlaşılmaktadır.

1.png

Şöyle ki:

  • Tufan öncesi ilk Sümer krallığı Eridug’dadır; sonra Eridug düşer (batar) ve krallık gemisi Bad-Tibiria’ya götürülür.

  • Sonra Bad-Tibira düşer (batar) ve krallık Larag’a götürülür;

  • Sonra Larag düşer (batar) ve krallık Zimbir’e götürülür;

  • Sonra Zimbir düşer (batar) ve krallık Cruppag’a götürülür;

  • Ve en son tufandan sonra da İki-Irmak (Basra) yöresine çıkılır.

Anlaşılacağı üzere, Sümerler sürekli olarak adalar üzerinde yaşamışlar ve en son ada da batınca, Basra yöresinde karaya çıkmışlar.

Adalar üzerinde yaşayan Sümer kültürü ile, ova düzlüklerinde yaşayanların zaman içinde farklı kültürler geliştirdiği anlaşılmaktadır. Önceki bölümlerde belirtildiği üzere, ova-düzlüklerinde yaşayanlar karşılıklı-ortaklık ve hizmet-alışverişlerine dayalı (yani günümüz tanımıyla kuantsal sisteme uygun) bir kültür geliştirmişlerdir. Halbuki Sümerler asil-soyluluğa (kutsallığa) ve tepeden yönetime dayalı otoriter sistem kültürü oluşturmuşlardır.

Bu nedenle Kutsallık Kuantsallığın tam tersidir.

Sümerlerin Krallar listesi tabletinde görüldüğü üzere, Sümreler toplumları tepedeki kutsal kişilerce güdülmesi gereken hayvan sürüleri olarak görmüşlerdir.

Kutsal soylular her şeyin sahibidirler, insanlar onlara hizmet için yaratılmıştır. (Çamurdan yaratılış konusunu hatırlayın.)

İşte insanların “doğru yoldan sapmaları” bu şekilde kutsallığa bağlı tepeden yönetim sisteminin hayata sokulmasıyla başlatılmıştır.

Zaman geçtikçe insanlar biraz daha “akıllanmışlar” ve kulluk-köleliğe isyan ederek, “eşitlik-özgürlük-kardeşlik” hakları talep etmeye başlamışlardır. Kutsal kralların yerini “lider” denilen insanlar almışlardır.

Ama tepeden yönetim sistemi hep korunmuştur. Zamanla kutsal insanın yerini zengin insan almıştır.

Şimdi bir soru: İnsanlık 4500 yıl öncelerine kadar neden çok hızlı bir gelişim gösterebildi?

 İnsanlık doğadaki dinamik sistemler fiziği kurallarına uyarak,

  1. Maksimum Enformasyon Prensibini uyguladı ve patlamalı (üstel = eksponansiyel) bilgi oluşturma evresine geçti.
  2. Yine dinamik sistemler fiziğinin zor durumlar karşısında karşılıklı uzlaşmaya giderek bir ortak görüşte birleşti ve güçler üst-üste çakışarak bir güç-KUDRET sistemi oluşturuldu.

İnsanların 4500 yıl öncelerine kadar karşılıklı-etkileşimlere ve bilgi oluşturmaya dayalı bir gelişim içinde olduğunun delilini Göbekli Tepe ve diğer Anadolu- höyüklerinde ortaya çıkan arkeolojik verilerden çıkartabiliriz. Şöyle ki: gerek Göbekli Tepede gerek Çayönü gibi eski höyüklerde kafataslarına çok önem verildiği görülmektedir. Neden? Çünkü “bilgi” denilen düşünce ve davranış belirleyicilik faktörünün kafa-içinde olduğunun farkındadırlar.

Göbekli Tepelilerin “Bilgiye” önem verdiklerini gösteren diğer bir veri de, insanı tasvir eden T-şeklindeki sütunlardır. Sütunlar insanı simgelediklerine göre, bu sütunlar atalar-kültü geleneğinin söz konusu olduğu anlamına gelir. Atalara saygı ise, çoğu bilgilerin atalardan devralındığının bilinmesidir ki, yine o eski zaman insanlarının “bilgi” edinmeye verdikleri önemi akla getirir.

Sonra insanlığın düşünce sisteminde çok büyük bir hata oluşmuş olmalı. İnsanlık tabana dayalı, içsel faktörlerle (yani Doğa-İçi-Güç sistemiyle) değil de, dışsal bir Doğa-Dışı-Güç-sistemiyle yaratılıp-yönlendirildiği şeklinde bir görüşle Tepeye Bağımlı Örgütlenme (TBÖ) etkisi altına girmiş olmalı. Çünkü TBÖlü sistemler tüm toplumsal ve ekolojik sorunların kaynağıdır ve bu nedenle insanlık o zamandan beri hem doğal sisteme zarar verecek tarzda davranmaktadır hem de toplumsal sorunlar yumağı içine sürüklenmiştir. Ve hala da bu sorunlar içinde boğularak yaşamaya devam etmektedir.

Tabana dayalı, yani dinamik sistemli yaşam görüşünden, tepeye bağımlı efendi-kul ilişkili sisteme geçişin ne zaman gerçekleştiği konusunda iki farklı yoldan bilgi edinmek mümkündür.

Birincisi Höyüklerin incelenmesinden geçer. Şöyle ki:

Kültepe arkeolojik verilerinin sunduğu olanak: Kültepe’de iki farklı yerleşim vardır. Biri yerel halkın yaşadığı eski tarihli höyük kesimidir; diğeri MÖ 2000’li yıllardan sonra kurulan Karum adlı yeni yerleşimdir. Eski yerleşimde tüm evler birbirlerinin benzeridir. Yeni yerleşimde ise insanlar arasında zenginlik düzeyine bağlı farklı yapılar, saraylar vs. Vardır. Dolayısıyla doğal sistemin tapulanması ve sahiplenilmesinin başlatıldığı, zenginlerin “Efendiler” olarak farklı muamele gördükleri anlaşılmaktadır.

İkinci yöntem, insanlık tarihindeki gelişimlerin hızlarındaki değişimlere bakmak: Şöyle ki:

İnsanlığın kültürel gelişim tarihi bir grafik tabloda izlendiğinde şekildeki gibi bir görüntü ortaya çıkar.

2.png

Grafikte görüldüğü üzere insanlığın bilgi oluşturma hızı yaklaşık 50 bin yıl önceleri patlamalı (üstel=eksponansiyel) yükselme aşamasına (II. Evre) geçmiştir ve (1) nolu güzergah boyunca ilerlemektedir. Ama (K) noktasına gelindiğinde (yani yaklaşık 4500 yıl önceleri) bu hız, ilerlemesi gereken güzergahtan sapar ve daha yavaş bir hızla (III. Evre) devam eder.

Bu da 4000 yıl önceleri insanlığın düşünce ve davranış sisteminde çok önemli bir olay olduğunu gösterir. Bu olay ise doğal sistemin yönlendiricilik faktörünün tabana bağlı, karşılıklı etkileşimli olmaktan alınıp, tepedeki bir sisteme tepeye bağımlı kılınmaya başlanmasıdır.

 (Bir ara bilgisi daha: III. Evredeki yavaş gelişme, yaklaşık 5 asır önce Rönesans-reform geçiren toplumlarda tekrar yükselişe (IV. Evre) geçişe olanak sağlarken, böyle bir Rönesans ve reform yapamayan toplumların hala III. Evre hızıyla yaşamaya devam etmekte oldukları görülmektedir.)

 Yani yaklaşık 4-5 bin yıl öncelerine kadar:

  • İnsanlar arasında eşitlik ve kardeşlik-arkadaşlık ruhu var; kimse diğerinden üstün görülmüyor,
  • Doğa ile iç-içe ve tüm doğal sistemle birlikte karşılıklı ilişkili bir hayat yaşanıyor,
  • Doğa ve dünyanın parsellenip sahiplenilmesi gibi bir durum yok.

3.png

Doğal sistemde krallık, efendilik, ağalık, uşaklık vs. yoktur. Örn. Bedenimiz 60 trilyon hücreden oluşur. Bu hücrelerin bir kısmı kalp, bir kısmı, böbrek, bir kısmı bağırsak gibi farklı organlarda görev almışlardır. Bu organlardaki hücrelerden biri, diğer organlardaki hücreleri kendinden üstün veya aşağı olarak algılar mı? Kesinlikle “hayır”, çünkü hepsi bir beden ortaklığı içinde bir araya geldiklerini bilirler ve birbirleriyle sürekli bir haberleşme ve yardımlaşma içindedirler.

Ama insanların oluşturdukları bu çarpık “devlet” sistemi içinde, bazı meslekler hor görülürken, bazıları çok saygın kabul edilirler. O zaman bu insanlar nasıl gerçek bir toplum oluşturabilirler?

Bir toplum içindeki tüm insanlar değerlidir. Her bir insanın farklı olması, toplum hayatında binlerce farklı meslek olması nedeniyledir. Hücreler herkesi müzisyen veya matematikçi yetenekli yapsaydı, balıkçı, hamal vs. gibi meslekleri kim yürütürdü?

5 bin yıldan beri insanlığın kültürel gelişim hızında düşme görülmesinin nedeni ise şu olmuştur:

Toplum hayatı tepedeki birileri tarafından sahiplenilince,

Halk topluma sahip çıkmamış,

Kamu malları hor kullanılmaya başlanmış,

Tepedekilere yağcılık-yalakalık yaygınlaşmış,

Halk bilgisiz bırakıldığından verimli üretim olmamış,

İnsanlar arası dayanışma ve komşuluk ruhu kaybolmuş, komşular birbirlerine yabancılaşmışlar,

Hak ve hukuk sistemi tepedekiler lehine işlemiş, halk sisteme düşman edilmiş,

 “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” sistemi oluşmuş,

Yani günümüz toplumlarında görülen tüm toplumsal hastalıkların ortaya çıkış nedeni, “Devlet” denilen tepeye bağımlı hayat görüşünün ortaya çıkarılması olmuştur.

MÖ 650lerde hüküm süren Ashurbanipal’in Ninova’daki kraliyet kütüphanesindeki yazıtı: “Ben, Ashurbanipal, evrenin kralı, tanrıların zeka bahşettiği, bilimsel bilgi edinmenin en uzlaşmacı ayrıntıları için delici zeka sahibi, bu tabletleri hayatım ve ruhumun refahı için Nineveh’teki kütüphaneye, kraliyet ismimin temellerini sürdürmek için yerleştirdim.” —

Görüldüğü üzere, devletlerin başına geçenler kendilerinin özel yaratılmış kişiler olduğuna inanırlar ve halklarını da inandırırlar.

İnsanlığın kültürel gelişim eğirişinde “Reform” güzergahı olarak işaretlen bir hızlı gelişme görülür. Bu hızlı gelişmenin nedeni, tepedekilerin halkı tam dışlamayıp, “özgür düşünme ve fikir üretme, eşit haklara sahip olma, toplumun insanların vergileriyle sürdürülebildiği, vs“ gibi yukarıda sıralanan olumsuz faktörlerin bir kısmının ortadan kaldırılmasıyla sağlanmıştır. Ama tepeden sahiplenilen “devlet” anlayışı korunmuş olduğundan, kendi halkını değil de, komşu devlet halklarını sömürme işlemleri aynen devam etmektedir.

Karşılıklı etkileşim ve tabandakilerce yönlendirilme sadece insanlar arasında değil, insan ve tüm diğer varlıklar arasındaki ilişkileri de kapsar. İnsan hücreleri çevredeki tüm diğer organik ve inorganik varlıklarla etkileşim içindedir, çünkü besin kaynağını doğadaki moleküller oluşturur. Doğadaki moleküller ise çevredeki değişim-dönüşümlerden etkilenerek sürekli değişirler. Bu değişimler doğrudan insan sağlığını etkiler. Şöyle ki:

Beslenme ve bağırsak florası sindirim sistemini bozabilmekte, bunun sonucu bağırsak hareketlerini düzenleyen sinirsel sistem bozulmaktadır, Obata, Y. et al. (2020).

Hücre içinde bozulan proteinlerin yok edilmesini sağlayan organeller aşırı ozmotik basınçla zarar görmekte, hücre sağlığı bozulmaktadır. Yasuda, S. et al (2020)

Sindirim sistemindeki mikro-organizmaların salgıladıkları kısa-zincirli-yağ-asitleri insanların iç-saat sistemini etkilemektedir.

Gün-ışığı döngülü davranışlı olan mikro-organizmalar beslenme tarzları onların iç-saat sistemlerinde değişiklik yapmakta, bu da doğrudan beden sağlığına yansımaktadır, kalp hastalıkları, kanser, zihinsel bozukluklar, vs. Tahara, Y. (2020)


3.png

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

YAŞAM ARZU'SU

Yaşam sadece vişneli çörek kutusu ya da mayın tarlası değildir...

Post-truth

Her gelecek, kendine bir geçmiş arar..

İdris'in Otağı

Sevgi Çiçeklerimi Koparabilirsiniz

ÖZGE ÖNDER

Burada Yaşam Var!

minimalist günlük.

bilinçli farkındalık, minimalizm

%d blogcu bunu beğendi: